Originally posted on :

KİM GERÇEK MÜSLÜMANDIR
Yalnız Allah’tan korkup sakınırlar
Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler. (ENFAL/2)
O halde gücünüzün yettiği kadar Allah’tan korkun, dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (TEĞABÜN/16)
Rablerinin azabından korkarlar. (MEARİC/27)
Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar, Allah’ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O’nun korkusundan titrerler. (ENBİYA/28)
Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin. (AL-İ İMRAN/102)
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size bir furkan (hakkı batıldan ayırdedecek bir anlayış) verir ve günahlarınızı örtbas eder, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir. (ENFAL/29)
Sen ancak Kur’ân’a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah’tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele.

Orijinali görüntüle 4.337 kelime daha

HAZRETİ İBRAHİM A.S


Hazreti ibrahim

Hazreti ibrahim
Açıklama: 2.1. Hz. İbrahim’in yaşadığı zaman ve mekan
İbrahim aleyhisselamın nesebi Nuh aleyhisselamın oğlu Sam’a dayanır. Hz. Nuh’un vefatı ile Hz. İbrahim arasında iki peygamber (Hz.Hud & Hz. Sâlih) vardır. Bu fasıla (rivayete göre, M.K.) 1143 senedir. Hz. Hud ile Hz. İbrahim arasında da 630 yıllık bir fasıla olduğu bildirilmiştir. Doğum yeri Bâbil kentidir .

2.2. İbrahim aleyhisselamın babası
Allahü Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de : «İbrahim, babası Âzer’e…» buyurmaktadır. Bu âyetten anlaşılacağı gibi Hz. İbrahim’in babası Âzer isminde idi. Ama, bazılarına göre İbrahim aleyhisselamın babası -Kur’anda bildirilen- putperest Âzer değil, mü’min olan Târuh idi. Bu görüsü destekleyenler arasında meşhurları Abdülhakim Arvâsi, Kadi Beydâvi ve Senâullah Dehlevi vardır, ama Şii’ler de bunu söylemektedirler . Bir rivâyete göre Âzer Hz. İbrahim’in – amcası olup – Târuh’un ölmesiyle Emile ile evlenip, Hz. İbrahim’in üvey babası oldu. Tefsir yönünden bunu böyle açıklamaktadırlar : En’am suresinin manası : «İbrahim, Âzer olan babasına dediği zaman» anlamındadır. Böyle olmasaydı Kur’an-ı Kerim’de «Babası Âzer’e dediği zaman» demeyip, “Âzer’e dediği zaman” veya “Babasına dediği zaman” demek yetişirdi . Âzer, kendi babası olsaydı “Babası” kelimesi fazla olurdu demektedirler. Bir kanıt olarak Şua’ra suresinin 219. ayetini göstermektedirler. Bu surede Allah « Secde edenler arasında dolaşmanı da görüyor » denilmektedir. Buna göre Peygamberimizin sülâlesinde hiçbir putperest yoktur. Bu görüşü reddedenler ise, ki bunlar arasında Taberi, Ebu Hayyan ve Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır vardır, açık olan âyete (En’am, 74) bir mâna verilmek istenmiştir demektedirler. Mealine göre manalar değistiği için anlamlar da değişir teorisini ileri sürmektedirler. Konuya objektif bir yönle bakmak gerekirse, Âzer’in İbrahim aleyhisselam ın babası olmaması biraz daha mantıklıdır. Sunu da belirtmek lâzım ki, bir üçüncü fikir vardır. O da, İbrahim aleyhisselamın babasının asıl isminin Tarih veya Taruh olup sonradan – bir putun ismi olan – Âzer ismine değiştirmesi. Bu da Nemrud’un onu puthanesi’nin nâzırı olarak tayin etmesinden sonra gerçekleşmiştir . Ama kaynaklar bu düşünce hakkında bilgi vermiyorlar, onun için fazla dikkat etmemek gerekir. Biz burda ilmi gerçekleri tartışmayacağımız için bunu burda noktalamak gerekir. Bu ihtilaf’ın çözümünü ancak Rahman, Rahim, Evvel, Âhir, Kebir, Aziz, Saafii, Mâlik, Gafur, Nur, Adl, Hak, Hakem, Rauf, Şehid, Veli, Kerim, Bari, Cebbar olan ALLAH bilir. Âzer ayrıca put yapardı ve Nemrud’un yakınında bulunurdu. Onun bir dediğini, iki etmezdi.

2.2. Hz. İbrahim’in doğumundan peygamberliğine kadar olan hayatı

2.2.1. Hz. İbrahim’in doğumuna kadar vukuu bulan olaylar
Nemrud (2.3.2.2. no’lu noktaya bakınız) ve ona tâbi olanlar azgınlık ve Allah’a isyan içinde yasamakta idiler. Bir gün Nemrud bir rüya gördü. Bir rivayete göre, rüyasında gökyüzünde bir nurun parladığını, güneşin, ayın ve yıldızların bu nurun ışığında kaybolduğunu gördü. Diğer bir rivayete göre ise, rüyasında bir kimsenin gelip tahtından kaldırıp kendini yere vurduğunu gördü. Müneccimlere gördüğü rüyayı anlatıp tâbir ettirdi. Bunlar “Yeni bir peygamber ve din gelecek, senin saltanatını temelinden yıkacak ! Ona göre tedbir almalısın” diye tâbir ettiler. Nemrud bu isin tedbiri kolaydır deyip, ” Bundan sonra kimse çocuk sâhibi olmayacak. Hanımlardan uzak durulacak. Doğan çocuklar, erkekse öldürülecek, kızsa bırakılacak” emrini verdi. Bu suretle 100.000 mâsum bebeği öldürüldüğü nakledilmiştir .

2.2.2. Doğumundan sonra
Bu sırada Hz. İbrahim’in annesi hâmile idi. Âzer’in durumunu bildiği için, onu doğuma yaklaşınca kendisinden uzaklaştırdı ve gizlice bir mağaraya gitti ve orda Hz. İbrahim’i dünyaya getirdi. Doğduktan sonra annesi onu emzirdi ve mağarayı kapatıp geri şehre döndü. Âzer’e ,” Çocuk çok zayıf doğdu ve hemen öldü” dedi. Bundan sonra mağaraya – gizlice -gelip İbrahim aleyhisselamı emzirip geri eve dönerdi. Rivâyetlere göre, Hz. İbrahim mağarada 7, 13, 16 veya 17 yaşına kadar kaldı .

2.3. Hz .İbrahim’in tebliği

2.3.1. Hz. İbrahim’in Allah’ı araması

2.3.1.1. Hz. İbrahim’in Allah’ı aramasından önceki durumu
Hz. İbrahim’in imanı durumunu hakkında Kur’an-ı Kerim bilgi vermektedir :«Andolsun biz İbrahim’e daha önce rüşdünü vermiştik. Biz onu iyi tanırdık » . Burdaki rüşdünü vermek peygamberlik, yahut İbrahim aleyhisselamın risâletten önce sahip olduğu hidayet ve doğruluk manasına geldiği tefsirlerde bildirilmiştir. Bu da gösteriyor ki, peygamberlik Hz. İbrahim’e genç yasta verilmiş idi.

2.3.1.2. İbrahim aleyhisselamın tefekkür ile tevhid’i bulması
İbrahim aleyhisselam hakkında Allahü Teâlâ « Halil’im » demiştir. Bu da onun Allah’ı arayıp bulmasındandır. Bunun için Kur’an-ı Kerim’de şunlar buyrulmuştur : «Böylece biz, kesin iman edenler olması için İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk. Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü, Rabbim budur, dedi. Yıldız batınca, batanları sevmem, dedi. Ay’ı doğarken görünce, Rabbim budur, dedi. O da batınca, Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurum,dedi. Güneşi doğarken görünce de, Rabbim budur, zira daha büyük, dedi. O da batınca, dedi ki : Ey kavmim ! Ben sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım » . Bu olay resmi olarak bakılırsa Hz. İbrahim’in peygamberlik başlangıcıdır. Bundan sonra Hz. İbrahim Bâbil kavmine Allah’ın emirlerini tebliğ etmeye başladı ve birçok delil gösterdi.

2.3.1.3. İbrahim aleyhisselam ın putları kırması
Babil halkı Allah’ın yolundan saptığı için her sene putlar için âyin düzenlerdi. Bu âyinde bir yere toplanır bayram yapar ve sonra puthaneye gider, putlara secde eder, sonra da evlerine dönerlerdi. Böyle bir bayram günü, İbrahim aleyhisselam put haneye girip, bir balta ile bütün küçük putları kırdı. Baltayı da, en büyük putun boynuna aşdı ve oradan uzaklaştı. Keldâniler puthâneye girince bütün putların kırıldığını gördüler ve bunu yapanı yakalayarak cezalandırmak istediler. Hz. İbrahim’i getirip, bu isi sen mi yaptın dediler. İbrahim aleyhisselam « Kendisi dururken küçük putlara tapınılması istemediği için, boynunda asılı olan büyük put yapmıştır. İnanmazsanız kendisine sorunuz » buyurdu. Onlar ‘Putlar konuşamaz ki, sen onlara sor diyorsun’ dediler. Bunun üzerine İbrahim aleyhisselam « O halde konuşamayan ve kendilerini kırılmaktan kurtaramayan putlara neden ibadet edersiniz ? Size ve tapdığınız putlara yazıklar olsun » dedi , ama bu hiç bir fayda vermedi, çünkü onlar : «Dediler ki. Biz, babalarımızı bunlara tapar kimseler bulduk ».

2.3.2. İbrahim aleyhisselamın ateşe atılması
İbrahim aleyhisselam putları kırınca putperestler bu işin onun yaptığını anladılar ve ceza vermek üzere hapsettiler. Durumu Nemrud’a bildirdiler.

2.3.2.1 Hz. İbrahim ve Nemrut
Rivayete göre Nemrut Hz. İbrahim’in yaptığını duyunca onu yanına çağırdı. O zaman insanlar Nemrut’a secde ederlerdi. İbrahim aleyhisselam secde etmeyince Nemrut ” Niçin secde etmedin” diye sordu. Hz. İbrahim de: « Ben beni yaratan Allahü Teâla’dan ziyade secde etmem » buyurdu. Nemrud ” Seni yaratan kim ? ” diye sorunca, İbrahim aleyhisselam: « Benim Rabbim, dirilten ve öldüren Allah’dır » diye cevap verdi. Nemrut, ” ben de diriltirim” diyerek zindandan iki kişi getirtti. Birini serbest bırakıp, birini öldürdü. Güya böylece diriltmiş ve öldürmüş oldu. Hz. İbrahim bunun karşısında : « Benim Rabbim güneşi doğudan getirir, doğurtur. Eğer gücün yetiyorsa sen de batı’dan doğdur » buyurunca Nemrut şaşırıp, âciz kaldı. Bu husus Bakara suresinin 258. âyetinde bildirilmiştir . Bu münazaranın vukuu bulduğu zaman hakkında iki rivayet vardır. Birincisi, İbrahim aleyhisselam putları kırınca onu yakalayıp hapsettiler. Sonra ateşe atmak için hapisten çıkarıp , Nemrut’un yanına götürdüklerinde gerçekleşmiştir. Diğer rivayete göre insanlar arasında büyük bir kıtlık çıkmıştı. Bundan dolayı insanlar yiyecek almak için Nemrut’a giderlerdi. Nemrut her gelene, “Senin Rabbin kim ? ” diye sorar ve “Benim Rabbim sensin” diyenlere gıda maddeleri verirdi. Hz. İbrahim yiyecek almaya gelip Nemrut ona bu soruyu sorunca İbrahim aleyhisselam : « Benim Rabbim dirilten, hayat veren ve öldürendir » dedi ve böylece bu münazara vukuu buldu . Bu olaydan sonra Keldâniler Halilallah’ı ceza vermek istediler ve onu ilk önce hapse attılar. Sonra Nemrut onu ateşe atmaya karar verdi. Rivayete göre bu fikri Nemrut’un aklına Hênun adında biri getirdi ve Allah onu sonra yerin dibine batırdı.

2.3.2.2. Nemrut hakkında bilgiler
Burada Nemrut hakkında bazı bilgilere değinmek istiyorum. Çünkü bir Müslüman için önemli olan düşmanlarını iyi bilmesi. Nemrud da vahşî bir düşmandır. Nemrut gaddar ve zâlim bir hükümdardı. Bir rivayete göre Nemrut onun hakiki ismi değil, – firavun – gibi bir ünvandı. Nemrut çocukken burnuna bir yılan yavrusu kaçmış, bu yüzden son derece çirkinleşmişti. Babası bile tahammül edememiş ve öldürmeye karar vermiş. Fakat annesinin yalvarması üzerine, onu bir çobana teslim etmiş , çoban da, onun çirkin yüzüne bakmaya dayanamadığından, onu dağ başında bırakmış, dağda Nemrud isminde bir dişi kaplan, çocuğu emzirerek, onun yaşamasına sebeb olmuştur. İsmi (Nemrud) bu kaplandan gelmektedir. Babası öldükten sonra hükümdarlığa geçen Nemrud, kendisini ilah zannediyor ve bütün halkın kendisine tapmasını istiyordu .

2.3.2.3. Ateş’in Halilallah’ı yakmaması
İbrahim aleyhisselam’ın ateşe atılması kararlaştırıldıktan sonra odun toplanıyor ve kocaman bir ateş yakılıyor. Problem Halilallah’ı ateşe atmakta. Rivayete göre İblis insan şekline girip Nemrud’a mancınık kullanmasını tavsiye ediyor . Kur’an’da : « Onun (İbrahim) için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın ! dediler » buyurulmuştur. Bir bina (mancınık) yapılıp oradan İbrahim aleyhisselam ateşe atılınca, ateş bir gül bahçesi oluyor. Diğer bir rivayete göre içi balık dolu bir havuz oluyor ateş. Ve böylece ateş Halilürrahman’ı yakmıyor. Bu kurtarma olayı Kur’an-ı Kerim’in Enbiya suresinde bildirilmiştir : « Ey ateş ! İbrahim için serinlik ve esenlik ol» dedik. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler, fakat biz onları, daha çok hüsrana uğrayanlar durumuna soktuk » . Bugün Ş.Urfa’da « Ayn-i Zelika » veya « Halilürrahman » isminde 50×30 m boylarında bir havuz vardır. Buranın Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı yer olduğu, balıkların odunlardan meydana geldiği iddia olunmakta ve kimse bu balıklara dokunmamaktadır . Tevrat’ta bu ateş olayı hakkında -;İbrahim peygamberin yahudilerin soyunun babaları kabul edildiği halde – bir bilgi yoktur.

2.4. İbrahim peygamberin Bâbil’i terketmesi
Kur’an-ı Kerim’de buyuruluyor ki : « (Oradan kurtulan İbrahim :) Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek » . Böylece Hz. İbrahim küfür diyarından hicret ederek Şam’a gidiyor . Hicret ederken de, « Ey Rabbimiz, ancak sana tevekkül ettik ve (taatle) sana yöneldik ve ahirette de dönüşümüz ancak sanadır » diye dua ettikleri Mümtehine suresinin 4. ayetinde bildirilmiştir . Başka bir rivayete göre Harran’a (Filistin) gittiği rivayet edilir .

2.5. İbrahim aleyhisselam Mısır’da
İbrahim aleyhisselam oradan sonra zevcesi Hz. Sâre ile birlikte Mısır’a gitti. Rivayete göre o sıralarda 38 yasında idi. O zamanın Firavunu çok zâlim ve cebbâr, Sinan bin Ulvân isimli, Dahhâk’ın kardeşi olan pek kibirli birisiydi. Firavun güzel kadınlardan çok hoşlanırdı ve güzel bir kadın gördü mü hemen onu ne pahasına olursa olsun Haremine alırdı. Kadının kocası varsa onu öldürürdü. Hz. Sâre çok güzel bir kadın olduğu için, Firavun veya Melik İbrahim aleyhisselama zevcesinin kim olduğu hakkında sorunca İbrahim aleyhisselam Firavunun Hz. Sâre’ye musallat olmasını engellemek için din bakımından kardeşi olduğuna niyet ederek : « Kız kardeşimdir » dedi. Pek zâlim olan bu hükümdar, Sâre hatunu almak isteyip sarayına çağırttı. Fakat musallat olmak isteyince nefesi kesilip, elleri, ayakları tutmaz oldu. Yere yıkılarak debelenmeye başladı. Allahü Teâlâ Hz. Sâre’yi Firavun’un şerrinden koruyup musallat olmasını engelledi. Hükümdar bu durum karşısında korkusundan Hz. İbrahim’in zevcesini ona geri yolladı . Hz. Sâre’ye yaklaşınca onu cin zannettiğinden, yanına bir de Hâcer isimli bir câriye verdi. Böylece bundan kurtulacağını zannetti . Bu olay Ebu Hureyre’nin bildirdiği Hadis ile bildirilmiştir (bkz. Buhari, Müslim). Tevratta da bu olayın böyle – küçük modifikasyonlarla – gerçekleştiği yazmaktadır . Bundan sonra Halilürrahman Mısır’ı terkedip geri Filistine dönüp Sebu’ isimli yere yerleşiyor .

2.6. Hz. İsmail
İbrahim aleyhisselam’ın Hz. Sâre’den çocukları olmuyordu. Yaşları da gittikçe ilerliyordu. İbrahim aleyhisselam Bâbil’den ayrılırken: «Rabbim ! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi » diye niyazda bulundu. Hz. Sâre’de bunu çok istiyordu, ama çocuğu olmuyordu. Firavun’un kendisine verdiği câriyesi Hz. Hâcer’i azad edip İbrahim aleyhisselama evlenmesi için verdi ve Hz. İbrahim Hz. Hâcer ile evlendi. Bu evlilikten Hz. İsmail doğdu. Muhammed aleyhisselam ın (s.a.v.) nuru Hz. İsmail’in alnında intikal etti. İbrahim aleyhisselam onu çok sever ve yanından ayırmazdı. Hz. Sâre nurun kendisine intikal edeceğini umuyordu. Bu sebeple Hz. Hâcer’e karsı kalbi gayret hâsıl oldu. Ve birgün İbrahim aleyhisselam’dan Hz. Hâcer ile Hz. İsmail’i başka bir yere götürüp bırakmasını istedi. Allah’ın emriyle Halilallah bu isteği yerine getirdi ve Hacer hatun ile İsmail aleyhisselamı (s.a.v.) alıp Mekke’ye götürdü ve onları orada bıraktı . İlerisini Hz. İsmail’in hayatında…

2.7. Misafir melekler

2.7.1. Meleklerin müjdesi
İbrahim peygamberin yaşı gittikce ilerliyordu. Bu sırada melekler gelip İbrahim aleyhisselama bir oğlunun doğacağını müjdelediler : « Hem o kullara, İbrahim’in misafirlerinden haber ver. Hani melekler, İbrahim’in yanına girdikleri zaman, “selam” demişler, İbrahim de onlara: “Biz sizden korkuyoruz” demişti. Melekler: “Korkma ! Gerçekten biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz” dediler » . Rivayete o sırada Hz. İbrahim 120 ve Hz. Sâre de 99 yaşında idi. Müjdeyi vermek üzere gelen melekler gayet güler yüzlü birer´genç suretinde İbrahim aleyhisselam ın karşısına çıktılar. Bunların Cebrail (a.s.), Mikail (a.s.) ve Israfil (a.s.) olduğu Ibn-i Abbas’dan rivayet edilmiştir. Cebrail aleyhisselam ile birlikte 7 veya 9, veya 10 bir yahut da 12 meleğin bulunduğu rivayet edilmiştir. Melekler bu müjdeyi verdikten sonra Lut kavmini helak etmeye gittiler (genis malumat icin bkz. «Hz.Lut»). Melekler, “Selamunaleyke” deyince İbrahim aleyhisselam “Aleyküm selam” diyerek mukabelede bulundu. Onları evinde en iyi yere oturttuktan sonra ikram etmek üzere hemen bir buzağı getirdi. Misafirlerine ikram etti ise de onlar yemedi. Bundan dolayı Hz. İbrahim’in kalbine biraz şüphe düştü. O zamanın âdetine göre bir eve misafir gelip, ikram edilenden bir şey yerse ondan emin olunurdu; misafir bir şey yemezse onun zarar vermek için geldiği hükmedilirdi. İbrahim aleyhisselam tekrar melekleri davet edince, onlar “Biz yemeğin ücretini vermeden yemeyiz” dediler. Hz. İbrahim “Bedelini verin de yiyin. Bu yemeğin bir ücreti var diye karşılık verdi. Melekler bu ücreti sorunca, Hz.İbrahim: « Bismillah ,demek. Sonunda da Elhamdülillah, demektir » dedi. Bunun üzerine Hz. Cebrail, Mikail aleyhisselam bakarak : « Bu zât, Allahü Teâlânın dost edinmesine lâyık bir kimsedir » buyurdu. Bu sırada Hz. Sâre perde arkasında duruyordu. Meleklerin müjdesi üzerine: «(İbrahim’in karısı:) Olacak şey değil ! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım ? Bu gerçekten şaşılacak şey ! dedi » dedi. Âyet-i kerimede onun için « Dâhiket » buyrulmuştur. Bu kelime hem gülmek, hem de hayz oldu manasına gelmektedir. Cumhur’a göre gülme manasında kullanılırsa da Ikrime ve Mücahit’e göre hayz oldu anlamındadır bu kelime. Ayrıca gülmesi hakkında da değişik rivayetler vardır. Meleklerin korkma demesi üzerine İbrahim aleyhisselam ın korkusunun gitmesi için gülmüştür. Bir başka rivayete göre İshak aleyhisselamın müjde verilmesi hakkında ellerini yüzüne kapayıp gülmüştür. Çünkü kendisi çok yaşlanmıştı ve bir çocuk doğurmanın ihtimali sıfırdı o yaşta. Hz. İbrahim de yukarıda belirttiğimiz gibi 120 yaşına gelmişti. Diğer bir rivayete göre, ellerini yüzüne kapaması, yaşlılığında hayz görmesinden ve bunun farkına varmayıp hayâsı sebebiyle utanmasından ileri geldiği bildirilmiştir. Hz. Sâre’nin bu sözlerine karşılık melekler ” Sen Allahü Teâlânın emrine mi, takdirine mi şaşıyorsun” dediler ve İbrahim aleyhisselam ın çıkıp Lut kavmi’nin ikamet ettiği yere gittiler . Yahudiler İbrahim aleyhisselam ın misafirleri hakkında başka bir beyânat vermektedirler. Onlara göre Hz. İbrahim’e melekler değil, bizzat – tövbe hâşaa – Allah gelmiştir. Yanına da bazı melekler almış, güya . Ve onlara göre misafirler Hz. İbrahim ile beraber yemek yemişler.

2.7.2. İshak aleyhisselam ın doğumu
Meleklerin haberinden 1 sene sonra Hz. İshak doğdu . İleride Hz. İshak hakkında mâlumat vereceğim.

2.8. Hz. İbrahim’in Mekke’ye yolculuğu

2.8.1. İbrahim aleyhisselam Mekke’de
İsmail aleyhisselam büyüyüp gençlik çağına girmişti. Cürhümilerden Arapca öğrenmiş ve onlar arasında yüksek makama erişmişti. O Cürhümilerden bir kız ile evlendi. Bu sırada ise Hâcer aleyhisselam vefat etmişti. O sırada Hâcer hatun 99 yasında idi ve Kâbe’nin bitişiğinde bir yer olan ve Hicr denilen yere defn edildi . Ibrahim aleyhisselam bir gün oğlunu ziyaret etmek üzere Şam’dan Mekke’ye doğru yola çıktı. Hz. İsmail’in evine varınca oğlu yiyecek temin etmek için evde yoktu. İbrahim aleyhisselam Hz. İsmail’in hanımından mali durumlarını sorunca, hanımı hallerinden şikâyetci oldu. Giderken de oğluna söylemesi için tenbihte bulundu: ” Kocan geldiğinde benden selam söyle, kapısının eşiğini değiştirsin” ve oradan ayrıldı ve evine geri döndü. İsmail aleyhisselam eve gelip bunu duyunca, olayı anladı ve hanımından ayrıldı. Başka bir kadınla evlendi. İbrahim aleyhisselam bir müddet sonra Mekke’ye yine gidince oğlu yine evde bulunmuyordu. Bu sefer Hz. İsmail’in hanımına aynı soruyu sordu. O da cevaben: ” Biz hayır ve saadet içindeyiz ” dedi. Ne yiyip içtiklerini sorunca da, “Et yiyip, zemzem içiyoruz” dedi. Bunun üzerine Halilallah: ” Yâ Rabbi ! Bunların etlerini ve sularını mübarek kıl, bereket ihsân eyle ” diye dua etti ve oradan geri Şam’a döndü. Ibn-i Abbas’ın rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki:«İbrahim (a.s.) zamanında Mekke civarında hububat bilinmiyordu. Av etiyle beslenirlerdi. Eğer o zaman hububat mâlum olsaydı, İbrahim (a.s.) hububat hakkında dua ederdi » . Ibn-i Abbas bu Hadis hakkında buyurdu ki: ” İbrahim aleyhisselamın bu duasının bereketiyle Mekke sıcak olmasına rağmen, et ile su, burada diğer yerlere nazaran insanlara daha faydalıdır ” .

2.8.2. Kâbe’nin inşası
Günlerden bir günde Allahü Teâlâ haliline Kâbe-i Muazzamayı yapmasını emreyledi. Kâbe’nin inşası hakkında iki rivayet vardır : Melekler Allah-i Zişanın emriyle binâ ettiler; Adem aleyhisselam melekler ile birlikte inşa etti. Bunun üzerine İbrahim aleyhisselam yeniden Mekke’ye doğru yola çıktı. Mekke’de oğlu İsmail aleyhisselamı zemzem kuyusu başında buldu. Allah’ın emrini ona da söyledi ve İsmail aleyhisselam ona yardım edeceğini ekledi. Kâbe’nin nereye yapacağını bilmediği için, bir rivayete göre Cebrail aleyhisselam Kâbe’nin su andaki yerini gösterdi. İlkönce temeli kazmaya başladılar ve Adem aleyhisselam zamanındaki temeli buldular. Ayni temel üzerine Kâbe’yi inşa ettiler. Hz. İbrahim oğlunun getirdiği taşlarla, Cebrail aleyhisselamın târifine uyarak Kâbe’yi yapıyordu. Nihayet Kâbe’nin duvarları yükseldi ve yukarıya tas yetişemez oldu. Bundan dolayı büyük bir taş getirdiler ve İbrahim aleyhisselam bu tasa basarak duvar örmeye başladı. Mübarek ayağının izi çıkan bu taşa da Makâm-i İbrahim denilir. Kâbe de tavaf namazı bu taşın bulunduğu yer olan Makâm-i İbrahim’de kılınır . Kâbe tamamlanınca İbrahim aleyhisselam oğluna: ” Ey İsmail ! İyi bir taş getir ki, hacılara işaret olsun” buyurdu. İsmail aleyhisselam bir taş getirdi ise de Hz. İbrahim daha iyi bir taş istedi. Bunun üzerine, Ebu Kubeys dağından: ” Cebrail aleyhisselam tûfanda bana bir taş emanet etti. Gel onu al ! ” diye bir ses işitti. Hemen Ebu Kubeys dağından Hacer-ül-esved taşı alınıp, Kâbe’deki yerine kondu . Kâbe inşa edildikten sonra İbrahim aleyhisselam, Allah’ın: « İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde (…) tavaf için Kâbe’ye gelsinler » emriyle, yüzünü Yemen tarafına çevirip: ” Ey insanlar ! Allahü Teâlâ bir ev bina ettirdi ve bu evi ziyaret etmenizi emreyledi. Geliniz, Kâbe’yi ziyaret ediniz ” diye seslendi. Allahü Teâlâ da sesini bütün dünyaya duyurdu. İnsanlar bu sesi duyunca: « Lebbeyk Allahümme Lebbeyk ” diye cevap verdiler. O zaman, ana rahminde ve baba sulbünde olan ne kadar hacca gidecek varsa « Lebbeyk » dediler. Bir defa gidecek olan bir kere, iki defa gidecek olan iki kere ve daha fazla gidecek miktarına göre cevap verdiler . Kâbe’nin inşasından sonra İbrahim aleyhisselam Şam’a dönüyor ve bütün aile efradını alıp Hac ediyor.

2.8.3. Kâbe hakkında bilgiler
Kâbe-i Muazzama, Mescid-i Haram’ın ortasında, dört köse tastan bir oda olup, 17 m yüksekliktedir. Kuzey duvarı 8,8 m, güney duvarı 7 m, doğu duvarı 11,9 m, batı duvarı da 12,8 m genişliktedir. Doğu ve güney duvarları arasındaki kösede Hâcer-ül-esved taşı bulunmaktadır. Kâbe’nin doğu duvarında bir kapı vardır. Kapı yerden 1,7 m yükseklikte, eni 1,7 m ve boyu 2,7 m’dir. Kâbe’nin dört köşesine Rükn denir. Şam’a doğru olana Rükn-i Sâmi, Bagdat’a olana Rükn-i Irâki, Yemen tarafina olana Rükn-i Yemâni ve dördüncü köseye de Rükn-i Hacer-ül-esved denir .

2.9. Hz. İbrahim aleyhisselam ın duası

2.9.1. İbrahim aleyhisselamın iki duası

2.9.1.1. Halilallah’ın Kur’andaki duası
Kâbe’yi tamamladıktan sonra İbrahim aleyhisselamin dua ettiği Kur’an-ı Kerim’de zikredilmektedir :«Hatırla ki İbrahim şöyle demişti: Rabbim ! Bu şehri (Mekke’yi) emniyetli kıl, beni ve oğullarını putlara tapmaktan uzak tut. Çünkü onlar (putlar) insanların birçoğunun sapmasına sebep oldular, Rabbim. Simdi kim bana uyarsa o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, artık sen gerçekten çok bağışlayan, pek esirgeyensin . Ey Rabbimiz! Ey sâhibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını senin Beyt-i Harem’inin (Kâbe’nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vâdiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kisminin gönüllerini olara meyledici kil ve meyvelerden bunlara rizik ver! Umulur ki bu nimetlere şükrederler. Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki sen bizim gizleyeceğimizi de açıklayacağımızı da bilirsin. Çünkü ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. İhtiyar halimde bana İsmail’i ve İshak’i lütfeden Allah’a hamdolsun! Şüphesiz Rabbim duayı işitendir. Ey Rabbim! Beni soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! duamı kabul et! Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla ! » .

2.9.1.2. Hz. İbrahim’in ikinci duası
İbrahim aleyhisselamin diğer duası hakkında da İmam-ı Gâzâli mâlumat veriyor: ” İbrahim aleyhisselam sabahladığı vakit şöyle buyuruyordu: « Ey Allah’ım. Bu gün yepyeni bir yaratılıştır. Binâenaleyh bugünü tâatinle benim için aç, mağfiret ve rızanla kapat! Bugün de bana nezdinde kabul olunacak haseneyi ihsan eyle. O haseneyi geliştir ve benim için onu kat kat artır. Ve bugünde işlemiş olduğum günahları benim için affeyle. Çünkü bolca affeden ve her nimeti kullarına ihsanda bulunan, kullarını şiddetle seven, daha istemeden evvel onların isteklerini bilip takdir eden sensi » . Râvi diyor ki: Bir kimse Hz. İbrahim’in duasıyla sabahladığı takdirde o günün şükrünü edâ etmiş sayılır .

2.9.2. İbrahim aleyhiselamın babası için duası
Kur’an-ı Kerim’den bize nakledildiğine göre İbrahim peygamber babası için Allah tarafından istiğfar dilemiştir. Mucizât-i Kur’an-iyenin Tevbe suresinin -113. âyetin mukabili olarak – 114. âyetinde: «İbrahim’in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi. Ne var ki, onun Allah’ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz ki İbrahim çok yumuşak huylu ve pek sabırlı idi» . İbrahim aleyhisselam babasına kendisinin affı için Allah’a dua edeceğine dair söz vermiş ve onun Allah tarafından affını dilemişti. Fakat babasının Allah düşmanı olduğunu anlayınca dua etmeyi bıraktı . Peygamberimiz (S.A.V.) de amcası Ebu Tâlip için Allah’tan mağfiret dilemek istemiş, bunun üzerine Tevbe sure-i şerif’in 113. âyeti inmişti.

Resmin Adı : Hazreti ibrahim

Hazreti ibrahim

ÖNCE BİZ KONTROL EDELİM


ÖNCE BİZ KONTROL EDELİM
21.09.2012



Son zamanların yaşanan ekonomik sıkıntısına birde araç muayeneler eklendi…
Artık 6 aylık periyotlarla yapılacak araç muayene işlemleri için servisimizde 20 TL karşılığında yapılan far temizliği ile farınızı değiştirmenize gerek kalmayacak!..

Ayrıca servisimizde muayeneden önce ücretsiz son kontroller yapılmaktadır. Kontrollerimizden sonra araç muayene istasyonlarına rahatlıkla gidebilirsiniz.

Ve 25 yıldır bu sektörde hizmet vermekte olan Şanal Motorlu Araçlar özel aletleri ile vatandaşın iç rahatlığı ile bineceği araca ekspertiz yoluyla kefil oluyor.

Oto Ekspretiz ile araba satın alma güvencesini yaşayabilirsiniz. Tüm arabaların Oto Expertzini yapıp size raporu isteğiniz şekilde göndererek gönül rahatlığıyla araç almanızı sağlıyoruz. www.adanareno.com

MANEVİ RAHATSIZLIKLAR İÇİN OKUNACAK DUALAR




Burada bahsi geçen Ayeti kerimeler Cinlenmiş, Sihir yapılmış, 
Yahut cinler tarafından rahatsız edilen kişilerce okunması önemle tavsiye olunur. 

Bu ayetler belirli miktarlarda okunmalı Bir gün içinde 3 ten fazla hastaya okunmamalı eğer hastanın durumu ilerlemişse zaten ilk okumada hemen tesirini gösterecektir. 

Eğer okuma devam edilirse bu ayetler hastanın içindeki cinin yanmasında yahut hastalanmasında çok büyük tesiri vardır. 

Okumalar zamana yayılmalı 3, 7 gün gibi zaman zarfında 3 er kere okunabilir. 
Aynı zamanda bu ayetler Nazar içinde okunabilir ve ayrıca nazar bahsindede geçecektir. 


Hastaya okumanın şartları: 

1- Hasta huzurda olacak, kendisi olmadan herhangi bir şekilde okuma yapılamaz. Eğer kadın ise yanında mahremi olmalı. Ve temiz olmalı(Adet halinde olmamalı.) mümkünse namaz abdesti almış olmalı.Eğer temiz değilse cinler hastaya çok fazla eziyet edebilir. rahatsızlığını zararlı duruma getirebilirler. dikkat edilmelidir.

2. Hastanın Manevi durumuna dikkat etmesi lazım eğer dikkat etmezse o kapı daima açıktır.okuma esnasında çıkan cin tekrar geri dönebilir.Elinden geldiğince Namaza devam etmeli.Namaz bir kaledir. Allah Teala o kaleye girenleri inşaallah lütfuyla muhafaza eder.

3- Okuma esnasında evde yahut okumanın yapıldığı yerde canlı resmi bulunmamalı (kedi/köpek/insan çocuk resmi dahil canlılara herhangi bir resim olmamalı)

4- Üzerinde Ehil biri tarafından (Ayet ve hadis harici yazılar bulunmayan) muskalar hariç bütün muskalar çıkartılmalı. Bazen yanlış yazılan yazılarda cinlere kapı açabilir, okumanın etkisini azaltabilir.

Okuma şu şekilde olmalı: Okuyan kişi önce 11 salavat-ı şerife, 11 istiğfar ( estağfirullahel aziym el kerimellezî la ilahe illa hü el hayyel kayyüme ve etübü ileyh) diyerek Ya rabbi şu hastanın üzerinde onu etkileyen her netürlü hastalık cin peri büyü nazar hasılı her ne türlü pislik varsa acilen şifa ver, Bismillahişşâfi bismillahil kâfi Bismillahil muafî bismillahillezi la yedurru measmihi şey’ün fil erdzi vela fissema’i ve hüvessemi’ul aliym. diyerek başlamalı ve şu ayetleri okuyarak hastanın sağ kulağına her ayet sonunda üflemeli gerekirse bu işlem 3,5 ,7,11,21 defa tekrarlanabilir eğer içeride cin varsa hasta mutlaka tepki verecek çeşitli işaretlerle kendini belli edecektir. 

Not: Buradaki ayetler sadece bilinmesi amacıyla konulmuştur. Bu ayetleri kişi kendisinede okuyabilir. Başkasının kendisine okuması daha faydalıdır. Okutacak kimse bulamazsa kendi kendinede okunabilir. Okunan ayetler hem hastanın sağ kulağına mümkün değilse üzerine hemde bir bardam zemzem suyu olursa iyi olur yoksa memba suyu o da yoksa çeşme suyuna üflenir ve okuma sonunda bu su hastaya içirilir. Okumayı yapacak kişinin arapça harflerle okumasını tavsiye ederim latin harfleriyle yapılacak okumalarda yanlış harekelerin çıkması söz konusu olabilir o yüzden tecvidli olarak okuyan birisinin olması daha güzel olur. 

Okunacak Ayetler sırasıyla şunlardır:

1- Fatiha;

Bismillahirrahmanirrahıym. Elhamdülillahi rabbi alemiyn Errahmânirrahıym.Maliki yevmiddiyn. İyyâkena’büdü ve iyyakenestaıyn. İhdinassıratal mütekıym. Sıratalleziyne en’amte aleyhim gayril mağdzubi aleyhim veledzaalliyn.

2- Bakara süresinin ilk dört ayeti:

Elîf, Lâm , Mîm. Zelikel kitâbü lâraybe fîhi hüdenlilmüttekıyn. Elleziyne yü’ minune bil gaybi ve yukıymunessalate ve mimma razeknâ hüm yunfikun. Velleziyne yü’minune bima ünzile ileyke vema ünzile min kablike ve bil âhıratihün yüükınûn.

3- Bakara süresinin 163-164. ayetleri:

İlahüküm ilahün vahidün lâ ilahe illâ hüverrahmânürrahıym. İnne fî halkıssemavati vel erdzi vahtilafilleyli vennehari vel fülkilletî tecrî fil bahri bima yenfe’unase ve mâ enzelellahü minessemai min main fe eahyâ bihil erdza bea’de mevtiha ve besse fîhâ min külli dâbbetin ve tasrifürriyah vessehabil müsahhari beynessemâi vel erdzi leayatin likavmiy ya’kılûn.

4- Ayet-el kürsî

Allahü lâ ilahe illa hüvel hayyül kayyûmü lâ te’ huzühü sinetün vela nevm. Lehü mâ fissemâvati vema fil erdz. Men zellezî yeşfe’u iyndehü illa bi iznihi ya’lemu ma beyne eydihim vema halfehüm vela yuhıytune bişeyim min ı’lmihi illa bima şâ e vesia kürsiyyühüssemavati vel erdz. Ve lâ yeûdühü hıfzuhüma ve hüvel aliyyül azıym.

5- Bakara süresi 285-286. ayetler(Amerrasülü):

Âmenerrasulü bima ünzile ileyhimirrabbihi vel mü’minûn. Küllün âmene billahi ve melâiketihi ve kütibihi ve rusülihi lânüferrikubeyne ehadimmirrusülih, Ve kalû semi’na ve eta’na gufraneke rabbena ve ileykel masıyr. La yükellifullahü nefsen illa vüs’ahê lehea ma kesebet ve ileyhea mektesebet. rabbena lâ tüeahıznâ innesiynâ ev ehta’na. Rabbena vela tehmil aleyna iısran kema hameltehü alelleziyne min kablina. Rabbena vela tühammilna mâ lâ tâ katelena bih. va’fü ‘annâ veğfirlena verhamnâ ente mevlâna fensurnâ alel kavmil kâfiriyn.

6- Alî İmran 18. Ayet: 

Şehidallahü ennehü lâ ilahe illâ hüve vel melâiketü ve ülül ‘ılmi kâimem bil kıst. Lâ ilahe illâ hüvel ‘aziyzül haküym.

7- Âraf 54. Ayet:

İnne rabbekümüllahüllezî halakassemâvâti vel ardza fî sitteti ayyamin sümmestevâ alel arşi yüğşilleylennehara yatlübühü hasisen veşşemse vel kamera vennücume müsahharatim biemrih. Elâlehül halku vel emr. Tebarakellahü rabbül âlemiyn.

8- Mü’minûn süresi son 3 ayeti:

Efehasibtüm ennema halekaküm ‘abesen ve enneküm ileyna la türce’ûn.Fete’alalahül melikül hakku Lâ ilahe illa hüve rabbül ‘arşil keriym. Vemen yed’û me’allah, ilâhen âhara lâ bürhane lehû bihi feinnemâ hisabühü ‘ıynde rabbih. İnnehü Lâ yüflihül Kâfirun. Ve kurrabbiğfir verham ve ente hayrurrahimiyn.

9- Saffat Süresi 1-10 ayetleri:

Vessâffati saffen, fezzacirati zecran. fettaliyati zikran. inne ilaheküm ilahün vahid. Rabbssemavati vel ardzı vema beynehüma ve rabbül meşarık. İnnâ zeyyennessemâeddünya biziynetinil kevakib. Ve hifzam min külli şeytanim marid.. La yessemme’ûne ilel meleil e’alâ ve yükzefune min külli canib. Dühuranvelehüm azeabün vasib. İllâ men hatıfel hatfete fe etbe’ahü şihabün sâkib.

10- Haşr süresi son üç ayeti:

Lev enzelnâ hazel kur’ane âlâ cebelin leraeytehû haşiam mütesaddiam min haşyetillah. Vetilkel emsalü nadzribüha linnasi le’allehüm yetefekkerûn. Hüvallahüllezî la ilâhe illâ hü. Âlimül gaybi veşşehadeti hüverrahmanürrahiym. Hüvallahüllezi lâ ilahe illa hü. Elmelikül kuddüsüselamül mü’minul müheyminülaziyzül cebbarul mutekebbir. Hüvallahül halikul bariül müsavviru lehül esmaül hüsna yüsebbihu lehü ma fissemavati vel erdzi. ve hüvel aziyzül hakiym.

11 Cin süresi ilk 3 ayeti:

Kul ühıye ileyye ennehüsteme’a neferum minel cinni fekalü inna semı’na kur’anen aceba.Yehdî ilerruşdi feamenna bih. Ve ennehü teala ceddü rabbina mettehaze sahibeten velâ veledâ. Ve ennehü kâne yekûlü sefîhünâ ‘alellahü Şetatea.

12- İhlas :

Bismillahirrahmanirrahiym. Kul hüvellahü ehad. Allahüssamed. Lem yalid. Velem yüüled velem yakün lehü küfüven ehad.

13- Felak:

Bismillahirrahmanirrahiym. Kul euzü birabbil felak. Min şerri mâ halak.Ve min şerri gâsıkin izâ vekab. Ve min şerrinneffaseati fil ukad. Ve min şerri hasidin izea hased.

14- Nas süresi:

Bismillahirrahmanirrahiym. Kul eûzü birabbinnasi melikinnasi ilahinnas. Min şerril vesvasil hannas. ellezî yüvesvisü fî sudürinnas. minel cinneti vennâs.

Eğer Okuma esnasında hasta ağlamaya başlarsa o hastanın üzerinde sihir var demektir o zaman okuma işlemine şu ayetlerle devam edilmeli bunlar bittiğinde kalınan yerden yukarıdakilere devam edilmelidir.

Araf Süresi 117 den 122. ayete kadar.

Kalû yâ mûsâ immâ en tülkıye ve immâ en neküne evvele men elkâ. Kale bel el kû feiza hibalühüm. ve ‘ısıyyühüm yühayyelü ileyhi min sihrihim inneha tes’â. Fe evcese fî nefsihi hıyfetem musâ. Kulnâ lâ tehaf. inneke entel e’lâ. Ve elkıy ma fî yeminike telkaf ma sane’û innemâ sane’û keydü sahirin vela yüflihu sahirin haysü etâ.

Yunus 79. ayetten 82. ayete kadar.

Ve kale fir’avnü’tûnî bi külli sahirin aliym. Felemma câesseharatü kale lehüm mûsâ elkû ma entüm mülkun. Felemma elkav kale mûsa ma ci’tüm bihissihru innallahe seyübtılühü innallahe la yüslihu amelel müfsidîn. Ve yühıkkallahul hakka bikelimâtihi velev kerihel mücrimûn.

Taha 65 den 69. ayete kadar.

Ve evhayna ilâ musa en elkıy ‘aseake feiza hiye telkaf mâ ye’fiküne fevaka’al hakku ve betale mâ kanû ye’melûn Fe gulibû hünalike venkalebû sagiriyn. Ve ülkıyes seharatü sâcidiyne kâlû âmennâ birabbil âlemiyne rabbi mûsâ ve hârûn.

(Alıntıdır)

HER TÜRLÜ ŞER VE KÖTÜLÜKTEN KURTULMAK İÇİN ÇEŞİTLİ DUALAR


Hertürlü bela , şer ve kötülükten Kurtulmak için okunacak çeşitli Dualar..

İmam-ı Rabbani hazretleri, talebeleri ile, uzak bir yere giderken, gece, bir handa kaldılar. (Bu gece bir bela zuhur edecektir. [Besmele ile] (Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim) 

duasını üç defa okuyun) buyurdu. Gece büyük yangın oldu. Her odada eşyalar yandı. Duayı okuyanlara bir şey olmadı.—-
Dert, bela, fitne, hastalık, nazar, sihir ve zalimlerin şerrinden korunmak için, sabah akşam, imam-ı Rabbani hazretlerinin bildirdiğini hatırlayarak, 3 defa okumalıdır. Âyât-i hırz okununca da, bu duayı okumalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: 
(Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdi ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim duasını sabah 3 kere okuyana, akşama kadar, akşam okuyana da, sabaha kadar hiç bela gelmez.) [İbni Mace]

—-

Korkulu yerde ve düşman karşısında, emin ve rahat olmak için Li ilafi’yi [Kureyş suresini] okumalıdır. Tecrübe edilmiştir. Gece ve gündüz, hiç olmazsa, 11 defa okumalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: 
(“Euzü bikelimâtillahittammâti min şerri mâ haleka” duasını okuyana, o yerden kalkıncaya kadar, hiçbir şey zarar veremez.) [Müslim]
—-

(Issız bir yerde, bir şey kaybeden veya bir yardıma ihtiyacı olan, “Ey Allah’ın kulları bana yardım edin” desin! Her yerde, sizin görmediğiniz Allah’ın kulları vardır. Korkulu yerde üç kere, Allah’ın kulları, bana yardım edin demelidir.) [Taberani] 


(Hasbiyallahü ve ni’mel vekil sözü her korku için bir emniyettir.) [Deylemi]
—-
İmam-ı Rabbani hazretleri cinden korunmak için ve korkulu zamanlarda, (Lâ havle velâ kuvvete illa billah-il-aliyyilazim) okunmasını emrederdi. 
—-
Dertlerin, belaların gitmesi için, istiğfar okumak da çok faydalıdır, çok tecrübe edilmiştir. Hadis-i şerifte, (İstiğfara devam edeni, çok okuyanı, Allahü teâlâ, dertlerden, sıkıntılardan kurtarır. Onu, hiç ummadığı yerden rızıklandırır) buyuruldu. İstiğfar, insanı her murada kavuşturur. Tevbe etmeli, istiğfarı çok okumalı. Bütün dertlere, sıkıntılara karşı faydalıdır. Allahü teâlâ, (İstiğfar okuyun; imdadınıza yetişirim) buyurdu. (Hud 52)
Tehlikeyi önleme duası: 
Şeyh Şihâbüddin Sühreverdi hazretleri buyurdu ki: 
Her sabah üç defa bu duayı okuyanı Hak teâlâ yanmaktan, boğulmaktan ve ani ölümden emin kılar: 
Bismillâhi mâ şâallah lâ kuvvete illâ billâh. Bismillâhi mâ şâallah lâ yesűkul hayre illallah. Bismillâhi mâ şâallah lâ yekşifüssűe illallah. Bismillâhi mâ şâallah küllü ni’metin minallah. Bismillâhi mâ şâallah el hayrü küllühü biyedillah. Bismillâhi mâ şâallah lâ yasrifüssűe illallah. Bismillâhi mâ şâallah mâ kâne min ni’metin fe minallah.
——

Şu aşağıdaki duaları da okumak müstehabdır. (Tahtavi)
(Sübhanallahi ve bi-hamdihi, sübhanallahil azîm.)
(Allahümme la tektülna bigadabike vela tühliküna biazabike veafina kalbe zalik.)
—–
بِسْمِ اللَّهِ الَّذِى لاَ يَضُرّ ُ معَ اِسْمِهِ شَيْءٌ فِي اْلاَرْدِ وَلاَ فِي السَّمَاءِ وَ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمْ
Türkçe Okunuşu: Bismillâhillezî lâ yedurru mea ismihî şey’un fî-l (ea)rdi ve lâ fis-semâi ve hüves-semîul alîm.
Bu Duanın Havassı: Enes bin Malik’e (R.A.) Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) buyurdular ki: “Her kim her sabah bu duayı okursa, kimsenin ona yolu yoktur. Yani ne zehir, ne sihir (büyü), ne de zalim bir sultan (ya da bir yönetici, patron) ona zarar veremez.” 
Not : Alıntıdır..

GÖZ DEĞMESİ HAKKINDA


4011 – İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: 

Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Göz değmesi haktır. Eğer kaderi (delip) geçecek bir şey olsaydı, bu, göz değmesi olurdu. Yıkanmanız taleb edilirse yıkanıverin.” 

Müslim, Selam 42, (2188); Tirmizi, Tıbb 19, (2063). 

4012 – Sahiheyn ve Ebu Davud’da Ebu Hüreyre radıyallahu anh’tan: 

“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın: “Göz değmesi haktır” dediği rivayet edilmiştir. 

Buhari dışındaki rivayetlerde: “Dövme yapmayı da yasakladı” ziyadesi vardır. 

Buhari, Tıbb 36, Libas 86; Müslim, Selam 41, (2187); Ebu Davud, Tıbb 15, (3879). 

4013 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: 

“Gözü değene (ain) abdest alması emredilir, onun abdest suyu alınır, bununla göz değmesine uğrayan (main) yıkanırdı.” 
Ebu Davud, Tıbb 15, (3880). 

4014 – Muhammed İbnu Ebi Ümame İbni Sehl İbni Hanif, babasından şunları işittiğini anlatmıştır: 
“Babam Sehl radıyallahu anh (Cuhfe yakınlarındaki) Harrâr nam mevkide yıkandı. Üzerindeki cübbeyi çıkardı. Bu sırada Amir İbnu Rebi’a ona bakıyordu. Sehl, bembeyaz bir tene, güzel görünüşlü bir cilde sahipti. Amir: “Ne bugünkü bir manzarayı, ne de böylesine ancak çadıra çekilmiş bâkirede bulunabilen bir cildi hiç görmedim” dedi. Sehl daha orada iken hummaya yakalandı ve rahatsızlığı şiddet peyda etti (ve yere yıkıldı). Durum Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a haber verildi ve: “Başını kaldırmıyor” dendi. Halbuki Sehl orduya kaydedilmişti. “Ya Resûlullah o, sizinle gelemez Vallahi başını bile kaldıramıyor!” dediler. Aleyhissalatu vesselam: “Onunla ilgili olarak herhangi bir kimseyi ittiham ediyor musunuz?” diye sordu. “Amir İbnu Rebi’a var” dediler. Resûlullah, onu çağırtıp kendisine kızdı ve: “Sizden biri niye kardeşini öldürüyor? Niye bir “Bârekallah!” demedin? Onun için abdest al!” buyurdu. Bunun üzerine Amir yüzünü, ellerini, kollarını, dizlerini ve ayaklarının etrafını ve izârının içini bir kaba yıkadı. Sonra, bir adam bu suyu onun (Sehl’in) üzerine arkasından döktü; derken o ânında iyileşti.”

EY İNSAN,TALİHLİSİN ALLAH’ım SENİ ÇOK SEVİYOR


Ey insan, talihlisin, Allah seni çok seviyor, başkalarna vermediğini sana vermiş. 
Mef’ulii, Mefa’ilün, Pe’uliin 
(c.I, 120)


Maddî varlığınla, bedeninle yeryüzüne bağlısın, burada dünyaya geldin doğdun. Burada yiyor, içiyor, dolaşıyorsun. Fakat sen, yeryüzünde yaşıyorsun, ama mana bakımından gökyüzünde yaşayanlardansın. Gerçek inancın incilerinin dizildiği iplik gibisin. Bütün güzellikler, hoşluklar, üstünlükler sende mevcuttur. 
• Hakk’ın nür mahzeni sana verilmiş, sana emanet edilmiştir. Sen, ne olduğunu nereden geldiğini düşün de, aslının aslına gel! 
• Kendinden, kendi maddî variığından, bedene ait nefsanî arzulardan kurtulmadan, kendini, kendi gerçek varlığını bulamazsın. Bu yüzden kendinden geçersen, kendi maddî varlığından kurtulmuş olursun. 
• 0 zaman yeryüzünde senin için kurulmuş olan, şehvet, hiddet, şöhret gibi binlerce tuzaktan sıçramış, kurtulmuş olursun. Aklını başına al da nereden geldiğini düşün, aslının aslına gel! 
• Sen, padişahlar padişahının halîfesi Hz. Adem soyundan geldin. Günahlarla, kötülüklerle, zulümle dolu şu kirli dünyada gözünü açtın. 
• Sen nereden geldiğini, nereye gideceğini düşünmüyorsun da, şu dünya hayatından memnün, pek neşeli görünüyorsun. Yazıklar olsun sana! Aklını başına al da, şu alçak dünyaya gönül verme, aslının aslına gel! 
• Sen, her ne kadar bu dünyanın zübdesi, özü, tılsımıysan da, şen içyüzünle çok kıymetli paha biçilmez bir madensin.
• Mezarda toprakla dolacak olan şu iki baş gözünü kapa; gizli olan gönül gözünü aç, hakîkati gör de aslının aslına gel! 
• Celal sahibinin kulusun, çok talihlisin. Allah, seni çok seviyor, sana iltimas etmiş, başkalarına vermediğini sana vermiş. 
• Dünya malına tapıyorsun, çok zengin olmanın yollarını arıyorsun. Şehvet ve şöhret peşinde koşuyorsun. Yüksek mevkîlere çıkmak, baş olmak, ona buna hükmetmek istiyorsun. Istediğini elde edemediğin zaman, yahut elde ettıgini kaybedince üzülüyorsun, harap oluyorsun. Bu hal, bu didinme, bu sızlanrna bu inleme, bu gözyaşları ne vakte kadar sürecek? îçine düştüğün acıklı halı anla da, aslının aslına gel! 
• Sen, sert, kaba kayalar arasında bir la’lsin. Ama biz seni anlayamıyoruz. Senin değerini bilemiyoruz. Ne zamana kadar bizi yanıltacaksın? 
• Ey dost; gizleniyor sandığın senin gözüne apaçık görünmede ama sen idrak edemiyorsun. Aklını başına al da hakîkati gör ve aslının aslına gel! 
• İşte Tebrizli Şems, o hakîkat padişahı karşısında sana ölümsüzlük şarabıyla dolu bir kadeh sunuyor. 
•Sübhanallah, ne de saf şarap, hiç tereddüt etmeden o şarabı al, iç de aslının aslınagel! 
“Bu şiirin aslı gazel deyil de murabba-ı mükerrere; dördüncü mısraları tekrarlanan 8 dörtlükten ibaret nazım şekli” Fuzulinin “Perîşan halin oldum sormadın hal-i perîşanım” mısrasıyla” başlayan murabba şeklinde Fuzulî’nin murabbaında tekrarlanan dördüncü mısra;” Gözüm canım, efendim, sevdiğim, devletlü sultanım.”

Mevlana

Pervane olup dönmek midir aşk? Yoksa hak içinde yanmak,yanmayı bilmek midir? Hak nedir? Yakan ateş midir? Yoksa ateşin aşkla yanması mıdır? 

MontagueTüm şehitlerimizin ruhu şad olsun.Allah rahmet eylesin.Amin

BAŞKA DUA BİLMEZ MİSİN..?


Başka Dua Bilmez misin?

Bir şahıs, Harem-i Şerîfin kapısında, Ey doğrulara yardım eden, haramlardan kaçınanları koruyan Allâhım!.. diyerek hep aynı duâyı okuyordu. Ona, Sen başka duâ bilmez misin? dediler. O şöyle açıkladı, bu duâyı tekrar etme sebebini:

Ben Beyt-i Şerîfi tavâf ederken ayağıma takılan bir şeyi eğilip aldım. Bir de baktım ki, içinde bin altın bulunan bir kese. Şeytanımla îmânım mücâdeleye tutuştular. Bin altın çok para, senin bütün ihtiyaçlarını karşılar dedi şeytanım. Îmânım ise, Bu haramdır, boşuna saklama; sahibini bul, teslim et! dedi. Ben böyle mücâdele içinde iken, birinin sesi duyuldu:

Burada, içinde bin altınım bulunan kesem kaybolmuştur. Kim buldu ise getirsin, ona otuz altın müjde vereyim!

Bin haramdan otuz helâl hayırlıdır, diyerek keseyi sahibine teslim ettim. O da bana otuz altın verdi. Bunu alıp bakırcılar çarşısında gezerken, bir Arap kölenin bu paraya satıldığını görünce, hemen satın aldım. Bir müddet sonra bu kölenin yanına bir kısım Araplar gelip gizlice konuşmaya başladılar. Köleden ne konuştuklarını sordum. Saklamayıp aynen anlattı:

Ben Mağrip sultânının oğluyum. Babam, Habeş melikiyle cenk edip savaşı kaybetti. Beni de esir alıp buralarda sattılar. Babam bunları göndermiş, elli bin altın da vermiş ki, beni satın alıp götürsünler. Sen bana çok iyilik ettin, kendi evlâdın gibi baktın. Bundan dolayı memnun kaldım. Bunlar beni satın alacaklar; sakın az altına râzı olma, elli bin altına sat beni.

Dediği gibi oldu. Elli bin altına sattım köleyi. Bu kadar büyük sermaye ile bir kısım mallar alıp Bağdata gittim. Orada açtığım dükkânda mallarımı satıyordum. Bir tanıdığım gelip, Meşhur bir tüccar dostum vefât etti, ay gibi güzel kızcağızı yalnız kaldı. Gel bunu sana alalım dedi. Ben de kabul ettim. Kızın, çehiz olarak getirdiği birtakım tabakların üzerinde içi altın dolu keseler vardı. Hepsinin üzerinde de biner altın yazılı iken, birinde dokuz yüz yetmiş altın yazılı idi. Bunun sebebini sorduğumda kızcağız dediki:
Babam bu keseyi Harem-i Şerifte kaybetmiş. Bulan bir helâlzâde keseyi iâde edince, otuz altını ona müjde olarak vermiş, ondan geriye kalanlardır bu kesedeki altınlar.

Bunun üzerine ben Allâha hamd ve şükürlerde bulundum; bunlar hep doğruluğun, iyiliğin bereketi, diyerek hâdiseyi kızcağıza anlattım. Sürur ve saâdetimiz daha da perçinlenmiş oldu!.. (Nevâdir-i Süheylî, Sayfa: 280-81)Evet, enteresan bir hâdise. Doğruluk ve dürüstlüğün neticesini göstermesi bakımından verdiği mesaj oldukça mühim. Kaldı ki bu, sadece dünyadaki semeresi. Âhiretteki karşılığı ise, ebedî bir saâdet. Rabbimiz cümlemizi, îmânımızın sesine kulak vererek sadâkat ve istikametten ayırmasın. Âmîn…

YAHUDİNİN İNKARI VE ALTIN


Yahudinin inkâri ve altin

İsa Aleyhisselâm bir Yahudi ile yola çıkar. Yanlarına ekmeklerini de almışlardı. Fakat Hz. İsa’nın iki, Yahûdinin ise üç ekmeği vardı. Yahudi, Hz. İsa’ya göstermeden ekmeğin birini yedi. İsa aleyhisselâm, Yahûdinin üç ekmeği olduğunu biliyordu. 


— Senin üç ekmeğin vardı, biri ne oldu? diye sordu. 

Yahudi: «Benim ekmeğim iki idi» diyerek yalan söyledi. 

Yollarına devam ediyorlardı. Bir cüzzamlı hastaya rastladılar, İsa aleyhisselâm asası ile hafifçe bir vurunca hasta iyileşti. Yahudi bunu gördü, îsa (a.s.) yine ekmeğinin kaç olduğunu sordu. Yahudi: «İki» diye cevap verdi. 

Biraz ileride bîr âmâya rastladılar, İsa aleyhisselâm teveccüh etti âmânın gözleri açıldı! 

— Ekmeğin kaç idi? diye sordu. 

O yine iki olduğunu söyledi. Bu minval üzere Isa aleyhisselâm’ın mu’cizelerini gördüğü halde Yahudi îman etmemekte ısrar eder ve yollarına devam ederler. 

Bir müddet sonra İsa aleyhisselâm bir ağacın gölgesinde yatıp uyumaya başlar. O muhitin valisinin hasta bir kızı vardı. Ölüleri dirilten, hastalara şifa veren zatın kendi memleketine geldiğini duyup aratmaya başlar. Ağacın altında uyumakta olan İsa Ruhullah’ın yanına varırlar. Yahudi gelenlere ne aradıklarını sorar. Onlar meseleyi anlatıp hasta çocuğun iyileşmesi için yardımını dilediklerini söylediklerinde; Yahudi: «O sizin aradığınız benim… Getirin hastayı iyileştireyim» der. 

Hastayı getirdiklerinde deynekle bir vurunca çocuğu öldürür. Yahûdiyi hemen yaka-paça valinin huzuruna çıkarırlar. 

— Çocuğu öldürdüğü için öldürün bunu!, der vali. 

Bu sırada İsa aleyhisselâm uykusundan uyanıp asasının kaybolduğunu görür ve biraz sonra da meseleyi öğrenir. Kerameti asada sanan yahûdinin asılmak üzere olduğunu görüp: 

— Bu benim arkadaşımdır. Bunu serbest bırakırsanız, çocuğunuzu biiznillah diriltirim, der. Maalmemnuniye kabul ederler. 

İsa aleyhisselâm ölünün başına varıp: «Kum biiznillah» deyince çocuk ayağa kalkar. Ve hastalıktan da kurtulur. 

İsa aleyhisselâm’ın bu mu’cizesini de gören Yahudi’de hâlâ îman alâmeti yoktur. 

İsa (a.s.): «Kaç ekmeğin vardı?» diye sorar ve Yahudi’den gene, «iki» cevabını alır. 

Yollarına devam ederler. Bir müddet gittikten sonra beş parça külçe altına rastlarlar. Külçe altını o anda taksim etmek mümkün olmadığından İsa aleyhisselâm: 

— Kimin ekmeği üçse o üç parçasını alsın, iki ekmeği olan da iki parça alsın, der. 

Bu zamana kadar ekmeğinin iki olduğunu ısrarla söyleyen Yahudi: 

— Benim üç ekmeğim vardı. Birisini senden gizli olarak yedim. Ben üç parça almam lâzım, der. 

İsa aleyhisselâm: «beşi de senin olsun» diyerek külçe altınları ona bırakıp gider. Bir anda milyonların sahibi olan Yahudi sevincinden ne yapacağını şaşırır ve altınların arasında: «Bu da benim, bu da benim» diyerek koşmaya başlar. Biraz sonra oraya iki kişi gelir, onlar da altınlara ortak olmak isteyip; «biz de alacağız» derler. Yahudi bakar ki, kurtulmanın imkânı yok: «Ben eve gidip, at ve araba getireyim. Siz ben gelinceye kadar burada bekleyin. Ben altınları kesmek için bir de testere alır gelirim» der ve gider. 

Eve varır, karısına zehirli bir börek yaptırıp atları ve arabayı alarak gelir. Tabii ki, bu işleri yapıncaya kadar biraz gecikmiştir. Öbürleri ondan şüphelenirler ve altınların tamamına sahip olmak için Yahûdiyi öldürürler. Öldürdükten sonra da: «Nasıl olsa altınlar bize kaldı. Şu böreği yiyelim de ondan sonra gideriz» deyip zehirli böreği yerler. Netice malûm… Her üçü altınlardan istifade edemez ve dünya hırsıyla geberip giderler. Gittiği yoldan geri dönen Hazreti İsa, altınların yerinde durduğunu ve üç kişinin de bu altınlar yüzünden öldüğünü görüp, dünya nimetlerine meyletmediği için Allah’a şükreder.

BİR KALBE BU KADAR SEVGİ NASIL SIĞAR


Bir Kalbe Bu Kadar Sevgi Nasıl Sığar?

Hazret-i Fâtıma (r.anhâ)’nın yanlarında olmadığı bir an Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz, Hazret-i Ali’ye sırasıyla; Allâh’ı, Resûlü’nü, Fâtıma’yı ve çocuklarını sevip sevmediğini sordu
. Hz. Ali kerramellâhü vecheh, hepsine ayrı ayrı “Evet” cevabını verdi. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz,

— Yâ Ali! Gönül bir tane, sevgi ise dört. Bir kalbe bu kadar sevgi nasıl sığıyor? diye sordu. Hazret-i Ali (r.a.) cevap veremedi. Oradan ayrılıp evine geldi. Hazret-i Fâtıma (r.anhâ), eşini düşünceli görünce sebebini sordu. O da anlattı. Yüksek bir akıl, kuvvetli bir zekâ, üstün bir basîret ve firâsete sahip olan Fâtıma vâlidemiz tebessüm ederek şöyle dedi:

— Ey Ali, babamın yanına git ve bu soruyu, şöyle cevaplandır:
“Yâ Resûlüllah! insanın, sağ-sol-ön-arka diye yönleri olduğu gibi, kalbin de muhtelif cihetleri vardır. İşte ben, Allah Teâlâ’yı aklım ve îmânımla; sizi, rûhum ve îmânımla; Fâtıma’yı nefsimle, çocuklarımı da babalık şefkatimle severim.”

Hazret-i Ali (r.a.) sevinçle yerinden kalkarak Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz’in yanlarına gider ve önceki suâli yukardaki gibi cevaplandırır.
Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz, bu cevabın Hz. Fâtıma’dan olduğunu îmâ ederek tebessümle,

— Ey Ali, bu sözler senin değil; ancak Peygamber ağacının dalından toplanmış meyvelerdir, buyurur.

BU YOLDA ASLA PES ETMEK YOKTUR BANA


BU YOLDA ASLA PES ETMEK YOKTUR BANA

Yalan bir dünyada yaşamakta sahte bedenler
Kırık kalplerin ışıkları altında yaşlanıyor tüm sahneler
Yalan dünyanın herşeyine inat
Gerçek işte bazen tüm duygular.

Keşke kapatabilsem gözlerimi öylece
Sahtelik ve yalanların o berbat görüntüsüne
Kapayabilsem işte gözlerimi öylece
Kara bir gözlükten bakabilsem tüm dünyaya
Gerçekte göründüğü bu sahneleriyle,
Sahte hayatlarıyla, sahte günleriyle.
Umudun olmadığı gerçeğin ta kendisini görebilsem gözlerimde.

Değiştirmek isterdim tüm dünyayı
Ne kadar sahtelik, ne kadar yalan ve ne kadar kirlilik varsa
Bir kar yağdırıp örtmek isterdim.
Ta ki heryer saflığa ve temizliğe bürünene dek.

Bu dünya beni esir alıyor kendine
Oysa ben değilmiydim şu sözün sahibi
“Esir düşebileceğim bir yolda ya kazanırım yada ölürüm! 

Bu yolda asla pes etmek yok…” diye
Peki ya neden esir aldırdım kendimi öylece ?

Sessiz kaldım öylece izledim tüm dünyayı
Etrafımda geçen tüm olayları,
Sahtelik ve yalan rüzgarları,
Kaplamış işte tüm dünyayı !

Söylediğim gibi pes etmek yok
Elbet esir düştüğümüz bu zindandanda çıkarız
Her yanımız kan ağlasada
Elbet bir gün ayağa kalkarız !


“…GOOGANA…”
(Yağmur Adam)



Kapıda it olmaktansa,dağda kurt olmayı…
Leş yemektense,ölmeyi tercih ederim…!!!
ayaz…


“yalın bir yalnızlıkla doldu yüreğimin çeperi…
ve gözyaşlarım oldu bu aşkın son neferi…”
ayaz….


Baş oldum diye sevinme,ne gelirse başa gelir…
Bir gün olurda düşersen,diz yumuşak toprağa…
Baş taşa gelir…!!!

İŞTE PKK İLE YAPILAN ANLAŞMA


İŞTE PKK İLE YAPILAN ANLAŞMA

iste-pkk-ile-yapilan-anlasma
PKK VE DEVLET ARASINDAKİ ANLAŞMA AÇIKLANDI! İŞTE O AÇIKLAMA;
18 Eylül 2012 Salı 18:04
 Muhalif Sitemize destek için sayfamızı beğenin
,
İşte CHP’nin açıkladığı belge

CHP Genel Başkan Yardımcısı Koç, AKP ile PKK arasında imzalanan metni basına gösterdi.

Haluk Koç’un basına gösterdiği belgede AKP adına gönderilen temsilciler ile PKK adına görüşmeye katılanlar arasında şu protokole imza atılıyor:

“AKP – PKK MUTABAKAT METNİ”
Üç paragraflık giriş ve 9 maddeden oluşan iş bu mutabakat metni, taraflar arasında arabuluculuk yapan HD (Hakem Devlet) temsilcileri tarafından, taraflar adına imza altına alınmış ve aslı HD merkezinde arşive alınmıştır.

Türkiye ve PKK temsilcileri arasında yapılan görüşmelerde mutabakata varılan hususlar:

Yaşanan çatışmalı sürecin Türkiye’de şiddet, can ve mal kaybına neden olduğu gerçeğinden ve kalıcı barış, güvenlik, uzlaşı ihtiyacından hareketle; taraflar Oslo toplantıları sürecinin devamı konusunda hem fikirdirler.

Taraflar, demokrasi, insan hakları ve evrensel hukuk ilkeleri temelinde Kürt sorununun çözümünde diyalog ve müzakere yolunun esas alınması konusunda görüş birliğine ulaşmış ve bir an evvel müzakerelere başlamanın gerekliliğine inanmaktadırlar.

Oslo sürecinin başlangıcından bugüne dek yürütülen çalışmalar ve atılan olumlu adımlar, Kürt sorununun siyaset zemininde ve kamuoyu nezdinde tartışılabilir hale gelmesine ciddi katkı sağlamıştır.

Üzerinde mutabakata varılanhususlar:

1-) Taraflar, süregelen Oslo ve İmralı süreci bağlamında Kürt sorununun çözümü konusundaki kararlılıklarını koruduklarını bir kez daha belirtmişlerdir.

2-) Taraflar, bu güne kadar Oslo ve İmralı süreçlerinde vurgulanan Kürt sorununun kalıcı çözümüne yönelik temasların sürdürülmesi ve yürütülecek çalışmaların Anayasal ve yasal çerçevede sonuçlandırılmasının esas alınmasının gerekliliği konusunda varılan mutabakatları teyit ederler.

3- ) Taraflar, 10 Mayıs 2011 de İmralı’da yapılan görüşmede Sayın Öcalan tarafından sunulan, “Türkiye’de Temel Toplumsal Sorunların Demokratik Çözüm İlkeleri Taslağı”, “Türkiye’de Devlet ve Toplum İlişkilerinde Adil Barış İlkeleri Taslağı” ve “Kürt Sorununun Demokratik Çözüm ve Adil Barışı İçin Eylem Planı Öneri Taslağı” adı altındaki taslaklar konusunda, en geç Haziranın ilk haftasına kadar görüş ve önerilerini sunarlar. Kürt tarafı, sözü edilen taslakları memnuniyetle karşılar, prensip ve ilkesel olarak kabul eder.

4- ) Taraflar, ayni süre içinde yukarıda adı geçen taslaklarda zikredilen Anayasa Konseyi, Barış Konseyi, Hakikat ve Adalet Komisyonu için isim düzeyinde çalışma yaparlar ve netleştirdikleri isim önerilerini sunarlar.

5-) Türk tarafı, seçimlerden sonra en kısa zamanda Örgütü temsilen iki kişinin Sayın Öcalan’ı ziyaret etmesi, yukarıda adı geçen konsey ve komisyonlar kurulduktan sonra, birer alt komisyonlarının da Sayın Öcalan’la ilişkilendirilmesini taahhüt eder.

6-) Kürt halkının siyasi ve legal temsilcileri, basın yayın organları ve çalışanlarına yönelik uygulanan baskı, tutuklama ve çalışmalarını engelleme vb. yönelimlere son verilmesi ve KCK adı altında gerçekleşen siyasi operasyonlarda tutuklananların serbest bırakılması sürecin yumuşatılması ve çözüm yönünde ilerlemesi için önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede Türk tarafı ilk adım olarak Newroz ve sonrasında tutuklanan Kürt siyasetçileri bırakmayı taahhüt eder.

7- ) Taraflar, seçimlerin güvenli bir ortamda geçmesi ve ortamın normalleşmesi için, en üst düzeyde kamuoyuna açık çağrı yapacaklardır.

8-) Kürt sorununun nihai çözümünün, ancak çatışmasızlık zemininde gerçekleşebileceğinden hareketle tüm askeri, siyasi ve diplomatik operasyonların ve eylemlerin durdurulması ve uygun tedbirlerin karşılıklı geliştirilmesi esastır. Bu çerçevede taraflar, 15 Hazirana 2011’e kadar her türlü operasyon ve askeri eylemlerini durdururlar.

9- ) Taraflar, müzakereleri derinleştirmek ve gündemdeki konuları tartışmak üzere hazırlıklarını yaparak 2011-Haziran ayının ikinci yarısında bir araya gelmeyi kararlaştırmışlardır

Hayat Ne Tuhaf Değil Mi


Hayat Ne Tuhaf Değil Mi

“Hayat ne tuhaf değil mi?” Çoğu zaman içini dökmeye bu cümleyle başlarsın. Duygu dünyanın kapıları aralanır,cümleler ardı sıra gelmeye başlar. Bazen haykırmak istersin bir imdat dilersin; ve nasıl başlayacağını bilemediğin anlarda bu cümle imdadına yetişir.
Bazen bir tebessüm, tatlı bir bakış ve dokunuştur aradığın; bir omuza yaslanıp, kendini salıvermenin arzusudur. İstediğin çok bir şey değildir aslında; gözlerinde kaybolmak, gidivermek başka alemlere…
Bazen rüzgarın önüne kapılıp giden bir yaprak olmak istersin bazen de o rüzgara direnen bir vücut. Ama çoğu zaman nafiledir direnmen. Hayat yolunu çizmiştir bir kere ve rüzgarın yönünü değiştiremezsin. Teselliyi bulmak istediğin dudaklar çoğu zaman soğuktur. Üşütür içini. Sense titrersin; göz yaşlarınla ısıtırsın kendini, için için ağlayarak..
Kendini soğuk bir kış gününde çıplak ve yalnız hissedersin, ısıtsın diye yalnızlığına sarılırsın, gözlerin güneşi arayarak. İstediğin çok bir şey değildir aslında;sıcak bir tebessüm tatlı bir gülüş ve dokunuş.
Kendi kendine söylenirsin; acaba çok mu şey istiyorum diye. Sonra da takma kafaya diyerek kaçıverirsin oradan. Bir teselli istersin, ufak bir teselli. karşılaştığın şey ise kapalı kapılardır. Duvar gibi önünde duran kapıyı bir türlü kıramazsın. Sonra o duvarı kaleminle yıkarsın. Cümlelerindedir savaşın. Yırtınırsın, kendini paralarsın. Mağlup olmak üzereyken zaferi yaşarsın. İçindeki fırtına dinmiştir artık.
“Hayat ne tuhaf değil mi?” Kendi iç savaşında mağlubiyeti de yaşarsın zaferi de; ama bu zaferi tek başına kazanmamışsındır. Seni sevdiğine inandığın insanlar hep yanındadır ve yanında olacaktır. O insanları kaybetme. Onlara verebileceğin en değerli hediyeyi ver; sevgini.
İçinde filizlenen renk renk çiçeklerin olsun.onlara itinayla bak, asla incitme. Karşında dimdik ayakta olsunlar, senin gibi ve bırak sarsınlar etrafını; içlerinde kaybolmanın doyumsuz keyfini yaşa.
Unutma sen sevdiklerinle varsın. Yalnızlık Allah’a mahsustur. Yanında her zaman seni seven birilerinin olduğunu anımsa ve o güvenle dal hayatın içine. Bırak, yere düşsende kaldıracak birileri var nasıl olsa… 
SEVGiLERİMLE 

TARİHTE KUBİLAY OLAYI


KUBİLAY OLAYI
Manisa’da, Menemen’de ve daha bir çok yerde işgalcilere karşı bir örgütlenme içerisinde yer almayanlar, cumhuriyetin ilanından sonra “din elden gidiyor” söylemi ile Hüsnüyadis namlı, Manisa Mutasarrıf Nakşibendi tarikatı mensubu Giritli Hüsnü Bey’in kardeş çocuğu olan sözde Giritli mehdi Derviş Mehmet önderliğinde çoğu cahil insanlar bir araya geldiler…
Bu grup 23 Aralık 1930 günü Menemen’de yaptıkları isyan girişimi sırasında kendilerine engellemeye çalışan 43. Piyade Alayı’ndan Piyade Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay ile karşı karşıya geldiler. Kubilay ve beraberindeki askerler gruba uyarı ateş açtı. Fakat, “silahlarında manevra mermisi bulunduğundan dolayı etkili” olamadılar… Bunu fırsat bilen Giritli mehdi Derviş Mehmet ise, “bakın bana mermi işlemiyor” diyerek kendince kutsallık zırhına büründü. Olaylar sırasında ağır bir şekilde yaralanan Kubilay, yaralı olarak meydandaki hükümet binasına girmek istedi. Ama binanın giriş kapısı kapalı olduğu için giremedi… Bu nedenle, hükümet binasının hemen yanındaki Kazez Camii bahçesine yöneldi. Giritli mehdi Derviş Mehmet, Giritli Şamdan Mehmet ile birlikte Kazez Camii bahçesinde bitkin bir vaziyette bulunan Kubilay’ın başını bağ testeresi ile canlı canlı gövdesinden ayırdılar. Sonrada, asteğmen Kubilay’ın başını yeşil bir bayrağın tepesine takarak Menemen sokaklarında dolaştırmaya başladılar. Bu sırada, kendilerine müdahale eden Şevki ve Hasan adlı kahraman iki bekçiyi de öldürdüler. Olay yerinde toplanan 250 – 300 kişilik ahali ise Kubilay’ın şehit edilmesi esnasında olaylara hissiz ve seyirci kaldı. Hatta bir kısmı, olayı tasvip edercesine alkış tuttu. O sırada sözde mehdi Giritli Derviş Mehmet, Yüzbaşı Fahri’ye “ben mehdiyim, şeriatı ilan ediyorum. Bana kimse mukavemet edemez. Karşımdan çekil!” dedi…
Sonunda isyan bastırıldı. Kurşun işlemeyen sözde Giritli mehdi Derviş Mehmet’e ateş açıldı. Ve bu ateş esnasında Kubilay’ı şehit eden sözde Giritli mehdi Derviş Mehmet ile birlikte Giritli Sütçü Mehmet ve Giritli Şamdan Mehmet öldürüldü. Aralarında önceden Şeyh Sükuti’nin Menemen belediye başkanlığı yaptığı sırada yönetimde birlikte olduğu bilinen Hayımoğlu Yahudi Jozef, Erbilli Şeyh Esad’ın oğlu Mehmet Ali ve 37 kişinin idamına karar verildi. Nakşibendi Şeyhi Esad Efendi ise ilerlemiş yaşından dolayı 24 yıla hapis oldu. Fakat tutuklu bulunduğu sırada hastalığından dolayı öldü. Şeyh Esat ve tarikatının amacı Cumhuriyet kayıtlarına, “Hükümeti yıkmak, ATATÜRK ilke ve inkılaplarına aykırı olarak saltanat ve şeriatı getirmek, tekke ve zaviyeleri açmak, şapkayı yasaklayıp yeniden fesin kullanılmasını” sağlamak olarak geçti. Menemen olayının hazırlayıcılarından olan Nakşibendi tarikatı lideri Şeyh Esat’ın yurt dışı bağlantısı ile ilgili olarak Askeri Mahkeme Başkanı General Mustafa MUĞLALI, verdiği beyanatta (Cumhuriyet Gazetesi; 01 Şubat 1931 Tarihli nüshası), “Şeyh Esat, hilafet komitesiyle alakasına dair bir itirafname hazırlıyordu. Bu münasebetle İngiliz casusu Lavrens ile münasebette bulunduğunu da doğrulamaktaydı. Fakat, hastalığı bunu yazıp bitirmesine mani” olduğunu belirmiştir.
İşte size, “bir – iki sarhoş ve esrarkeşin gerçekleştirdiği olayların insafsızca inançlı bir kesime mal edilmek” istendi denilen Menemen isyanı. Bu isyanın gerçeklerini yıllar sonra Nedim ÇAKMAK’ın yazdığı “İşgal Günlerinin İşbirlikçileri Hüsnüyadis Hortladı” isimli kitabı (Kumsaati Yayınları [Kitabın 5. baskısı yayına hazırlanıyor!]) sayesinde öğrendik… Kitapta, Menemen isyanını Giritli Hüsnü Bey’in Türk Milletine ve Cumhuriyete karşı düşmanlığı sonucu Yunanistan’a gittikten sonra buradan idare ettiği yazılıydı!!!
Olayların tertipleyicileri ise Nakşibendi tarikatı lider Erbilli Şeyh Esat, işgal dönemin Manisa Valisi Giritli Hüsnüyadis (1922’de Yunanistan’a yerleşti ve Hristiyan oldu) ve onun kardeş çocuğu Giritli Derviş Mehmet, Menemen Belediye Başkanı Şeyh Sükuti ve akın akın Manisa’dan Menemene gelen diğerleri…
Hüsnüyadis namlı Manisa Mutasarrıfı, Nakşibendi tarikatı mensubu Menemen isyanının tertipleyicisi, Nakşibendi tarikatı lideri Erbilli Şeyh Esat ve Derviş Mehmet, işgal yıllarında yurdunu savunmak için çete kurmadı, işgal güçlerine karşı kurşun sıkmadı!… Fakat, genç Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı çete kurarak, asker ve iki bekçisine kurşun sıkmakta ve kurşun sıktığı asteğmen Kubilay’ın başını bağ testeresi ile kesme konusunda hiç tereddüt etmedi.
“Menemen isyancısı Derviş Mehmet’in (Menemen-Sümbüller Köyü) ikinci eşinden torunu, babadan Girit Rum’u, anadan Mısırlı Arap olan zat şimdi Meclis başkanlığı yapan (Bülent ARINÇ) ın dedesidir…
Kaynak.Vatan Hainleri Worldpres.com

HÜRRİYET KASİDESİ


HÜRRİYET KASİDESİ

Görüp yüzyılın sapmış hükmünü gerçek selametten
Çekildik güçlü bir arzu ile bab-ı hükümetten

Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten
Kişilikli olan mazluma vazgeçmez yardım etmekten
Düşkün olduysa millet şanına noksan gelir sanma
Yere düşmekle öz değer kaybetmez kıymetten.
Vücut hamurunun mayası ki yaradılışı vatandandır
Ne gam vatan yolunda çekilen üzüntü eziyetten.
Zalimin yardakçısı dünyada bir şerefsizdir
Köpektir zevk alan insafsız avcıya hizmetten.
Hemen sonsuz mutluluğa terk eder anlık zevki
Hayatın kıymetini yüce bilenler güzel şöhretten.
Nedendir halkta hayat eksenine bunca rağbetler
Ne yarar var bilmem insana saklanan emanetten.
Dünyadaki her fertten kendini aşağılık görenler
Utanmaz kendi mayasından da haz alır terslenmekten.
Felekten intikam almak demektir toplumsal bilinç
Ahlâk utanmaktır toplum birikiminden menfaat elde etmekten.
Durup, başarının hükmü güçbirliğidir milletin kalbinde
Çıkar asırların affettiği anlaşmazlığı toplumsal bilinçten.
Yönetir âlemi bir makinenin azimli kuvvetiyle
Dünya titrer azimle yapılan bilinçli dirençten.
Keza her affını her hoşgörüsünü bir vakit için saklar
Bezgin olma sakın milletteki zaafı sükûnetten.
Kabahat zincirlenmiş aciz ayaklarında değildir aslanın
Dünyada kader utansın nasipsiz gayret sahibinden.
İnci bile yüksek güçlü bir ışığa mecburdur
Utansın tabiat yerde kalmış kabiliyetten.
Biz o soylu Osmanlı’nın öyle yüce nesliyiz ki
Mayalanmıştır hülyaya mayamız vatan için akan kandan.
Biz öyle yüce emeklerin yarattığı ciddi bilinçleriz ki
Dünyaya hükmeden bir devlet çıkardık bir aşiretten.
Biz öyle ulu yaratılıştayız ki vatana hizmette
Bize uygundur toprak mezar bayağı bir hikâyeden.
Ne gam ateş korkusu dolu olsa da hürriyet kavgası
Kaçar mı mert olan bir can için mücadele etmekten.
Kemendi can yakan ejderha kahrı olsa cellâdın
Daha iyidir yine bin kere esaret zincirinden.
Felek her türlü cefasını toplasın gelsin
Dönersem kahpeyim millet yolunda ölmekten.
Ne büyülü imişsin ah ey hürriyetin yüzü
Aşkının esiri olduk ama kurtulduk esirlikten.
Senindir şimdi kalbi cezbeden güzelliği örtün
Güzel yüzün ebediyen uzak olmasın toplumun gözünden.
Ne candan dost imişsin ey gelecek ümidi
Dünyayı özgürleştiren sensin bin kahırlı dertten.
Kader devri senindir hükmünü tatbik et
Doğruluk düzgün talihini korusun her türlü afetten.
Köpeklerin zulmüne kaldı gezdiğin nazlı kırlar
Uyan ey yaralı kızgın aslan bu uykulu gafletten.
Namık KEMAL – Vatan Kasidesi

SEVEBİLMEK



Sevebilmek

Sevmek, tek taraflı bir duygudur. Yani, seven o sevginin eksi ve artı değerleri içerisinde bir dünyada yaşayabilir. Fakat sevilen çok kere bu sevgiden habersizdir veya sevginin değerini ölçemez. Ben kati olarak inanıyorum ki, Kays isimli Mecnun, Leyla;nın kendisini sevdiğini bilemiyordu, bilemezdi de. Çünkü Mecnun;un elinde Leyla;nın sevgisini ölçecek bir şey yok. Hatta Leyla beni seviyormuş diye dudak büker. Böylece Mecnunun aşkı Mecnun;da kalır. 

Bana göre gerçek manada sevmek veya aşk, Allahı sevmektir. Allahı sevenleri sevmektir, Allahın sevdiklerini sevmektir. Böylece aşkımız bütün boyutlarıyla ortaya çıkar. 


Her sevgi insanı mutlaka harekete geçirir. Bu hareket sevgimizin ışığı altında olmalıdır. Yani, hareketimiz sevgimize muhalif düşmemelidir. Allahı sevebilmenin, her mümine nasip olmadığını defalarca gördüm. Allahı seviyorum demek kolaydır. Hatta bu sevgiyi ileriye götürüp Allaha kurban olayım diyene de çok şahit oldum. O insanlar Allah için günahlarını teker teker terk edemiyorsa, günahları terk etmenin organik rahatsızlığıyla kıvranmıyorsa, sevgilisi için yanmıyor demektir. 

Mesela; şehevi duyguların bedenimizi istila ettiği bir zamanda bu yolda karşımıza çıkan fırsatı Allah aşkı için kullanmayıp kıvranarak, yanarak helal dahilinde kalmak, Allah aşkının açık bir ispatıdır. 

Kalp doyar, ruh sakinleşir. Senin için Rabbim diyerek büyük günahlardan çekilmek Allah aşkının en açık alametidir. Burada seven, sevgilisine itaat ederek aşkını ispatlamıştır. Sevgi tamamen manevidir, ruha aittir. Sevginin alametini organlarda görsek de, organlar ruh kadar sağlam bir esasa dayanmaz. Organlar mevsimden mevsime girerken, aşk en soğuk günlerde bile insanı yakar. Her duygu gibi aşkı da yönlendirmek insanın beynine düşer. Beyin kendi aşkını kendi idare etmezse o insan Mecnun olur. Âşık bir renk gibi diğer renge karışıp, yepyeni bir dekor ortaya koymak ister. Aşkın dereceleri vardır. Aşk öğrenilmez, yaşanır. 

Allah sevgisini anladığım gün Ya Rab beni affet diye yalvardım. dedim ki Allahım sana layık bir kul olamamışım, beni affet! O anda kazasını kılacağım namazlar, ruhumda yara gibi sızladı. Çünkü bu aşkın sahibi namazını kazaya bırakamaz. Namaza hayatta gerçek manasını verir. Namaz kılanı gören birisi, bu şahıs şuurlu Müslüman diyebilmeli. Ruh; bedenin, hayatın mimarı olmalı. Ruh doğrudan doğruya Allahın hayat sıfatıyla irtibatlanabilir. İşte gerçek vuslat budur. 

Bu makalede yazdığım gibi bir Müslüman olmak isterdim. Ruhumu tamamen Allahın emrine vermek isterdim. Bedenim taş kesilse de Ona itaatle meşgul olmalıydı. Gözyaşlarım gizli gizli Onun sevdasıyla akmalıydı. Görenler ne derse desin ben Ona âşık olmalıydım. Aşk ağaçtaki hayattır. Aşk yıldızlardaki harekettir. Aşk kainattaki harekettir. 

Allahım, seni sevdiğim için her günah beni divane etti. Mutlaka sana itaat etmeliyim, itaatimden zevk almalıyım. Her ibadetim vuslat olmalı, sevgiliye kavuşmanın neşesini tatmalıyım. 

Hangi sevgi Allahın sevgisinin yanında ben de varım diyebilir? Hangi sevgi Allahın sevgisine sırtını dönebilir? 

Herhalde bir dertli sizlere bu kadar mırıldanabilir. Keşke gelip her birinizin elini tek tek öpüp, gözyaşlarımı ellerinize bıraksaydım, belki aşkımdan bir sır sizin aynanıza düşerdi… 

HEKİMOĞLU İSMAİL

Ben Aslında…


Ben Aslında…
Kırgın durduğuma bakma, aslında bende herşey aynı. Hüzünlere olan bu bağlılığım, eskiden kalma. Hüzünler biraz daha sanki bana benziyor. 
“Hiç değişmeyeceksin” diyor bir dostum. Bu söz , tarifi imkansız bir mutluluk veriyor bana. Aslında yeni bir başlangıç için; yaşım ve rüzgar müsait. Ama gerekli dermanı dizlerimde ve yüreğimde bulamıyorum. Yokuşları çıkarken yaşıma yakışmayan bir daralma oluyor nefesimde. Bu darlıkta neyi değiştirebilirim ki? Yaşım daha küçük yüreğimden. 
Ben aslında rüzgar olsam, hep doğudan eserdim. 
Ben aslında, hayatın sayfalarına ölüme dair dipnotlar hiç düşmedim. 
Ben aslında, bir gün kapımın umuttan yana çalınacağına emindim. 
Ben aslında, hayat ile hayali hep birbirine karıştırırdım. 
Ben aslında anladım, yaralarıma uzanacak ellerin çok uzak olduğunu. 
Ben aslında anladım, cami avlusuna terkedilen kundaklık bir çocuktan bir farkım olmadığını. 
Ben aslında anladım, hayatımın hep yamalardan ibaret olduğunu. 
Ben aslında, cürmüm kadar yer yakardım. 
‘Neyse’ deyip toparlanmalıydım artık. Dökülen cümlelerimi, kırılan gençliğimi, darmadağın olan hayatımı onarmalıydım ve yeniden kalkabilmeliydim düştüğüm yerden. Bu kadar hassas olmanın vakti değildi artık. Küçük yaralarımla uğraşarak kaybedecek vaktim yoktu. Zira hayatın tutunacak dalları vardı. Asılmalıydım ben de zayıf kollarımla hayata; sabrı öğrenmeliydim. Sıkıca tutmalıydım bana uzanan elleri. 
Değişmem zor aslında. Acılar hep aynı çünkü. Acılarım hep aynı… 
Yine de değişmeliyim, ey rüzgarlı hüznüm. Ne tarafa eseceğin belli değil, biliyorum. Biliyorum, denizi özlemem de kar etmez. Kimbilir belki masal olsaydı yaşadıklarım, bir umut olurdu hep Kafdağı’nın ardında. Ama masal değil yaşadığım, biliyorum. Belki de oturup ağlayarak başlamalıyım değişmeye… Oturup ağlamalıyım halime. 
Belki tebessümlerimin bereketsizliği de terkeder beni böylece, kimbilir… 

Alıntı…

Şemdinli’de karakola saldırı: 24 terörist öldürüldü


Şemdinli'de karakola saldırı: 24 terörist öldürüldü

Şemdinli’de karakola saldırı: 24 terörist öldürüldü

Güzelkonak Jandarma KaŞemdinli’de karakola saldırırakolu’na saldıran teröristlerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada çok sayıda terörist etkisiz hale getirildi.
Şemdinli’de TSK’nın 7 taburla yürüttüğü operasyon sürerken PKK’lı teröristler Güzelkanat Karakolu’na saldırı düzenledi. Saldırıya anında karşılık veren güvenlik güçleri ile PKK’lılar arasında çıkan çatışmada 7’si karakol önünde olmak üzere 24 terörist öldürüldü. Çatışmada 7 asker yaralandı. Saldırı emrini veren Rezzan Kod adlı Reşit Dostum’un telsizden ‘Yaralıları öldürün’ anonsu yaptığı tespit edildi.
Güzelkonak Jandarma Karakolu’na saldıran teröristlerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 24 terörist etkisiz hale getirildi. Şemdinli-Yüksekova karayolunun 20. kilometresindeki Güzelkonak Jandarma Karakol Komutanlığı’nın önüne bir kamyonetle gelen teröristler, karakola saldırıda bulundu. Karakolda görevli askerlerin anında karşılık vermesi üzerine çıkan çatışmada, kamyonetin kasasında bulunan çok sayıda teröristin etkisiz hale getirildiği belirtildi. Yoldan geçen araçlar da çatışmanın ortasında kalırken öldürülen terörist sayısının 7’si karakol önünde olmak üzere 24 olduğu belirlendi. Çatışmanın ardından Hakkari ve Yüksekova’daki askeri birliklerden havalanan çok sayıda helikopter de çatışma bölgesine sevk edildi. Güvenlik güçlerince bölgede geniş çaplı hava operasyon başlatıldı.
REŞİT DOSTUM TELSİZDEN YARALI ARKADAŞLARI ÖLDÜRÜN EMRİ VERDİ
Çatışma sürerken bölgedeki birçok sızma girişiminin emrini veren PKK’nın sözde bölge sorumlularından Rezzan Kod adlı Reşit Dostum’un telsizden ‘yaralı arkadaşlar düşman eline geçmesin öldürün’ diye talimat verdiği belirlendi. PKK’lı teröristlerin kaçarken yaralı olan arkadaşlarını kırsal alanda öldürdüğü bildilirildi.
Levent ALBAYRAK

ASIL OLAN BİLGİLERİ PAYLAŞMAKTIR


Cafrande.org’ta bu hafta

     

    VATAN ŞİİRİ


    VATAN ŞİİRİ

      keklik serer palazını tenha kayalıklara
     uçurur korkusunu kara diken 

     savurur tohumunu kurtulur korkusundan

     orda bir dağ orda bir taş bir pınar


     dağ ardında taş ardında pınarlı bir kara

      mavzer bıyıkları kartallıda başı 

     yağlıklı durur dimdik bakar dimdik bakar

      barışlı bir güvercin pır pır eder 


     ucunda namlusunun”tutam yar elinden

      tutam çıkam dağlara dağlara!

     koçero hepdurur orda dağlarda ben 

     türkçe anlatamam o kürtçe anlatamaz


     farsça çıkmaz doruklara koçero 

     hep durur ordadağlarda ey elleri 

     mis kokulu sabunlarla kurtulan

      beyler şimdi sizi çebilir misiniz 


     kendi sıcak kanınızı altun taslarda

     geçirebilir misiniz şu yağlı ipi 

     kendi güzel ellerinizle o güzel 

     boynunuza ve şakıyormuşçasına 


     kafeste kanaryanız bakıp bakıp

      zindanlı akşamlara yudumlayabilir misiniz

      soğutulmuş içkinizi?dolaşıyor akşam yelinin

      büyücü parmakları çankayanın 


     genç irisi kavaklarının gümüşlü yapraklarında

     önce yaprak sonra dal sonra dallar

      ipil ipi lküme küme kavakları çankaya

      sırtlarının çalar gibi bir gizli piyanoda


     sonsuzluğun şarkısını ve saksıda 

     soluk alan belkide bir cam güzelibir fesleğen

     bir kaktüs tutuşurken ormanlar 

     oylum oylum savrulurken 


     kül ve kerpiç rüzgarda! ey elleri mis kokulu

      sabunlarla kurtulan beyler almış

      kanlı gömleğini nere gider bu türkü

     sarınmış kıl şalvara nerden gelir bu ağıt?


     yığdım kitapları dağ dağ çağırdım 

     nemrutu karanlığıma bir kucak yeşil 

     yoncayla geldi nemrut öptü ıslak gözlerini

      aç öküzümün gocunmayın güzel beyler


     hanımlar alınıp incinmeyin silah silah çatmayın

      o güzel kaşlarınızı imdatlara saldırmayın

     basmayın düğmelere yürekleri hoplatmayın

     güzel beyler hanımlar zor ve çetin bir ağıttır 


     koçero bir gelin ağlar onu ben ağlıyamam

     bıyıkları çengel çengel bir kardaş ağlar

     acılı bir bacı ağlar bağrı yanık bir ana

     ben ağlıyamam !ince bir ay batar 


     gider karadağın ardında dolanır 

     kerpiç damı ince bir rüzgar irkiltir bir gece

      kuşu osmanlı karakollarının duvarlarını

     bir elinde kanlı mendil bir elinde 


     kara mavzer kimse bilmez 

     nerde nasıl taptaze bir sımsıcak

      bir gencecik bir ölüdür o bir selamdır 

     sımsıcak varamamış dostuna 


     varamamış koçero”leb-i derya” 

     şu saltanat şu konaklar şu saraylar

     şu köşklerbu bereket bu bolluk 

     bu çılgınca hovardalık gocunmayın


     güzel beyler hanımlar alınıp incinmeyin!

     kırk bin köyden birer kişi göcüyor 

     kırk bin kiş ikırk bin köyden 

     onar kişi göçüyor yarım milyon ya


     elli şer yüzer kişi?göçüyor milyon 

     milyon vatanda vatan güzel beyler

     hanımlar kusuyor bütün köyler 

     insanların ıkusuyor kasabalar


     baştan başa bütün ülke kusuyor 

     insanını!bu eziklikbu hırçınlık güzel beyler

     hanımlar bu sınırsız tedirginlik acaba nerede biter?

     nasıl başlar acaba şenlikli günleri bu toprakların?


     bulacak bir gün elbet yatağını bu nehir

     durulup dinginleşecek birgün elbet bu nehir

     ve çocuklar oynaşacak mutlu çocuklar 

     anacan sularında bu mutlu nehrin!


     koçero bir dağ çekirgesinin gecede irkilmesidir

     bir belirsiz karanlıktan bir belirsiz karanlığa

     irkilip uçmasıdır bir dağ çekirgesinin

     bir kurdun kaçmasıdır kendi karaltısından


     yamaçtan bir taşın yuvarlanması 

     bir pınarın durup durup akması bir çift gözün

      karanlığa bakması şimşeklerin uzak uzak çakmasıdır 

     dağlarda bir mavzerin yanlışlıkla patlamasıdır


     bir geyiktir koçero sekerken taştan taşa kırılmış

      bilekleri tırnakları kekik nane ve menekşe 

     kokulu tırnakları rüzgarlı suçsuz bir geyik

     avcılar yakalarsa mezedir eti köpekler kovalarsa


     diş kırasıdır bir okul piyesidir koçero açış konuşmalıdır

      ve halaylı türkülüdür müsamere derler 

     adına oralarda kaymakamlı savcılı ve çavuşludur

     biletlidir ve yoksullar yararınadır festivaldir 


     sosyetede modada son buluşlar 

     en taze ilişkiler gürültülü boşanmalar

     gürültülü birleşmeler hele bir de 

     balesi ve operası”ey vatan” aryası bir de


     saygı değer prensesin saygı değer 

     oynaşının ardından telli sazlarardından

      yaylı sazlarardın dan vurmalılarçekmeliler

      ve üfürmeliler ardından “kuğu gölü” ardından


     fındık kıran hemencecik candarmalar

     ve ardından “haydutlar”ı sillerin köroğlunun narası:

     yine de hey hey! ve ardından çocukları 

     gülmekten kırıp geçiren çağdaş 


     banka reklamları! candarmalar 

     geçirince kelepçeyi zinciri bileklerine 

     karıncanın poz verince bir fukara karınca

     en komprador basın aynalarına 


     aşka gelir kompütürler aşka gelir telefonlar 

     telsizlerve doyum noktasına sosyete nunni!

     o zaman işte çelenk o zaman işte tören

     alkış bando ve rap rap donanır bayraklarla


     bankalar sigortalar ve uygunsuz işyerleri

      bilcümle ve kadehler kadehler ki ses verir

      yıldızlardan! gocunmayın güzel beyler hanımlar

     alınıp incinmeyin! koçero bir oyundur 


     yazılır yazılır bitmez koçero bir oyundur

     oynanır oynanır bitmez vurur onu candarma

     vurur onu candarma durmadan vurur 

     ama o bitmez o hep durur öyle orda 


     bıyıkları kartallıda göğsü çapraz fişeklikli

     gözleri beş yaşında kolları nuh ne biden 

     bir elinde kanlı mendi lbir elinde kara mavzer

     pır pır eder bir güvercin ucunda namlusunun


     o hep öyle durur orda taş ardında rüzgarda!

     muhtara sorarsanız bizim serseri 

     veli marabaya sorarsanız işini bilmemiş 

     deli köylüye sorarsanız ekmeksiz garibin teki


     çocuklara sorarsanız yüce dağlar aslanı 

     aslan koçero kimsesize sorarsanız hükümet bilir

      onu candarmaya sorarsanız devletin 

     dağlarda silah çatması vurguncuya sorarsanız


     yol kesici yağmacı soyguncuya sorarsanız

     devletin acizliği sağcıya sorarsanız siktiret 

     pezevengi solcuya sorarsanız”ferman padişahın

      dağlar bizimdir”istanbullu inanır ki boğazda


     kaşalottur ankaralı sanır kitemele dinamittir

     izmirlinin düşlerinde şaşkın köpek balığı antalyalı

      her gece gergedan görür düşünde 

     erzurumda kol başıdır erzincanda deli daylak


     pir sultan yoldaşıdır sivasta bir “kılıcı kanlı” 

     vanda mardinde bir gözü kanlı kaçakçı ah koçero

     vah koçero koçero eyvah! gocunmayın 

     güzel beyler hanımlar alınıp incinmeyin!


     patron gazetelerinde yüksek tirajdır koçero

     hükümet programlarında bir “nakl-i yekun”

     kapitalist dış basında nobellik bir roman

     politik sürtüşmelerde bir yılan hikayesi


     diplomata sorarsanız turistik bir serüven

     kaymakama sorarsanız”ahval-i adiye”den

     sosyeteye sorarsanız eğlenceli bir briç 

     sorarsanız bezirgan filimciye gişelik bir senaryo


     sorarsanız bürokrata atatürkün gardrobuna 

     tükürmüş bir ihümaniste sorarsanız 

     fransızca bilmeyen montenyiden anlamıyan

     mitologya tragedya hümanizma helenizma


     hiçbirinden çakmayan bir yörüktür koçero!

     ne anlar rönesanstan ne anlar restorasyondan?

     bir bazlama bir uçkur üç telli bir zımbırtıdır koçero!

     sanki sırası mıydı dağlara tırmanmanın 


     demokratik tragedyayı uçuklatmanın sanki sırası mıydı!

     müfrezeler yürümüş dağ dağ ve dere dere

     kesmiş geçitleri korkunun silahları 

     bir tükenmez sermayedir koçero haksız yönetimlere!


     gocunmayın güzel beyler hanımlar alınıp incinmeyin

     silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı

     koşturmayın şifreleri telefonlar ıbasar gibi

      tuz yarama basmayın düğmelere


     yürekleri hoplatmayın güzel beyler hanımlar

     paralar girsin diye dir kalantör kasalara 

     toprak sömürülsün diye dir orta çağlar da

     ışıksız kalsın diyedir bir koca ülke karanlıkta 


     boğazlaşsın diyedir güzel yüzlü insanlar

     fabrikalar işçi yesin para kussun diyedir 

     kıyılar yağmalansın ormanlar çiftlikleşsin

     bankalar yağ bağlasın tekeller et bağlasın


     holdingler palazlansın ortaklıklar göbeklensin

     bu rüzgar böyle essin bu değirmen böyle dönsün

     bu çuvallar böyle dolsun diyedir 

     koçeronun dağlarda medetsiz yalnızlığı!


     gocunmayın güzel beyler hanımlar alınıp incinmeyin

     yeni değil bu hikaye bu oyun eski oyun!

     ah koçero vah koçero koçero eyvah!

     bir akşam birden bire bir can çıkar


     dağlara bin kardaş bin acı bin ana bin kerpçi

     bin harman bin açlık bin yenge bin emmi

      bin dayı bin zulüm bin acı ve bin karanlık

     bir akşam birden bire çıkar dağlara 


     bıyıkları terlememiş bin çocuk bin aşık

      bin deli bin meczup bin ekmeksiz bin işsiz

      bin suçsuz kıl şalvar kurtlu çarık nal döken

      mazı kıran derviş çatlatan it burnu koyak gülü


     ahlat çalıs ıbir akşam birden bire 

     çıkar dağlara çökelekler yoğurtlar 

     arpa bazlamaları yalnayaklar gömleksizler

      dayanaksızlar munzurlar çilolar palandökenler


     dersimler tunceliler bingöller tuncelide mercanlar

      ağrı bereketleri tahtalılar toroslar

      ve bin boğalar bir akşam birden bire 

     çıkar dağlara turistik bir gösteridir


     dağlara çıkmak örneğin ağrılara alplere

      sübhanlara antlara himalaya dağlarına

      derin asyanın klimancaronun tropik karlarına

     turistik bir gösteridir dağlara çıkmak!


     gelgör ki böyle yazmıyor bizim burda kitaplar

     turistik diye göstermiyor dağları 

     turist diye vermiyor dağlara çıkanları

     bir sürekli çıplaklıktır koçero bir sürekli açlıktır


     bir sürekli haksızlıktır koçero bir sürekli itilmişlik

     koçero bir vazgeçiştir koçero bir ilgisizlik

     bin yıllık yoldan gelir üstübaşı kan içinde

     yorgun bir dilekçedir bir arzuhal koçero


     bir tanrı selamıdır alınıp verilmemiş

     görülmemiş bir hacettir koçero çiğnenilip 

     geçilmiş ve sorulmamış upuzun bir eyvahtır

     upuzun bir pişmanlık bir ünlemdir koçero


     sığmaz okul kitaplarına erzurum yaylasından

     erzincan çukuruna ve tecer dağlarından

     harran cenderesine bir uzun masaldır ki

      koçero dağların dağlara yaslandığı 


     yerde anlatılır geçitlerin geçitlere küstüğü

      oyaklarda benek benek anlatılır

      nakış nakış anlatılır bıçak bıçakkurşun kurşun

     ve türkü türkü! göğsü çapraz fişeklikli 


     bıyıkları kan içinde bir kara mavzerdir koçero

     yatar türkülerde upuzun ağıtlarda fidan fidan 

     koçero bildirir hal-u ahvalini dört mevsim


     tanrısına bildirir divanına şaşırtılmaz adaletin:

     arkam sensin kalam sensin dağlar hey!

     gocunmayın güzel beyler hanımlar alınıp incinmeyin!

     koçero bir vatandır yaşanılır boydan boya 


     koçero bir vatansızlık bir dağlaşmış yalnızlıktır

      koçero mavzerleşmiş bir haksızlık yanıtsız bir dilekçe!

     ben türkçe anlatamam o kürtçe anlatamaz

     farsça çıkmaz doruklara!


     gocunmayın güzel beyler hanımlar 

     kan bulaşır ellerime ben anlatamam!

     tanrısına bildirir divanına şaşırtılmaz adaletin:

     arkam sensin kalam sensin dağlar hey!

    ALINTIDIR

    AH RUH-U LEYLAM FLAŞH ŞİİR


    Ruhumun ince dokunuşlarının dünyasına sıkıştırılan Leylam.. 

    Ey goncasında gül derleyemediğim sevdam… 

    Kırılgan bakışlarında dünyayı bulduğum ey Ruh-u Leylam.. 

    Ah Leylam ..Ah kara sevdam .. 

    Aşkı aşk yapan imkansız oluşundaki sırda gizlidir../.. 
    Aşk ne kadar imkansızsa o kadar derinleşir../.. 
    Aşk sesinin ahenginde ruhun ebedileşir…/..

    Ah Leylam bağrıma açtığım yaram …
    Sen ! Dediğim gün Ben bitmiştim…/… 

    Ezelden duyduğum sesinin Ebediyle devleşmiştim .. 

    Güneşi kıskandıran bakışlarından mı aldın gönül buseni.. 

    Her inzivanda vicdanımı yakan sözlerinde küllenmiştim…

    Ah Ruh-u Leylam… İmanınla bir şahin gibi havalanan..
    Ruhunun okunuşlarında Zeyneplerin gözyaşları saklı.. 

    Her tuttuğun elin sıcaklığı adeta Hz. Havvanın bahtı.. 

    Yüzyıllık ses duyulsun gönüllere sirayet etsin Leylanın aşkı.. 

    Tüm gücünle çağlara haykırmalısın .. 

    Gayen derya-ı Aşksa /o deryada boğulmaya mahkumsun../… 
    Gayen Allah’a varmaksa / aşkın heybendeki şevkli azığın olsun../..

    Leylam..Ah Ruh-u Leylam..Ruhumda bulduğum aynam …
    Kırılganlığın asaletindendir .. 

    İnceliğin ferasetinden.. 

    Yüreğine akan gözyaşların sevginden .. 

    İmanınla içindeki fırtınaları susturuşun basiretinden…

    Bil ki 

    Herkes bu dünyaya bir şeyler eker… 

    Ama gerçek Özgürlük / 

    Abdullah olmaktan geçer../.. 

    Ah Leylam.. 
    Dinine ihanetin yaklaşıyorsa soğuk sesi.. 
    Kes !..Şahdamarından sana ulaşan vesveseleri.. 
    Hak beLLi Hakikat beLLi… 
    Dünya ,nefis, şeytan üçgeninde oyalama kendini .. 
    Ve bir gün duyacağız … 
    Kainatın her yerinden La İlahe İLLALLAH seslerini…

    Ah Leylam yandıkça yüreği kor olan..
    Bir tek sen değilsin ki bu dava için yanan…/.. 

    Çivisi çıkmış bu dünyada / gel Hak bu diye haykıran …/.. 

    Bir tek sen değilsin ki Aşkın makamlarını araştıran…/.. 

    Nice şemsler geldi geçti Güzele ayna olan ../.. 

    Bil ki seni sen yapan ne şemstir ne Mevlana…/.. 
    Kur’an Hakikatlerinde yoğunlaş gerisine aldırma…/.. 
    İmanında yükseldiğinde hayra ermişsindir../.. 
    Gayeni Kaybettiğin Gün Bitmişsindir…/..

    Ah Leylam ruhunun kıvrımlarında aşk yakan … 

    Lisanı hep Hak için haykıran … 

    Deminde seni sevmek … 

    Bin ızdıraptı bin elem …/ 

    Mevsimler geçerken gözlerinden…/ 
    Her susuşun alnıma yazılmış çilem../ 
    Konuş …Konuş ..Razıyım alev çıksın sözlerinden…/

    SİYAHIN EN GÜZELİ BİLAL-İ HABEŞ


    Gıpta ile seyrederken beyzayı 
    Gözüm hep takılır 
    Siyahın bendeki sevinişine

    Gözlerin karın düştüğünü hiç gördü mü Bilal? 
    Öyle düşer de dilinden Âhâd 
    Sözcükler kıskanırdı 
    Dile bu kadar yakışan kelamı 
    Siyahın en güzelini 
    Seyrederdi semavat

    Neydi Bilal 
    Sokak çocuklarına seni bir dinara 
    Taşa tutturan 
    Gövden kan içinde sabit kılan neydi

    Kimi gördün de kara 
    Üstünde bu kadar beyaz durdu 
    Kimdi Bilal 
    Kim köleyi efendisinden 
    Üstün kıldı 
    Kızgın güneş gölge eder de 
    Gögsündeki taş senden çok inler 
    Bir çağrı düşer dilinden 
    Asırlar tekrar eder 
    Şimdi anlıyorum 
    Bülbüller neden Âhâd der 
    Ve Aklıma şimşek olur 
    Bir Âhâd kaç kırbaç eder…

    Bir sıddıkın avuçlarında 
    Beyaz bir güvercinsin artık 
    Hürriyet iki yüz dinar 
    Kanatların kırılana kadar uç 
    Belli ki düştüğün yer 
    Cennettir.

    SAMİMİYETSİZ BEYANATLAR


    bop büyük ortadoğu projesi eşbaşkanı,şehidin KELLE, 
    apo SAYIN, 
    şehit cenazesinde ağlayan YAYGARACI,
    abd askerleri için DUACI, 
    kukla sözde devlet(kürdistan) kabul etmiyoruz diyen bir başbakan var 
    kabul etmiyor ama resmi sitesindeki resim ortada!!!!!!

    LANETLENMİŞ KİMSELER


    PEYGAMBER EFENDİMİZİN (SAS)

    HADİSLERİNDE LANETLENEN KİMSELER


    1.HADİS:

    1-Anne babasına bakmayan kişilere 

    2-Allahtan başkasına kurban kesene

    3-Bidatçi ve onu himaye edene 

    4-A’mayı yoldan men edene

    5-Hayvanla temasta bulunana 

    6-Lut kavminin işini yapana (erkek erkeğe ilişki yani lutilik yapana)

    7-Tarlasının sınırını gizlice değiştirene

    KAYNAK: Müslim edahi, 43.


    2.HADİS:

    1-Riba (faiz) yiyene 

    2-Ribayı yedirene 

    3-Riba akdini yazana 

    4-Zekat ve sadakaya mani olan kimseye

    5-Dövme yapana 

    6-Dövme yaptırana 

    7-Hulle yapana

    8-Hulle yaptırana 

    KAYNAK: Kütüb-i Sitte, İbrahim CANAN, 15, 161.


    3.HADİS:

    1-Mezar soyan erkeğe 

    2-Mezar soyan kadına

    KAYNAK: Kütüb-i Sitte, İbrahim CANAN, 15, 161.


    4.HADİS:

    1-Rüzgara söven kimseye 

    2-Mümine lanet eden kimseye

    KAYNAK: Kütüb-i Sitte, İbrahim CANAN, 15, 153.


    5.HADİS:

    1-Malını pahalanması için bekleten (ihtikar) tüccara

    KAYNAK: Kütüb-i Sitte, İbrahim CANAN, 17, 247.


    6.HADİS:

    1-Cenaze arkasından üstünü, başını yırtarak kendini perişan eden kadına ve erkeğe

    KAYNAK: B.Meram, 610, Ebu Davud, 3168.


    7.HADİS:

    1-Kadınken erkeğe benzemeye çalışana 

    2-Erkek olup kadına benzemeye çalışana

    KAYNAK: Kütüb-i Sitte, İbrahim CANAN, 7, B.Meram, 1218.


    8.HADİS:

    1-Yahudilere ve Hristiyanlara, çünkü onlar peygamberlerinin kabirlerini mescit edindiler.

    KAYNAK: Kütüb-i Sitte, İbrahim CANAN, 7, 493.


    9.HADİS:

    1-İnsanların geçiş yollarına idrarını yapana

    2-İnsanların dinlendikleri mesire yerlerine idrarını yapanlara

    KAYNAK: Kütüb-i Sitte, İbrahim CANAN, 10, 363.


    10.HADİS:

    1-Rüşvet alana 

    2-Rüşvet verene

    KAYNAK: B.Meram, 843,Tirmizi, 1337. 


    11.HADİS:

    1-Kocası yatağa çağırınca gitmeyen kadına

    KAYNAK: B.Meram, 1021.


    12.HADİS:

    1-Hırsızlık yapan kadına ve erkeğe 

    KAYNAK: B.Meram, 1230.


    13.HADİS:

    1-İçki içene, içirene, imal edene, satana, taşıyana

    2-Ashaba sövene

    3-Sohbet halkalarında insanların yanına değilde ortaya oturana,

    4-Kaderi yalanlayana, kabul etmeyene

    5-Güzel yönetmeyen yöneticilere

    6-Bidatçilere 


    Rasulullah Efendimiz (sas) lanet etmiştir.

    ABDULLAH ÖCALAN’NIN YAKALANMA ÖYKÜSÜ..2


    Öcalan’ı alacak ekip, Uganda’nın başkenti Kampala’da otel yerleşti.
    Dokuz kişiden sekizi, niçin geldiklerini bilmiyordu. ’Muz tüccarı’ kisvesi altındaki ekip, dört odada, güvenlik nedenleriyle ikişer üçer kişilik gruplar halinde kalıyordu. Hiç dışarı çıkmıyor, lobide bir araya gelmiyor, birbirlerini göz temasıyla izliyorlardı. Ve beklenen gün geldiğinde, ekip şefi o tarihi açıklamayı yapıyordu: “Şimdi, Kenya’nın başkenti Nairobi’ye gidiyoruz. Oradan uçağımıza bir yolcu alacağız. Bu yolcu, ülkemizin birliği ve bütünlüğüne kasteden, binlerce insanımızın katili Abdullah Öcalan…”
    TÜRKİYE’den Uganda’nın başkenti Kampala’ya gizemli bir uçak gelmişti. Bu, Batılı işadamlarının Afrika’ya çıkartma yaptığı uçaklara benziyordu. İçinde, üç mürettebatın yanı sıra altı yolcu vardı. Hepsi spor kıyafetliydi. Kendilerine “muz tüccarı” süsü veriyorlardı. Zaten pasaportların da işadamı yazıyordu.
    Kampala, gelişmemiş, klasik bir Afrika başkenti görünümündeydi. Aslında Türkler, Kampala’nın içine gitmeyecek, havalimanının bulunduğu Entebbe semtindeki “The Windsor Lake Victoria Hotel Entebbe” isimli otelde konaklayacaktı. Dokuz yolcu, dört odada, ikişer, üçer kişilik gruplar halinde konaklayacaklardı. Çünkü, operasyon ekibinin tek kişilik odalarda kalması, güvenlik açısından sakıncalı bulunmuştu. Uçak mürettebatı ve diğer görevliler, otele hapsedilmiş gibiydi. Káh odalarında istirahate çekiliyor, káh lobide ikili, üçlü gruplar halinde sohbet ediyorlardı. İşin uzayacağını tahmin eden birkaç kişi de kitapların sayfaları arasında geziniyordu.
    Ekip her çatışmaya karşı eğitimli ve donanımlıydı
    Günler ve saatler bir türlü geçmiyor, aynı uçakta seyahat eden bu 9 kişi, otel lobisinde birbirlerini tanımamazlıktan geliyorlar, göz temasıyla iletişim kuruyorlar ve kendilerine “Biz buraya niye geldik?” sorusunu yöneltiyorlardı. Türk operasyon görevlileri, güvenlik önlemleri alma konusunda eğitimli ve deneyimliydi. İnecekleri havalimanlarındaki uluslararası güvenlik ağına güveniyor, ama kendi önlemlerini de alıyorlardı. Kısacası, havalimanlarında herhangi bir saldırı ve çatışma anında etkin şekilde karşılık verebilecek donanıma sahiplerdi. Ekip, Uganda’daki otelde ise, kendilerini korumaktan yoksundu.
    Onlar, bu ülkeye gelirken, başkent Kampala’nın şartlarını ve ortamını Amerikalılarla müzakere ederek yola çıkmışlardı. Otel dışına çıkmak da, ekibin güvenliği açısından sakıncalı görülmüştü. Aslında dışarı çıkmanın bir cázibesi de yoktu. Entebbe sinekleri insanların üzerine çılgınca saldırıyor, kavurucu hava, nefes almayı güçleştirdiği için herkes kendisini kapalı alanlara atıyordu. Türkiye’den gelen yolcular, uçağın penceresinden Kampala ve çevresini gündüz gözüyle seyretme imkánı bulmuşlardı. Her taraf yemyeşildi. O yeşillikler arasında villa gibi konutlar görünüyordu. Uçak inişe geçtiği anda, villa zannedilen o konutların kümes büyüklüğünde, Afrika’nın klasik gecekondusu, “teneke evler” olduğu anlaşılacaktı.
    Operasyon ertelendi Hedef, ’G Günü’ Nairobi
    Bu arada Ekip Şefi’nin, konaklanan otelde, tiplerinden Amerikalı oldukları tahmin edilen iki kişiyle ayaküstü görüşme yaptığı görülüyor, buna da bir anlam verilemiyordu. Amerikalıların, operasyon ekibiyle aynı otelde kaldıkları da anlaşılıyordu. Sonunda beklenen gün gelmişti. Takvim yaprakları 12 Şubat 1999 Cuma gününü gösteriyordu. Şefin emri, odadan odaya telefon trafiği ile herkese ulaştırılıyor, “Hazır olun, yola çıkıyoruz” deniliyordu.
    Ekip derhal hazırlanmış, lobide biraraya gelmiş, Şef’in talimatını bekliyordu. Şef, talimattan önce, günlerdir merak ve heyecanla beklenen operasyonun amaç ve hedefini açıkladığı konuşmada şunları söylüyordu: “Arkadaşlar, biliyorum, hepiniz merak içerisindesiniz. Ankara’dan hareket ettiğimiz andan itibaren ’Acaba nereye gidiyoruz, kendimizi nasıl bir operasyonun içinde bulacağız?’ diye düşünmeye başladınız. Sizi daha fazla merakta bırakmak istemiyorum. Şimdi, Kenya’nın başkenti Nairobi’ye gidiyoruz. Oradan uçağımıza bir yolcu alacağız. Bu yolcu, ülkemizin birliği ve bütünlüğüne kast eden, binlerce insanımızın katili Abdullah Öcalan… Çok önemli bir görevdeyiz. İnşallah, bunu yüzakıyla tamamlayıp, bebek katilini Türk adaletine teslim edeceğiz.” Şeften bu bilgiyi alan görevliler ve uçak mürettebatı, bir anda çok büyük bir heyecana kapılıyor, Öcalan’la karşılaşacakları ve onu teslim alacakları anı sabırsızlıkla beklemeye başlıyorlardı. Operasyon ekibi, topluca otelden ayrılıp Entebbe Havalimanı’na ulaşıyor, işadamı rolündeki Türkler, terminal binasına giriyor, yolcu salonundan pasaport polisine geçmek için Şef’ten yeni bir talimat bekliyordu. Bu sırada, uçuş ekibi park yerine gitmiş, uçağı hazırlamaya koyulmuştu. Ancak, beklenen emir, arzu edildiği şekilde olmuyor, seyahatin ertelendiği bildiriliyordu.
    Yolcular, tekrar Hotel Entebbe’ye ulaşıyor, birkaç saat önce terk ettikleri odalarına yerleşiyorlardı. Yeni bilgi, yeni heyecan getirmişti. Artık hedef belliydi. Uçak, bir “G Günü”nde Nairobi’ye gidecek ve Öcalan oradan teslim alınacaktı. Operasyon ekibi ve uçak mürettebatı, bu defa kafalarında yeni senaryolar oluşturmaya başladı. Herkes, herşeyi düşünüyor, ama kural gereği bu düşüncelerini birbirleriyle paylaşmıyorlardı.
    Öcalan’ı kandırmak için mavi gözlü MİT görevlisi
    15 Şubat Pazartesi günü nihayet beklenen haber gelmiş, 3 mürettebat ve 6 yolcu Entebbe Havalimanı’nda bekleyen uçaklarına binerek, Kenya’nın başkenti Nairobi’deki Jomo Kenyatta Havalimanı’na gitmek üzere kemerlerini bağlamışlardı. Uçak, yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra, Ekvatoru aşarak Nairobi’deki Jomo Kenyatta Havalimanı’na iniyor ve VIP salonunun karşısındaki park sahasına çekiliyordu.
    Uçak, körüklerin karşısındaydı. Ayrıca uçağın bulunduğu park, havalimanının sınırına yakındı. Alanın çevresi, yüksek tel örgülerle çevriliydi. Öğleden sonra ulaşılan Nairobi’de hava çok sıcaktı. Havalimanı pistinden sanki alev fışkırıyordu. Alanda çok sayıda Amerikan uçağı vardı. Büyük kısmı C141 kargo uçaklarıydı. Operasyona gelen Türkler, kendilerini Amerika’da bir havalimanına inmiş gibi hissediyorlardı. Bu arada Ekip Şefi’nin verdiği talimata uyularak Kule’den iki saatlik bir uçuş plánı alınıyor, bir başka ifadeyle, uçağın Nairobi Havalimanı’ndan iki saat içinde havalanacağı Brüksel’deki Euro Control Merkezi’ne bildiriliyor, aynı zamanda uçağa yakıt ikmáli yapılıyordu. Geri sayım başlamıştı. Öcalan, iki saat içerisinde havalimanına getirilip teslim edilecek ve uçak da yolcusunu aldıktan sonra Türkiye’ye hareket edecekti. Oysa Jomo Kenyatta Havalimanı’ndaki yer hizmetleri görevlilerine uçağın Hollanda’ya gideceği bilgisi verilmiş, Nairobi’deki Yunan Sefarethanesi’nde bulunan Öcalan da, Hollanda’ya gideceği ümidiyle yola çıkmıştı.
    Öcalan’ın uçağa tereddütsüzce binebilmesi için, Türkiye’den gelen, Hollandalılara benzeyen sarışın, mavi gözlü bir görevli, merdiven başında kendisini bekliyordu. Türk ekibinin alanda bir güvenlik endişesi yoktu. Çünkü, operasyonu hem Kenya makamları, hem de bu ülkede etkili ABD’li görevliler destekliyordu. Havalimanına silahlı bir saldırının gerçekleşme ihtimali çok düşüktü. Çünkü burası silahtan arındırılmış bir bölgeydi.
    Ve o ünlü cümle anı: ’Memlekete hoşgeldin’
    Ayrıca, Kenya güvenlik yetkililerinin de çevrede sıkı güvenlik önlemleri aldığı görülüyordu. Uçağın yakınındaki tel örgülerin arkasında dolaşan ve sivil güvenlik personeli olduğu anlaşılan iri yapılı, uzun boylu zenciler, sürekli çevreyi gözetliyordu. Evet, beklenen an gelmişti. Ekip Şefi, mürettebat ve yolculara alarm veriyor, Öcalan, aprona kadar giren üç arabalık bir konvoyla uçağın yanı başına kadar getiriliyordu. Bu olağanüstü anda, 9 kişinin yapacağı görevler, daha önceden belirlenmişti. Kaptan Pilot, motorları çalıştırıyor, Türk görevliler arasında bulunan ve Hollandalılara benzeyen personel de, yeni yolcuyu uçağın merdiven başında karşılayarak selamlıyordu. Öcalan, bu sarışın görevliyi gördükten sonra, kendisini Hollanda’ya götüreceğinden emin olduğu uçağa koşar adımlarla biniyordu.
    Kenyalılar ise, merdiven başındaki bir başka görevlinin eline Öcalan’ın valizini de tutuşturduktan sonra, apronu hızla terk ediyorlardı. Şık bir İtalyan elbisesi ve kravatı bulunan Öcalan, uçağın kapısından içeri adım atar atmaz, görevliler kendisini “Memlekete hoşgeldin” cümlesiyle karşılıyor ve derhal ellerini kelepçeleyip, gözlerini bantlıyordu. Kaptan, konvoyun yaklaştığı haberi ulaşınca, uçağın sağda ve kuyruğun üstündeki iki motorunu çalıştırmış, son yolcuyu aldıktan sonra sol motoru da devreye sokmuştu. Türkiye’den yolcu ve mürettebat dahil 9 kişiyle gelen uçak, 10 kişiyle yoluna devam edecekti.
    Bir başka Falcon 900 tipi uçak da, Öcalan’ı 14 gün önce Yunanistan’dan Kenya’ya getirmişti. Malezya bayraklı o uçağın kuyruğunda şu bilgi yer almaktaydı: “9 M BAB.” Öcalan’ı Türkiye’ye götürecek uçağınkaptan pilotu, uçuş kontrol kulesiyle temasa geçip havalanmak için izin istiyor, şans eseri hiç bekletilmeden o izni alarak, iki-üç dakika içinde de havalanıyordu. Uçak, gökyüzüyle, güneş batmak üzereyken buluşuyordu.
    Uçak, çok riskli bir kalkış yaptı
    ŞİMDİ, bu, zamana karşı yarışın arka plánına bir bakalım… Uçakta, full yakıt ve full yolcu vardı. Yani, uçağın 10 tonluk yakıt deposu tamamen doluydu. Bu önlem, ikmalsiz Türkiye’ye ulaşabilmek için alınmıştı. Uçak ayrıca, yolcu kapasitesinin tamamını kullanmış, full yakıtla birlikte 24 tona ulaşmıştı. Oysa böylesine yüklü uçakların, deniz seviyesinden yükseldikçe havalanması fizik kuralları gereği daha da zor oluyordu. Jomo Kenyatta Havalimanı ise, deniz seviyesinden yaklaşık 1600 metre yüksekte olduğu için, performans dışına çıkan üç motorlu uçak, tüm riskler göze alınarak 4 km. uzunluğundaki pistin son noktasına kadar giderek hız kazanmış ve ardından da derhal havada tırmanışa geçmişti.
    3 tehlikeli hava sahası aşılacaktı
    KAPTAN Pilot, Ekip Şefi’nin talimatıyla SSB uzak mesafe telsizini kullanarak Türkiye’yi haberdar etmek istiyor, ancak iletişim mümkün olmuyordu. Uçaktan Türkiye’ye ilk telsiz mesajı Sudan semalarından ulaşacaktı. Uçak havalandıktan hemen sonra askeri tabip, Öcalan’ı sağlık kontrolünden geçiriyordu. Meçhul yolcuya gerektiğinde ácil müdahalede bulunabilmek için kullanacağı tıbbi cihazları da almıştı. Öcalan, Hollanda’ya gideceğini zannettiği uçağın içinde bir anda Türk görevlilerle karşılaşınca şok yaşıyor, bu nedenle doktor sakinleştirici iğne yapıyordu. Kar maskeli görevliler, şaşkın bakışlarla kendilerini izleyen Öcalan’aseyahat boyunca her ihtiyacının karşılanacağını söylüyorlardı. Öcalan’ı Türkiye’ye götüren uçağın yaklaşık 8 saatlik yolu vardı.
    Rota, Sudan, Mısır ve Akdeniz’deki Yunanistan hava sahası üzerinden Türkiye olarak belirlenmişti. Ancak, bu defa uçağın güvenliği Afrika’ya gidişte olduğu gibi rahat değildi. Uçakta uluslararası bir terörist vardı ve dünyanın her tarafında kolu bulunmaktaydı. Sudan, güvenli değildi. Hava sahasından geçerken beklenmedik bir saldırıyla karşı karşıya kalınabilirdi. Keza, Mısır hava sahasında da sürprizler mümkündü. Güvenlik endişesi, Akdeniz hava sahasına girince daha da artacaktı. Çünkü Öcalan’ı taşıyan uçak, kendisini yıllardan beri himayesi altında tutan Rodos Adası semalarındaki Yunanistan hava sahasını geçtikten sonra Türkiye’ye ulaşacaktı. Uçak, Nairobi’den havalanırken, Kule’ye Antalya’ya gideceği bildirilmiş, yedek alan olarak da Dalaman seçilmişti. Ancak, Türk hava sahasına geldikten sonra, bu uçuş plánı istenildiği şekilde değiştirilebilecekti.
    ’Ülkemi severim annem de Türk’
    ABDULLAH Öcalan, yaklaşık 8 saatlik yolculuk süresince zaman zaman uyudu, zaman zaman sorgulandı. MİT görevlilerinin fotoğraf makinası, video kamera ve ses aygıtı sürekli çalışmaktaydı. Uçakta, dönüş yolculuğunda da ikram yoktu. Yolcular ve mürettebat, Uganda’dan yanlarına yine sandviç almışlardı. Operasyon ekibi, yeme-içmeden çok, Nairobi’de teslim alacakları yolcuyu düşünüyorlardı. Ayrıca, Jomo Kenyatta Havalimanı’nda da sadece yakıt ikmali yapılmış, catering ikmali için teşebbüste bulunulmamıştı.
    Sadece su istedi
    Görevliler, seyahat boyunca tüm ihtiyaçlarını karşılayabileceklerini söyleseler de, Öcalan sadece su istemekle yetiniyordu. Öcalan’ın gözleri uçağa girdiği an bantla kapatılmıştı. Görevliler, ifade almaya başlarken bantı çıkarıyor ve bunu bir daha kullanmıyorlardı.
    Uzun süren sorgulamadan sonra, Öcalan’ın gözleri bu defa bir bezle kapatılıyordu. Öcalan’ın elleri ise, güvenlik nedeniyle sürekli kelepçeliydi; çünkü, uçakta ani bir taşkınlık yapıp, “emergency exit” diye isimlendirilen acil çıkış kapısına yönelebileceğini hesaba katıyorlardı. Operasyon ekibi zaman zaman başındaki kar maskesini çıkarma ihtiyacı hissediyor, böyle durumlarda Öcalan’ın gözü yine bezle kapatılıyordu. Üç kişiden oluşan uçak mürettebatı ise, her zamanki gibi üniformalı vaziyette göreve devam ediyordu. Onlara kar maskesi takma zorunluluğu getirilmemişti.
    İşte ilk ifadeleri
    Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesinden sonra basına yapılan resmi açıklamada, PKK yöneticisinin uçakta sorgulanması sırasında şu diyaloğun gerçekleştirildiği bildirilecekti:
    Devlet görevlisi: Abdullah Öcalan, memlekete hoş geldin. Nasılsın?
    Abdullah Öcalan: (Şaşkın ve morali bozuk bir halde) Sağol, iyiyim.
    Miden mi yanıyor?
    İyi.
    Yani sağlıktan bir problemin yok?
    (Kafasıyla “Hayır” işareti yapıyor.)
    Ne var? Midende mi var? Ağrı, ekşime falan mı var? Yanma mı var?
    (Kafasını sağa sola sallayarak yüzünü ekşitiyor.)
    Tamam, gereken tedaviyi biz yaptırırız. Şimdi sana bazı şeyler sormak istiyorum.
    (Öcalan sürekli gözlerini kapatıyor.)
    Gözlerini kapatmana gerek yok. İstersen suyla silelim mi? Bant izleri rahatsız ediyorsa suyla silelim gözlerini, rahat etsin.
    (Öcalan, kafasını sallayarak “Hayır” diyor.)
    Sen şimdi bizim misafirimizsin. Rahat ol. Yani kendini öyle sıkıntıya sokma. İstediğin birşey varsa…
    Ben ülkemi severim. Annem de Türk’tü.
    Biraz daha yüksek sesle konuşabilir misin?
    Bir hizmet imkánım olursa yaparım. Onun dışında bana bir şey söylemeyin. Hizmet gerekirse yaparım.
    Sorulara cevap verirsen, hizmet yapmış olursun. Yüzünü gözünü silelim eğer rahatsız oluyorsan.
    Türkiye’ye dönünce hizmet edeceğim. Fırsat verirseniz, hizmet ederim. Bunları, halkın içinde konuşuyorum. Başka bir şey de konuşmam. Bir hizmet imkánım varsa, ben inanıyorum vardır, daha üst düzeydekilere de bildirirsek, ben hizmeti seve seve ederim. Ben hizmet edeceğim. Çok iyi edeceğim.
    Şimdi bak kaydediyoruz, senin şeylerini.
    Yayınlayın. İşkence etmediniz, benim içimden geliyor. Ama ben gerçekten söylüyorum. Türkiye’yi seviyorum. Ve Türk halkını da seviyorum. Onlar için iyi hizmet edeceğime inanıyorum. Fırsat verilirse yaparım.
    Şimdi fırsat verilecek de. İstediklerin ne?
    Kendinizi yormayın, böyle şeylere gerek yok.
    Yok zaten, bir emniyet tedbiri.
    Pek sevindiğim bir nokta var. Eğer dikkat edilirse aslında konuşulacak bir konu bu. Ama içime öyle doğuyor ki. Gerçekten iyi hizmetler yapacağıma inanıyorum.
    Yunan istihbaratı nasıl ’uyutuldu’
    TÜRKİYE’den yola çıkan ekip, niçin doğrudan Nairobi’ye gitmemişti? Bu sorunun cevabını araştırdık ve şu sonuca ulaştık: Operasyon, Nairobi’de gerçekleşecekti. Çünkü, Öcalan’ın Nairobi’deki konaklama adresini Amerikalılar kesin olarak tesbit etmişti. CIA yetkilileri, Kenya hükümetiyle konuşuyor, anlaşıyor ve Öcalan’ın Yunanistan Büyükelçilik resmi ikametgáhından zorla çıkarılması konusunda fikirbirliğine varılıyordu. Türk operasyon ekibi, ABD’lilerin güvencesiyle yola çıkmış ve Kenya’ya en yakın ülkenin başkentinde beklemeye koyulmuştu. Ekibin, Nairobi’de beklemesi sakıncalıydı. Çünkü, Yunan istihbaratının, bu başkentte “Öcalan”la ilgili gelişmeleri adım adım izlediği tahmin ediliyordu. Özel bir Türk uçağının Kenyatta Havalimanı’nda günlerce beklemesi, Yunanistan başta, diğer ülke istihbaratları, hatta PKK’nın dikkatini çekebilirdi. Tüm bu nedenlerle operasyon olgunlaşıp gerçekleşene kadar Öcalan’ı alacak özel ekibin Uganda’da bekletilmesi uygun görülmüştü.
    Öcalan’ı kaybetti bir araba sopa yedi
    HAVADA Abdullah Öcalan elleri kelepçeli halde Türkiye’ye doğru uçarken, yerde ise bir büyük panik vardı. 9 Ekim 1998’den beri zaman zaman Öcalan’ın seyahatlerine katılan Yunan Gizli Servisi EYP ajanı Savvas Kalenderidis, terminaldeki bir yol kenarına oturmuştu. Koruması altındaki, Türkçe ve Kürtçe bildiği için aynı zamanda tercümanlığını yaptığı terör örgütü yöneticisi, bir anda kaybolmuştu. Kalenderidis olayın şokunu yaşarken, üç kadınla, bir erkeğin saldırısına uğruyor ve adamakıllı dayak yiyordu. Dayak atanlar ise, Avrupa Birliği pasaportu taşıyan Şemse Dilan Kılıç, Nurcan Derya ve Melsa Deniz isimli PKK terör örgütü mensubu üç kadınla, İbrahim Ayas adındaki erkekti. Bu dayak faslı sırasında, Kalenderidis’in imdadına Yunanistan’ın Nairobi Büyükelçisi Yorgo Costorlas yetişiyor, ama olaylar bununla da bitmiyordu. Çünkü Öcalan, kayıplara karışmıştı.
    Yunanistan Dışişleri Bakanı Pangalos ise, gelişmeleri Atina’dan telefonla sürekli takip ediyordu. Pangalos’tan, havalimanında şaşkın vaziyette dolaşan Büyükelçi’ye gelen ilk talimat şöyle idi: “Üçü kadın dört PKK’lıya sahip çıkma.” Ancak, Büyükelçi, PKK’lıların tehdidine boyun eğip dört kişiyi Büyükelçiliğe götürmek zorunda kalıyor ve on gün diplomatik dokunulmazlığı bulunan binada barınmalarını sağlıyordu. Yunanlıların PKK’lılara son jesti ise, onları 25 Şubat 1999 günü özel bir uçakla Atina’ya göndermekti.

    ABDULLAH ÖCALAN’NIN YAKALANIŞ ÖYKÜSÜ..1



    5 Şubat 1999 Cuma günü, Başbakanlık, eski bakanlardan işadamı Cavit Çağlar’a ait Falcon 900B tipi uzun menzilli küçük yolcu uçağını kiralıyor, ekip Afrika’ya hareket etmek üzere emir bekliyordu.
    İşadamı pasaportlu altı kişilik operasyon ekibi, seyahat sırasında kendi aralarında şakalaşırken, “Bizler, muz tüccarıyız. Muz cumhuriyetinden, Türkiye’ye muz ithal etmeye geldik” diyorlardı.
    1999 yılında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin zirvesinde bulunan üç şahsiyet; Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Bülent Ecevit ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, 4 Şubat Perşembe gününün son dakikalarında sınırlarımız dışında gerçekleşmesi planlanan çok önemli bir operasyon kararına imza atıyorlardı. Bu karar, PKK terör örgütünün yöneticisi Abdullah Öcalan’ı, bulunduğu bir Afrika ülkesinden Türkiye’ye getirmekti. Şimdi, Türkiye’yi bu karara sevk eden olayın dört ay öncesine dönelim… Öcalan, 9 Ekim 1998 Cuma günü, yaklaşık 20 yıldan beri yaşadığı Suriye’den sınırdışı edilmiş; Atina, Moskova, Roma, St. Petersburg, Minsk ve Korfu Adası arasında dolaşırken 1999 yılının şubat başında izini kaybettirmişti. Bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye tüm siyasi, güvenlik ve diplomasi birimleriyle alarma geçmiş; ABD, İsrail ve pek çok Avrupa ülkesi gizli servisleri de terör örgütü yöneticisini izlemeye almıştı.
    CIA’nın şefi: Teslim ederiz
    Cumhurbaşkanı Demirel’in 4 Şubat 1999 tarihli randevu defterinde, saat 17.30’da MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un ziyareti görünüyordu. Atasagun, Köşk’te, PKK liderine ilişkin takip hakkında son bilgileri veriyor, Öcalan’ın bir Afrika ülkesinde olabileceğini Cumhurbaşkanı’na arz ediyordu. MİT’in, Amerikalılarla bu konudaki işbirliği, bilgi alışverişi şeklinde devam etmekteydi. Onlar da Öcalan’ın peşindeydi. Demirel, Atasagun’a teşekkür ediyor, Köşk’ten ayrılan MİT Müsteşarı, Yenimahalle’deki çalışma ofisine dönüyordu. Aynı günün gecesi, CIA’nın Türkiye’deki İstasyon Şefi, MİT Müsteşarı’nı ziyaret ederek, “Başkan’dan izin çıktı. İsterseniz, Öcalan’ı size teslim edebiliriz” diyordu. Bu yeni gelişme, anında Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a ulaştırılıyor, Demirel de gece yarısı Çankaya Köşkü’nde devletin zirvesini toplama kararı alıyordu.
    Üniformasını bile giyememişti
    Pembe Köşk, genelde geceleri çok sakin geçirirdi. Ancak 4 Şubat gecesi olağanüstü bir hal seziliyordu. Nöbetçi Yaver Deniz Yarbay Zafer Karakuşluoğlu ile nöbetçi doktor Aylin Cesur, Cumhurbaşkanı’nın makam odasını hazırlıyor, iç güvenliği sağlayan polisler de zirve toplantısına katılacak devlet büyüklerini karşılamak için önlem alıyorlardı. Köşk’te bir koşuşturmacadır başlamıştı. Cumhurbaşkanı’nın ikametgáhının da yer aldığı Pembe Köşk’e ön hazırlıkları yapmak için gece yarısı intikal eden Başyaver Kurmay Albay Reha Taşkesen’in ise üniformasını giymeye dahi vakit bulamayıp, spor bir kıyafetle geldiği görülüyordu.
    Bu teklife ne diyorsunuz
    Cumhurbaşkanı Demirel, aynı gün saat 17.30’da MİT Müsteşarı’nı, 18.00’de Genelkurmay Başkanı’nı, 19.00’da da Başbakan’ı kabul ederek kendileriyle haftalık olağan görüşmesini yapmıştı. Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu, Köşk’ten davet aldıktan sonra “Acaba bir yanlışlık mı var? Sayın Cumhurbaşkanı’nı birkaç saat önce ziyaret etmiştim” diyor ve emir subayına, “Köşk’ü arayalım, teyit alalım” talimatı veriyordu. Köşk’ten gelen cevap, “Cumhurbaşkanımız, olağanüstü toplantı yapacaklar” şeklindeydi. Olağanüstü gelişme, olağanüstü zirveyi gerektirdiği için Ecevit, Kıvrıkoğlu ve Atasagun, aynı gün ikinci defa Köşk’e ulaşarak, Atatürk’ün de kullandığı, Cumhurbaşkanlığı’nın tarihi makam odasında Demirel’le bir araya geliyorlardı. Cumhurbaşkanı, toplantıda ilk sözü MİT Müsteşarı’na veriyor, Şenkal Atasagun da gerekli açıklamaları yaptıktan sonra, Demirel toplantıda hazır bulunanlara “Bu teklife ne diyorsunuz?” şeklinde soru yöneltiyordu. Hem Başbakan, hem de Genelkurmay Başkanı, bu gelişme üzerine memnuniyetlerini ifade ediyor, Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye getirebilmek için hiçbir fedakárlıktan kaçınılmaması önerisinde bulunuyorlardı. Zirve, kararını vermiş, Öcalan’ın, Amerikalıların yardım edeceği bir operasyonla, o sırada bulunduğu bir Afrika ülkesinden Türkiye’ye getirilmesi konusunda anlaşmaya varılmıştı.
    Sahte pasaportlu işadamları ekibi
    Afrika’ya gidecek olan yolcuların pasaportu sahteydi. Kendileri hakkında verilen açıklayıcı bilgide, işadamı oldukları ifade ediliyordu. İşadamı pasaportlu altı kişilik operasyon ekibi, seyahat sırasında kendi aralarında şakalaşırken, “Bizler, muz tüccarıyız. Muz cumhuriyetinden, Türkiye’ye muz ithal etmeye geldik” diyorlardı. Yol uzun olduğu için, uçağa ikmal yapılırken, yakıt tankı tamamen dolduruluyor, ancak yolcuların gıda ikmali ihmal ediliyordu. Oysa, yaklaşık 6 saat boyunca uçulacak, bu arada herhangi bir havalimanından transit geçiş yapılmayacaktı. Yolcular ve mürettebat, meçhul bir operasyona gitmenin heyecanı içerisinde yemek ikmalini düşünmüyor, yanlarına Karpuzkaldıran askeri tesislerinden sadece sandviçler alıyorlardı.
    Havalananlar hedefi bilmiyordu
    Antalya Uluslararası Havalimanı’ndan sabah saatlerinde havalanan uçak, Yunanistan, Mısır ve Sudan hava sahalarını 6 saatte katettikten sonra Uganda’nın başkenti Kampala’ya ulaşıyor, meteorolojik şartlar gayet elverişli olduğu için Entebbe Havalimanı’na inişi sorunsuz bir şekilde gerçekleşiyordu. Uçaktaki yolcular Afrika’ya giderken adeta körleri ve sağırları oynuyorlardı. Birbirlerine nereye gittiklerini, ne yapacaklarını sormuyor veya soramıyorlardı. Belki ekip şefi biliyordu, ama üç kişilik mürettebat ile dört MİT mensubu ve bir askeri tabip, nasıl bir manzarayla karşılaşacaklarından habersizdi.
    Uçakta bulunan MİT görevlileri, hem kabin içinden, hem de pencereden görüntüler alıyor, önce Akdeniz, ardından da Mısır Piramitleri ve uçsuz bucaksız Afrika çölleri yolcular tarafından merak ve ilgiyle izleniyordu. Gidiş yolculuğu sırasında herhangi bir güvenlik sorunu da söz konusu değildi. Uçak, Uganda, Kenya ve Tanzanya’ya kıyısı bulunan Victoria Gölü’nün hemen yanıbaşındaki başkent Kampala’nın Entebbe Havalimanı’na indiğinde, etraf günlük güneşlikti. Oysa Türkiye, o günlerde şiddetli bir kış yaşıyordu. Muz tüccarları olarak tanıtılan yolcular da, üstlerinden geçen Ekvator çizgisinin ayrıcalığından yararlanıp, yaz günlerini yaşamaya hazırlanıyorlardı.
    Pasaportlarınızı telefonlarınızı bırakın
    Nergis Havacılık’tan kiralanan uçak, kiralama sözleşmesinin yapılmasından sonra MİT Müsteşarlığı’nın emrine giriyor, ardından da üç kişilik mürettebatıyla Bursa’dan havalanıp, Ankara Etimesgut’taki Askeri Havaalanı’na iniyordu. Uçak, askeri alandaki bir hangarın önüne çekiliyor, üç kişilik mürettebat da, hangarın içinde bulunan salonda toplantıya alınıyordu. Toplantıyı MİT Müsteşarı yönetiyor, mürettebatı, amacı ve hedefi henüz açıklanmayan operasyona katılacak diğer personelle tanıştırıyordu. 9 kişilik operasyon ekibi; beş MİT mensubu, bir askeri tabip ve üç kişilik uçak mürettebatından oluşuyordu. Ekip şefi, MİT mensupları arasından seçilmişti. Şenkal Atasagun, hangardaki ofis bölümünde operasyona katılacak dokuz kişi ile tek tek görüşüyor, kendilerine başarılar diliyordu.
    Önce Antalya’ya
    Daha sonra ekip şefi, dış seyahate gidecek olan sekiz kişiyle birlikte ortak bir toplantı yapıyor ve kendilerine şu talimatları veriyordu: “Arkadaşlar, devlet adına çok önemli bir operasyona gidiyoruz. Şimdi, ailelerinizle telefon görüşmesi yapınız. Kendilerine, önemli bir göreve gideceğinizi, bu nedenle çok uzun olmayan bir süre boyunca onları telefonla arama imkánınızın bulunmayacağını bildiriniz. Daha sonra cep telefonlarınızı bize teslim ediniz. Sizin, yurtdışına yapacağınız bu seyahatteki güzergáhınızı ilerleyen günlerde açıklayacağız. Ama önce birlikte Antalya’ya gideceğiz. Görevimiz boyunca, program, tarafımdan yapılacak. Tüm ihtiyaçlarınız da yine tarafımdan karşılanacak. Şimdi, pasaportlarınızı da bana teslim ediniz ve ilk durağımız olan Antalya’ya gitmek için hareket emrini bekleyiniz. Tekrar hatırlatmak istiyorum ki, çok önemli bir dış göreve gidiyoruz. Görevde olduğumuz süre içerisinde, belirleyeceğim ve sizlere bildireceğim kurallara kusursuz bir şekilde uymanızı bekliyorum. Bu uyum, operasyonun başarısını da sağlayacaktır. Tanrı yardımcımız olsun…”
    Emir ondan
    DÖNEMİN Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, PKK terör örgütüyle mücadele ve Öcalan’ın yakalanması için alınan kararları 30 Aralık 2008 Salı günü özetle şöyle anlatıyordu: “Son başbakanlığım döneminde, önce pek çok ülke liderine mektuplarla PKK terör örgütü konusunda aydınlatıcı ve uyarıcı bilgiler verdim. 1993 yılının ocak ayında ise Suriye’ye giderek, Hafız Esad’dan, PKK kamplarının dağıtılmasını ve örgüt elebaşısının Türkiye’ye teslimini istedim. O zat, o tarihte Suriye’nin Lazkiye şehrinde yaşıyordu. Hafız Esad, bunu inkár etti. Kendisine uzattığım ve üzerinde örgüt elebaşısının adresi ve telefon numarası bulunan káğıdı da alıp cebine koydu. 1997 yılının aralık ayında Türkiye Cumhurbaşkanı sıfatıyla İslam Konferansı Örgütü Zirvesi’ne katıldım. Bu zirvede, Suriye, Türkiye aleyhine karar tasarısı çıkarttırmak istedi, buna máni oldum ve konferansa katılan liderlere hitaben yaptığım konuşmada, ’Suriye’nin hareketi, ne komşuluğa, ne Müslümanlığa, ne de insanlığa sığar’ dedim. Terör örgütünün elebaşısı, siyasi baskılarımız sonucu 9 Ekim 1998 günü Suriye’den sınırdışı edildi. Kendisini adım adım izletmeye başladık. 4 Şubat 1999 Perşembe günü, MİT Müsteşarı, haftalık olağan kabulüm sırasında, bu konuda yeni gelişmelerden söz etti. O zatın Amerikalılar tarafından izlendiğini, muhtemelen Afrika’daki bir ülkede barındırıldığını ifade etti. Aynı günün gece vakti, Amerikalıların müşahhas (somut) bir teklifini bize intikal ettirdi. Bu yeni bilgiye göre, teröristbaşının Kenya’da barındığı tespit edilmiş, istenmesi halinde bize teslim edilebilirmiş. Memnuniyet duydum. Daha sonra bu kararın bizzat Başkan Clinton’dan çıktığını öğrenecektim. Başbakan merhum Ecevit, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın Kıvrıkoğlu ve MİT Müsteşarı Sayın Atasagun’u acilen görüşmeye çağırdım. Bu görüşmede, her şart altında o zatı teslim alma kararı verdik.”
    Korsan enkazı da Entebbe’deydi
    Havalimanının terminal binasında koskocaman “Welcome to Entebbe International Airport” yazısı göze çarpıyordu. Bu havalimanı, yakın tarihimizdeki çok önemli bir hava korsanlığı olayını çağrıştırmaktaydı. Alan, filmlere dahi konu olmuştu. Havalimanında bulunan hurdaya dönüşmüş, devasa bir uçak enkazı, Türkiye’den gelen yolcuların dikkatini çekiyordu. Bu, 1976’da Filistinli hava korsanları tarafından saldırıya uğramış olan Air France uçağının enkazıydı. Aradan 23 yıl geçmiş, ama o enkaza dokunulmamıştı. Kimbilir o enkaz, belki de ibret alınması için orada tutuluyordu.
    İkmalsiz uçak 200 bin  dolara kiralandı
    Müsteşar Atasagun, toplantı sırasında, Öcalan’ı getirebilmek için, ikmal yapmadan 10-12 saat uçabilen, uzun menzilli, sivil bir yolcu uçağına ihtiyaç olduğunu belirtiyordu. Toplantı başlamadan önce gerekli ön hazırlıkları yapmış bulunan Atasagun’un verdiği bilgiye göre, söz konusu uçaklardan Türkiye’de sadece iki adet bulunmaktaydı. Bunlardan birisi eski Devlet Bakanı, işadamı Cavit Çağlar’ın sahibi olduğu Nergis Havacılık şirketine kayıtlıydı. Uzun menzilli öteki uçak ise, İstanbul’daki Akmerkez’in sahibi Dinçkök Ailesi’ne aitti. Başbakanlık’tan yetkili bir kişi, 5 Şubat 1999 Cuma günü Nergis Havacılık şirketinin yöneticisiyle görüşerek, firmalarına ait Falcon uçağının önemli bir dış seyahatte kullanılmak üzere kiralanmak istendiğini bildiriyordu. Havacılık şirketinin yetkilisi, Başbakanlık’tan gelen bu teklife olumlu cevap veriyor, bu arada Türkiye Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nde kaydı bulunan TC-CAG tescil işaretli Fransız yapımı Falcon 900B tipi uçak, uzun bir dış seyahat için 200 bin Amerikan Doları karşılığında kiralanıyordu.
    Kuyruktaki Türk bayrağı ve yazılara bant çekildi
    Etimesgut Askeri Havaalanı’ndaki ekip, bu ilk karşılaşma ve görev emrinden sonra beklemeye koyuluyor, ardından da gecenin geç saatlerinde Antalya’ya hareket emri veriliyordu. Başbakanlık tarafından özel görevle yola çıkarılan uçak, bir saatlik yolculuktan sonra Antalya Uluslararası Havalimanı’na iniyor, daha sonra Askeri Havaalanı bölümündeki bir park yerine çekilerek, koruma altına alınıyordu. Bu arada uçak mürettebatı ve diğer görevliler de, Karpuzkaldıran semtindeki askeri tesislerde konaklayacaklardı. Uçak, Antalya’da üç gün boyunca kalacak, kuyruğundaki Türk bayrağı ile “TC-CAG” şeklindeki tanıtma işaretinin üstü ekip şefinin talimatı üzerine bantla kapatılacaktı. Aslında, “TC-CAG” tanıtma işareti ve Türk bayrağı, Nergis Havacılık şirketine ait Falcon 900B uçağının kimliğini oluşturmaktaydı. Bu kimlik olmadan, uçakların sefere çıkabilmesi mümkün değildi. Zaten pilotlar da, uçuş sırasında gittikleri bölgenin uçuş kulelerine kendilerini tanıtırken daima bu kodu bildiriyorlardı. Kuyruğunda tanıtma işareti bulunmayan uçak, özellikle Avrupa ülkelerindeki havaalanlarında dikkat çekebilirdi. Ancak, mürettebata, bir Afrika ülkesine gidileceği söylenmiş, tanıtma işareti bulunmayan uçağın orada problem yaratmayacağı kanaatine varılmıştı.
    İletişim için SSB telsizi ve özel kod
    Uçakta bir başka önlem daha alınıyor, özellikle Türkiye ile iletişimin “SSB” diye adlandırılan uzak mesafe telsizi ile yapılması kararlaştırılıyordu. Ekip şefi, kaptan pilota yüksek frekanslı vericinin sağlıklı bir şekilde kullanılması için bir de özel kod veriyordu. Bu sayede, uçakta kullanılan haberleşme sistemini başkalarının dinlemesi de önlenmiş oluyordu. Ekip şefi, Antalya’da üç gün kalan uçak için 8 Şubat 1999 Pazartesi günü hareket emri veriyordu. Uçuş mürettebatı, uçuş planını hazırlayarak Antalya Havalimanı’ndaki kuleye bildiriyor, kule de bu bilgileri Brüksel’deki Euro Control Merkezi’ne aktarıyordu. Gerekli uçuş izni kısa sürede geliyor, bu izin, hava sahası kullanılacak ülkeler ile Uganda’nın Entebbe Havalimanı’na inişi kapsıyordu.
    Yarın: Amerikalılar planladı, Kenyalılar yakaladı, Türkler de teslim aldı


    ABDULLAH ÖCALAN KİMDİR
    7 Kasım 1978 tarihinde terör örgütü PKK’yı kurdu. Kısa bir süre sonra Suriye’ye geçen Abdullah Öcalan, örgütün kanlı eylemlerini buradan yönetmeye başladı. Kandırdığı gençler bölücü terör örgütü adına eylem yaparken, Öcalan savaş alanına hiç inmeden oturduğu yerde rahat bir yaşam sürdü.
    Türkiye’nin ısrarlı takibi sonucu Suriye, Öcalan’ı topraklarından çıkarmak zorunda kaldı. Suriye’den Rusya’ya, oradan İtalya’ya geçen Öcalan, İtalyan Hükümeti tarafından da ülkeden çıkarılınca kendisine sığınacak yer aramaya başladı. Yunanistan Hükümeti, kuruluşundan beri destek verdiği PKK’nın liderini Kenya Büyükelçiliği’nde saklamaya karar verdi.
    Türk Güvenlik Güçleri’nin düzenlediği bir operasyonla Kenya’da kıskıvrak yakalanan terörist başının üzerinden sahte bir Kıbrıs Rum Kesimi pasaportu çıktı. Eli kanlı terör örgütünün başı, Türkiye’de, İmralı Cezaevi’nde yargılandı ve hakettiği idam cezasına çarptırıldı. Terörist başının idam cezası Yargıtay tarafından 25 Kasım 1999 tarihinde onandı.
    ***********************************
    MİT’İN İLK APO TEŞHİSİ
    İlk başlarda MİT için Apo Kürt milliyetçisi veya Kürtçü bir akımın lideri değildi. O dönemin (1970–1979) MİT raporlarına baktığınız zaman görürsünüz, Apo dosyalara uzun süre sol faaliyetleri nedeniyle girmişti. Aşırı solcu bir Kürt olarak nitelendirilirdi. Fazla da önemsenmezdi. Zaten Kürt hareketleri 1970′lerde Kürtçülükten çok sol faaliyetler çerçevesinde ele alınırdı. İzlenirler, ne yaptıkları bilinir; ancak genelde solun içinde bulunduklarından dolayı, bu yönleri ön plana çıkarılırdı. Biz MİT olarak gerçeği biliyorduk; ancak devleti hiçbir zaman ikna edemedik. Bize inanmadılar veya inanmak istemediler.”
    ***********************************
    BİR CANİ OLARAK PORTRESİ
    1970’li yıllarda Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarını protesto için Ankara Üniversitesi Siyasal bilgiler Fakültesi’nde yapılan “boykot eylemleri”nin öncülerinden biri olması sebebiyle güvenlik birimlerinin yakın takibindeydi. Bu eylemler üzerine kısa süreli olarak gözaltına da alınan Öcalan, Güneydoğu kökenli bir isim olması ve sivrilmesi sebebiyle, sürekli olarak MİT tarafından kontrol altına alınmak istendiği hezeyanı ile yaşadı. Uğur Mumcu’nun Kürt Dosyası kitabında ayrıntılı olarak işlediği, Öcalan’ın da Mahir Sayın ile yaptığı konuşmaları içeren Erkeği Öldürmek kitabında anlattığı Kesire Öcalan ve Pilot Necati (Necati Kaya) olayları bu hezeyanın başlangıcını oluşturuyor.
    ***********************************
    NE BEBEK DEDİ NE DE ARKADAŞ
    Bölücü teröristlerin başı Abdullah Öcalan’ın acımasız kişiliğini görmek için yakın arkadaşlarını ve kundaktaki bebekleri kurşunlatmasına bakmak yeterli.
    27 Kasım 1978 günü Diyarbakır’ın Lice İlçesi Fis Köyü’nde toplanan Abdullah Öcalan ve birkaç arkadaşı PKK’yı kurdular. Daha sonraki tarihlerde bu toplantıyı PKK’nın birinci konferansı olarak kabul ettiler. Ancak aradan geçen 20 yıl içerisinde Abdullah Öcalan, neredeyse birlikte yola çıktığı bütün arkadaşlarının ölüm emrini verdi. Öcalan’ın acımasız katliamcı kişiliğini görmek için onun yıllarca birlikte hareket ettiğini yakın arkadaşlarının ölüm emirlerini nasıl kolaylıkla verdiğine ve kundaktaki çocukları hunharca öldürttüğüne bakmak gerekiyor.
    Birinci kongresini 1981’de yapan PKK, ikinci kongresini dört yıl sonra Suriye’nin Ürdün sınırı yakınındaki bir kampta yaptı. Altı gün süren bu toplantıda Öcalan örgütün Avrupa sorumlusu ve Merkez Komite üyesi Resul Altınok’u “MİT ajanı” ilan etti. Öcalan daha sonraları yakın arkadaşlarını tasfiye ederken onlara hep bu ajanlık kulpunu taktı ve örgüt tabanının da bu şekilde gözünü boyadı. Öcalan, 1980’de PKK’nın Merkez Komite üyesi ve Urfa bölge sorumlusu Abdullah Kumlu’yu hapsetti. Hapisten kaçan Kumlu, Suriye Gizli Servisi’nin yardımıyla yakalanarak PKK’ya teslim edildi ve öldürüldü. Öcalan bu sıralarda PKK’nın çekirdeğini oluşturan Kürdistan Devrimcileri grubundan Mehmet Uzun, Ali Yaylacık ve Ahmet Ballı’yı da MİT ajanı oldukları gerekçesiyle öldürttü.
    ***********************************
    ÖNCE AJANLIKLA SUÇLUYOR SONRA DA ÖLDÜRÜYORDU
    PKK’nın üçüncü kongresinde Öcalan’ın bütün yetkilerini aldığı Abdullah Ekinci intihar etti. Kesire Öcalan ve Ali Çetiner örgütten kaçtılar. Üçüncü kongrede 10 militan daha MİT ajanı oldukları gerekçeleriyle öldürüldüler. Öcalan’a kadın temin etmekle yükümlü militan olduğu ileri sürülen (PKK; Emin Demirel, GHMD yayını) Hasan Bindal, Öcalan’ın yakın arkadaşı Şahin Bilgiç tarafından kazaen öldürülünce, Bilgiç’in kaderi de kurşuna dizilmek oldu. Örgütün Botan bölgesi sorumlusu Kör Cemal kod adlı Halil Kaya 1987’de kurşuna dizildi. Öcalan 1991’de Botan’ın yeni bölge sorumlusu Nizamettin Taş’ı üç ay hapsetti. Parmaksız Zeki kodlu Şemdin Sakık, Botan bölgesi sorumlusu oldu. Ancak Şemdin Sakık’ın da daha sonra Apo ile arası açıldı ve örgütten koptu. Sakık çareyi Türk güvenlik birimlerine sığınmakta buldu. Eğer Sakık, Genelkurmay’a bağlı özel kuvvetlerin operasyonuyla Kuzey Irak’tan getirilmeseydi muhakkak ki o da MİT ajanı suçlamasıyla Apo’nun ölüm tuzağına girecekti.
    PKK’nın İstanbul ve Marmara Bölge Sorumlusu Osman Tim de, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanırken 1992’de Sağmalcılar Cezaevi’nde boğularak öldürüldü. Gerekçe yine aynıydı, işbirlikçi olmak ve örgüte ihanet etmek. İsmi Susurluk olayları ile de gündeme gelen General Zinnar kod adlı Alaattin Kanat da Öcalan ile yollarını ayırdı ve itirafçı oldu. PKK’nın üst düzey sorumlularından olan Kemal Burkay 1981’de örgütten ayrılırken Atina temsilcisi Avukat Hüseyin Yıldırım da Öcalan’dan ayrıldı. Avukat Yıldırım, Öcalan’ın ölüm tuzağından yaralı olarak kurtuldu.
    Bu tablo, yüzlerce kanlı eylemin emrini veren, 30 bin insanın katili, bu sayının çok üstünde PKK militanının da ölümüne sebep olan katliamcı bir kişinin psikopat ruhunu sergiliyor. Mehmet Ali Birand ile yaptığı konuşmada, “Kabaca söylemek gerekirse PKK kadrolarının dörtte biri tasfiye edildi. TC’nin bize verdirdiği kayıplardan daha fazla kayıp verdik.” sözleri de canını kurtarmak için köşe bucak kaçan, kafası hezeyanlarla dolu bir kişiliğin yansımaları.
    ***********************************
    TAM BİR EGOİST
    Bu kirli ruhun ölüm tuzağından kurtulamayan PKK Merkez Komite üyesi Mehmet Şener, Mustafa Karasu’ya gönderdiği mektubunda bu kişinin gerçek yüzünü şöyle sergiledi:
    “Bizi dışlamanın ilk adımlarını Apo attı. Dördüncü kongrenin üstünden 20 gün geçmeden ben ve Baran arkadaşın görevleri 25 kişilik Merkez Komite’nin beş üyesinin katılmış olduğu toplantıyla Apo’nun talimatı üzerine donduruldu ve soruşturmaya alındık. İlginç bir tesadüf olup olmadığına sen karar ver Karasu…
    Apo’nun planına göre bana bir itiraf yazdırılacak ve bu itirafta ajan olduğumu, ajanlığımın cezaevine girişle başladığını, cezaevinde gizli şahin rolü üstlendiğimi, direnişleri kırdığımı, direnenleri kendi erkimin altına aldığımı, cezaevinde direnişleri liberalizme çektiğimi söyleyeceğim. Dışarıdaki görevimin de Apo’yu temizlemek, tasfiye etmek olduğunu açıklayacağım ve af dileyeceğim. Yüce Apo da insafa gelip beni kazanma adına ya af edecek veya ben mazlumlara ihanet eden birini affetmem kahramanlığı taslayıp bir ajanın işini bitirecek. İş bununla bitmiyor tabii, ben ajanlığı kabul ettikten sonra cezaevindeki tüm kadrolar özeleştiriye çekilecek. Çünkü hepsi ajan Şener’in etkisinde kalmışlar. Tabii, ajan Şener’in en fazla etkisinde kalan da Mustafa Karasu ve Sakine Cansız arkadaşlardır. Bunu her gün Apo vaaz ediyor. Tabii sebepsiz değil, Karasu da Sakine de Apo’nun popülaritesini rahatsız edecek kadar saygın arkadaşlar oldular. Oysa Apo kendi dışında bir kişilik kabul etmiyor.”
    ÖDLEK OLDUĞUNU HERKES TELEVİZYONLARDAN İZLEDİ
    İmralı’da sorgulanan bebek katili, bölücü örgüte destek veren ülkeleri tek tek açıklarken, ‘‘Asmayın, bildiğim herşeyi anlatacağım’’ dedi. Apo ilk sorgusunda, Yunan subaylarının Atina’daki kamplarda militanlarını eğittiğini, İtalya’nın kendilerine plastik mayın, Mandela’nın da füze verdiğini anlattı.

    İlk kamera görüntülerinde ‘‘Hizmete hazırım’’ diyen çetebaşı Abdullah Öcalan, sorgusunda da, ‘‘Pişmanım, beni asmayın. Size her şeyi anlatacağım’’dedi.

    Bölcübaşının İmralı Adası’nda hazırlanan özel odadaki videolu sorgusunda, ‘‘Hangi ülkelerin silah yardımı yaptığını, hangi ülkelerin para, hangi ülkelerin askeri eğitim verdiğini tek tek anlatacağım. Beni idam etmeyin. Devlete her türlü yardımı yapacağım. Bildiklerimin hepsini size anlatacağım’’ dedi.

    BİNG BANG TEOROSİ NASIL ORTAYA ÇIKTI


     10 Soruda Kainat Nasıl Yaratıldı ?
    Big Bang Teorisi Nasıl Ortaya Çıktı? 

    1920’li yıllar, modern astronominin gelişimi açısından çok önemli yıllardı. 1922’de Rus fizikçi Alexandre Friedmann, Einstein’in genel görecelik kuramına göre evrenin durağan bir yapıya sahip olmadığını fark etti. Meydana gelecek en ufak bir etkileşimin, evrenin genişlemesine veya büzüşmesine yol açacağını hesapladı. Friedmann’ın çözümünün önemini ilk fark eden kişi ise Belçikalı astronom Georges Lemaitre oldu. Lemaitre, bu çözümlere dayanarak evrenin bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıçtan itibaren sürekli genişlediğini öngördü. Ayrıca, bu başlangıç anından arta kalan radyasyonun da saptanabileceğini belirtti. 


    Bu bilim adamlarının teorik hesaplamaları, önceleri çok ilgi çekmemişti. Ancak 1929 yılında yaşanan bir gelişme, bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. Bu, daha sonra “Big Bang” olarak adlandırılacak olan Büyük Patlama’nın gözlemsel bir deliliydi. 


    Big Bang ( büyük patlama) teorisi nedir? 


    Tüm evrenin, tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini ortaya koyan bilimsel bir teoridir. Bilim adamlarının hesaplamalarına göre, şu an evreni oluşturan maddenin tümü, günümüzden yaklaşık 17 milyar yıl önce gerçekleştiği kabul edilen bu patlama ile “yoktan var” edildi ve olağanüstü bir denge içinde şekillendi. 


    Big Bang ( büyük patlama) nasıl keşfedilmiştir? 


    1929 yılında California Mount Wilson gözlem evinde, Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların, uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru yaklaşan bir ışık yaydıklarını saptadı. Bu buluş bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. Çünkü bilinen fizik kurallarına göre, gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların tayfı da kızıl yöne doğru kayar. Hubble’ın gözlemleri sırasında ise yıldızların ışıklarında kızıla doğru bir kayma fark edilmişti. Yani yıldızlar bizden sürekli olarak uzaklaşmaktaydılar. 


    Hubble, çok geçmeden çok önemli bir şeyi daha keşfetti: Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Herşeyin birbirinden uzaklaştığı bir evren karşısında varılabilecek tek sonuç, evrenin her an “genişlemekte” olduğuydu. 


    Evren genişlediğine göre, zaman içinde geriye doğru gidildiğinde evrenin tek bir noktadan başladığı ortaya çıkıyordu. Yapılan hesaplamalar, evrenin tüm maddesini içinde barındıran bu “tek nokta”nın, “sıfır hacme” ve “sonsuz yoğunluğa” sahip olması gerektiğini gösterdi. Evren, sıfır hacme sahip bu noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştı. Evrenin başlangıcı olan bu büyük patlamaya İngilizce karşılığı olan “Big Bang” ismi verildi ve bu teori de aynı isimle anılmaya başlandı. 


    Big Bang teorisinin temeli olan “sıfır hacim” ne anlama gelmektedir? 


    Aslında “sıfır hacim” bu konunun teorik bir ifade biçimidir. Bilim, insan aklının kavrama sınırlarını aşan “yokluk” kavramını ancak “‘sıfır hacimdeki nokta” ifadesi ile tarif edebilmektedir. Gerçekte ise “sıfır hacimdeki bir nokta”, “yokluk” anlamına gelir. Evren de yokluktan var olmuştur. Diğer bir deyimle yaratılmıştır. 


    Big Bang’i kanıtlayan bilimsel bulgular var mıdır? 


    Big Bang teorisi, kendisini destekleyen delillerin gücü nedeniyle, kısa sürede bilim dünyasında kabul gören bir teoridir. Bilim dünyası tarafından “Big Bang’in Zaferi” olarak kabul edilen gelişme ise 1948 yılında George Gamov adlı bilim adamının, Big Bang’e bağlı olarak bir tez ortaya sürmesi ile yaşanmıştır. Bu teze göre, evrenin büyük patlama ile oluşması durumunda, Big Bang’den sonra da bir radyasyonun oluşması gerekiyordu. Bu büyük patlama tüm evrende olduğu için oluşan radyasyon da tüm evrende ve eşit oranda dağılmış olmalıydı. 


    “Olması gereken” bu kanıt çok geçmeden bulundu. 1965 yılında Arno Penzias ve Robert Wilson adlı iki araştırmacı, bu radyasyon dalgalarını başka bir çalışma sırasında keşfettiler. Saptanan bu radyasyon, uzayın belli bir tarafından gelen radyasyondan farklıydı. Diğerleri gibi belirli bir kaynağı yoktu, evrenin tümüne dağılmış bir radyasyondu. Bu radyasyonun Big Bang’in ilk dönemlerinden kalma olduğu ortaya çıktı. Penzias ve Wilson, Big Bang’in bu ispatını deneysel olarak ilk gösteren kişiler oldukları için Nobel Ödülü kazandılar. 


    Bu zaferi izleyen diğer bilimsel delillerle birlikte Big Bang bilim dünyasında kesin bir kabul gördü. Scientific American dergisinin Ekim 1994 sayısındaki bir makaleye göre, evren sürekli, düzenli olarak genişliyordu ve Big Bang modeli, evrenin oluşumunu açıklayan teoriler içinde yüzyılımızın kabul görmüş tek modeliydi. 


    Uzaydaki hidrojen helyum oranı Big Bang teorisini ne yönde desteklemektedir? 


    Big Bang’in önemli diğer bir delili ise, uzaydaki hidrojen ve helyum gazlarının miktarı oldu. Günümüzde yapılan ölçümlerle anlaşıldı ki, evrendeki hidrojen-helyum gazlarının oranı, Big Bang’den arta kaldığı teorik olarak hesaplanmış hidrojen-helyum oranına uymaktaydı. 


    Yıldızlar, içerdikleri hidrojen gazını nükleer tepkimeyle helyuma dönüştürerek enerji üretirler. Eğer evrenin bir başlangıcı olmayıp sonsuzdan geliyor olsaydı, yıldızlardaki tüm hidrojenin tamamen tükenmiş ve helyuma dönüşmüş olması gerekirdi. Fakat yıldızlarda bulunan hidrojen gazının henüz tükenmemiş olması ve bu gazı sürekli helyuma çevirerek enerji üretmeye devam etmeleri, evrenin sonsuz olmadığının ve bir başlangıcı olduğunun kesin bir kanıtını oluşturmaktadır. 


    Big Bang’in ardından tüm evrende hakim olan düzenin sırrı nedir? 


    Big Bang bir patlama olduğuna göre, beklenmesi gereken, bu patlamanın ardından maddenin uzay boşluğunda “rastgele” dağılması olacaktır. Bu rastgele dağılan maddenin evrenin belirli noktalarında birikip galaksiler, yıldızlar ve yıldız sistemleri oluşturması ise, bir buğday ambarına atılan bir el bombasının, buğdayları toplayıp, düzenli balyalara sarıp üst üste istiflemesi kadar “anormal” bir durumdur. Big Bang teorisine uzun yıllar karşı çıkmış olan Sir Fred Hoyle, bu durum karşısında duyduğu şaşkınlığı şöyle ifade eder: 


    “Big Bang teorisi evrenin tek ve büyük bir patlama ile başladığını kabul eder. Ama bildiğimiz gibi patlamalar maddeyi dağıtır ve düzensizleştirirler. Oysa Big Bang çok gizemli bir biçimde bunun tam aksi bir etki meydana getirmiştir: Maddeyi birbiriyle birleşecek ve galaksileri oluşturacak hale getirmiştir.” 


    Gerçekten de Big Bang ile oluşan madde “olağanüstü” bir biçimde şekil ve düzen almıştır. Böyle bir düzenin oluşabilmesi ise bizi tek bir gerçeğe götürmektedir: Evrenin üstün kudret sahibi Allah tarafından kusursuzca yaratıldığına… 


    Big Bang’den sonra atom ve madde nasıl oluşmuştur? 


    Big Bang’in ardından, şu an içinde yaşadığımız evrenin yapısını belirleyen “ölçüler” ortaya çıkmıştır ve bunlar tam olmaları gerektiği değerde belirlenmişlerdir. 


    Bu ölçüler, bugün modern fiziğin kabul ettiği “dört temel kuvvet”tir. Evrendeki tüm fiziksel hareketler ve yapılar, bu dört kuvvetin birbiri ile iletişimi ve dengesi sayesinde olur. Bunlar; yerçekimi kuvveti, elektromanyetik kuvvet, güçlü nükleer kuvvet ve zayıf nükleer kuvvettir. Güçlü ve zayıf nükleer kuvvetler, sadece atomun yapısını belirlerler. Diğer iki kuvvet, yani yerçekimi ve elektromanyetizma ise, atomların arasındaki ilişkiyi ve dolayısıyla tüm maddesel objeler arasındaki dengeyi belirlerler. Bu dört temel kuvvet, Big Bang’in sonrasında ortaya çıkmışlar ve evrene dağılan madde, bu dört temel kuvvete göre belirlenmiştir. 


    Dört temel kuvvetin değerleri biraz farklı olsaydı, evren sadece radyasyondan oluşabilirdi. Bir ışık karmaşasından ibaret olacak olan bu evrenin içinde de elbette galaksiler, yıldızlar, gezegenler ve biz insanlar var olamazdık. Ama bu dört temel kuvvetin olağanüstü derecede kusursuz bir biçimde yaratılmasıyla, Big Bang’den sonra bugün “madde” dediğimiz şeyin temel yapıtaşı olan atomlar oluşmuştur. 


    Big Bang’e var olan denge neden önemlidir? 


    Big Bang ile birlikte var olan madde, etrafa olağanüstü bir hızla yayılmaya başlamıştır. Ama burada bir noktaya dikkat etmek gerekir. Patlamanın bu ilk anında, bir de şiddetli bir çekim gücü vardır. Bu, evrenin tümünü bir noktada toplayabilecek kadar büyük bir çekimdir. 


    Dolayısıyla Big Bang’in ilk anında birbirine zıt olan iki güçten söz etmek gerekir: Patlamanın gücü ve bu patlamaya direnen, maddeyi yeniden bir araya toplamaya çalışan çekim gücü. Bu iki güç arasında bir denge oluştuğu için evren ortaya çıkmıştır. Eğer ilk anda çekim gücü patlama gücüne baskın çıksaydı, o zaman evren genişleyemeden tekrar içine çökecekti. Eğer bunun tersi gerçekleşse ve patlama gücü çok fazla olsaydı, bu kez de madde birbiriyle bir daha asla birleşmeyecek şekilde savrulacaktı. Her iki durum da, canlılığın ve bizlerin var olamaması anlamına geliyordu. Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmemiş ve evrenin genişleme hızının sahip olduğu son derece hassas değer sayesinde şimdiki evren ortaya çıkmıştır. 


    Kuran’da 14 yüzyıl önce Big Bang’e dair bildirilen hikayeler nelerdir? 


    Big Bang modeli, insanlığın evreni tanımasına yardımcı olurken, çok önemli bir işlev daha gerçekleştirmiştir. Önceleri ateist olan fakat yakın zamanda Allah’ın varlığını kabul eden felsefeci Anthony Flew’un ifadesiyle, Big Bang ile birlikte “Bilim, dini kaynaklar tarafından savunulan bir gerçeği ispat etmiştir.” 


    Dini kaynaklar tarafından savunulan bu gerçek, evrenin yoktan yaratıldığı gerçeğidir. Günümüzden tam 14 asır önce insanların evrenle ilgili bilgilerinin son derece kısıtlı olduğu zamanlarda Kuran’da, aynı Big Bang teorisinin ortaya koyduğu gibi, tüm evrenin, çok küçük bir hacimde bir arada iken ayrılıp genişlemesiyle ortaya çıkmış olduğu bildirilmiştir: 


    “O inkar edenler görmüyorlar mı ki (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişikken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?” (Enbiya Suresi, 30) 


    Kuran’da yer alan bir başka bilgi ise, bilim adamlarının ancak 1920’lerin sonunda fark ettiği ‘evrenin genişlemesi’dir. Hubble’ın, yıldızların ışık tayflarının kızıla kaymasını fark etmesiyle ilk kez ortaya çıkan bu gerçek, Kuran’da şöyle bildirilir: 


    “Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz.” (Zariyat Suresi, 47) 


    Kısacası modern bilimin bulguları bir yandan materyalist dogmayı geçersiz kılarken, öte yandan da Kuran ayetleri ile haber verilen gerçekleri bir kez daha ortaya koymaktadır. Çünkü evren materyalistlerin sandığının aksine, maddenin içindeki birtakım tesadüfler ile değil, Allah’ın yaratmasıyla var olmuştur. Allah’tan gelen bilgi, kuşkusuz evrenin kökeni hakkındaki en doğru bilgidir. 


    Big Bang, materyalizm yanılgısını nasıl çürütmüştür? 


    Big Bang hakkındaki tüm bu gerçekler, bir 19. yüzyıl dogması olan materyalist felsefenin iddialarının 20. yüzyıl bilimi tarafından geçersiz kılındığının göstergeleridir. Materyalizm, herşeyi maddeden ibaret saymakla, maddeyi ortaya çıkaran ve düzenleyen bir Yaratıcı’nın varlığını reddetmiş, ama şiddetle yanılmıştır. Modern bilim, maddesel dünyada var olan kusursuz düzeni ve kainata hakim olan Yüce Allah’ın varlığını ispatlamaktadır. Evrende karşılaştığımız bu benzersiz yaratılış, canlılar dünyasında da görülmekte ve materyalizmin en büyük dayanağı sayılan Darwin’in evrim teorisi de bu nedenle çökmektedir. 


    Materyalizm asırlar boyunca pek çok insanı etkilemiş, hatta 19. yüzyılda “bilimsellik” maskesine bürünmüş olabilir. Ancak tüm bu bilimsel gerçekler doğrultusunda materyalizm, Kuran’da vaat edildiği üzere 21. yüzyılda bilime aykırı bir batıl inanış olarak tarihe geçmiştir. 

    RASÜLULLAH SALLALLAHÜ ALEYHİ VE SELLEMİN NÜBÜVVET-RASULİYYET GÖREVLERİ


    Bu konuyu facebook'ta payla��n!

    Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin NÜBÜVVET-RASÛLİYYET görevleri:

    MuhaMMedî meLÂMette 4 lü sistemde Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin

     4 GÖR-EVi: 
    Tebliğ Resim Tenzir Resim Tebşir Resim Teşhid..
    Beşeriyeti.. Resim Velâyeti.. Resim Nübüvveti.. Resim Rasûliyyeti..

    MuhaMMedî meLÂMette 4 lü sistemde her Abdullah’ın 4 ana Vasfı:
    Fakriyet-Muhtaçlığı Resim Acziyet-Mecburluğu Resim Zillet-Me’murluğu Resim İllet-Mahkûmluğu…
    Beden devri Resim Nefs seyri Resim Kalb cevli Resim Ruh hayrı…

    1- Şeriat-ı MuhaMMedîyyede TEBLİĞ-Eriştirip Bildirmek: 

    Beden ve Aklen Rüşde eren, hür olan her İnsanın Kur’ân-ı Kerîm’de ALLAH celle celâluhu’nun: 
    ALLAH ve Rasûluna TeSLİm Olunuz!” 
    Hükmünce MÜSLÜMan olması, Bezm-İ Elest AHDi gereği Nefsine FARZdır. 
    Ve Bu DevrÂN Meydanında her Nefis AKLıyla Ve İLMiyle BAŞ ROLdedir ve kesinlikle TERCİHlerinde HÜRRdür..


    Kur’ân-ı Kerim’imizde;
    ALLAH’A ve RASÛLUNE TESLİM OLUN!: (Ahzâb 33/56) (Âl-i İmrân 3/20)


    إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

    İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ(teslîmen):Şüphesiz, ALLAH ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey îmân edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.” 
    (Ahzâb 33/56)


    فَإنْ حَآجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِ وَقُل لِّلَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ وَالأُمِّيِّينَ أَأَسْلَمْتُمْ فَإِنْ أَسْلَمُواْ فَقَدِ اهْتَدَواْ وَّإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلاَغُ وَاللّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ

    Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtû’l-kitâbe ve’l-ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleyke’l-belâg(belâgu), vallâhu basîrun bi’l-ibâd(ibâdi): Eğer seninle çekişip tartışırlarsa, de ki: “Ben, bana uyanlarla (tâbi olarak-teslimiyetle) birlikte, kendimi ALLAH’a teslim ettim.” Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: “Siz de teslim oldunuz mu?” Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. ALLAH, kulları hakkıyla görendir.” 
    (Âl-i İmrân 3/20)

    Bu Âlemde BEDEN, mutlaka ilk ve baş rolde Olandır 
    Ve Bu ÂLEM, Bedenin BEN-lik ÂLEMİdir.
    Bütün fiilerin bedenen yapılması esastır, her ŞEY ve İşe SÂHİB çıkmak zorunludur Ve
     FAKRiyyet içindeki BEDEN buna MUHTAÇtır.
    Emrullahça yapılması bildirilen SEVAB fiileri ile Yapılması yasaklanan GÜNAH Fiileri Beden ve Şeriat Şartlarındadır. 
    TEVBE bu âlemde can bedendeyken yapılan özür dilemedir.

    İslâm’ın tüm farzları bedenen uygulanır; Namaz, Oruç, Hac, Zekat
     “ŞEY” Şuunatı içindedir.
    Hayâlen, uykuda vs. namaz kılıp, oruç tutulamaz ve ağzıyla-sesle Şehâdet getirmesi şartı Dil’le ikrarsız yerine gelemez.

    Dörtlü sistemlerimizin
     “İlk” lerini bu ÂLEMe uygulayabiliriz. Örneklersek;

    “ İlim Resim İrâde Resim İdrak Resim İştirak ” Dörtlüsünün İLKi olan “İLİM” Resim Bu âlemde AKL-ı SİLMin, inansın inanmasın her AKLa açık olanKur’ân-ı Kerîmin NAKLini AKLederek İLMİ Bilmesidir. BİLen kişi ve Kur’ân-ı Kerim, Şey-Beden olarak ortadadır.

    Zikir Resim Fikir Resim Şükür Resim Sabır” Dörtlüsünün İLKi olan “ZİKİR” Resim Bu âlemde en Zâhir Şehâdetin dile gelişidir. 
    Her ZÂKİR Nefes ve SES veren Bedeniyle MeydÂNda-DevrÂNdadır ve Beden Ülkesinde Her Müslüman Fıtraten bir GAFLETİÇİndedir.
    Her nefse Gaflet ZAHMEtini RAHMETe çevirecek cüz’i akıl ve güç-kuvvet Fıtraten verilmiştir. Yoksa zaten sorumlu olamaz!..
    _________________
    Resim

    KABİR AZABININ MÂNÂSI


    KABİR AZABININ MÂNÂSI


    Şimdi «Kabir azabını» anlatmamıza sıra geldi. Kabir azabı da iki kısımdır: Rûhanî ve cismanî. Cismanî olanı herkes bilir. Ruhanî olanı ise, kendini bilenden başkası bilmez. Ruhunun hakikatini bilmesi, kendi zâtı ile kaim [var] olması ve kıyamı için bedene muhtaç olmasını, ölümden sonra bâki olduğunu, ölümün onu yok eylemediğini, ölümün ise; gözünü, elini, ayağını, kulağını ve bütün hislerini alması olduğunu, hisleri kendisinden alınınca; hanım, evlât, mal, mülk, ev, hizmetçi, hayvan, akraba ve yakınları; hattâ yer, gök ve his ile anlaşılanların hepsinin ondan alınacağını bilmesidir. Eğer bu şeyleri seviyorsa ve kendi varlığını bunlara vermiş ise, ayrılırken zaruri olarak azabda kalır. Hepsinden vaz geçmiş ve burada hiç birine tutulmamış ise, hattâ ölmeyi arzu ediyor hâlde ise, rahata kavuşur. Allahü Teâlâ´yı sevmeyi elde etmiş, O´nun zikrine ünsiyet peyda etmiş [dostluk, ülfet meydana getirmiş] ve bütün varlığını O´na vermiş ve dünya meşguliyetini lüzumsuz ve perişan kabul etmişse, ölünce maşukuna kavuşur, üzücü ve düşündürücü şeyler aradan kalkar, mes´ud ve mesrur olur.

    Şimdi, bir kimsenin kendini tanıdığı ve baki kalacağını bildiği hâlde, bütün arzu ve sevgisinin nasıl dünyada olabileceğini ve sonra, dünyadan göçünce, sevdiklerinden ayrıldığının azabı ve elemi içerisinde olacağında şüphe edip etmeyeceğini düşün! Bâhusus [hususiyle] Peygamber Efendimiz bunu haber veriyor ve buyuruyor ki: «İstediğini sev, muhakkak ki ondan ayrılacaksın». Bir de, Allah´tan başkasını sevmeyen, dünyayı ve içerisindekileri düşman bilen, dünyadan ancak kendi azığını alan kimsenin, dünyadan giderken sıkıntıdan kurtulup, rahata kavuşacağında şüphe olup olmayacağını düşün! O hâlde bunu anlayana kabir azabının varlığında ve müttekilere olmayacağı hususunda şübhe kalmaz. Hattâ dünya, onun ve kendini tamamen dünyaya verenlerin evidir. Böyle olduğu «Dünya, mü´minlerin zindanı, kâfirlerin Cennetidir» (1), hadîs-i şerifinden anlaşılıyor.

    (1) M. Zühd. I; T. Zühd. 16: C. Zühd, 3: Hm. II, 197. 323, 389, 485.

    KABİR AZÂBININ HAKİKATİ VE DERECELERİ

    Kabir azabının aslı şimdi öğrendiğin gibi dünya sevgisidir. Bu azab da farklıdır. Dünyayı isteme derecesine göre, bazılarına çok, bazılarına az olur. Meselâ kalbi bu dünyaya yalnız bir cihetten bağlı olan bir kimsenin azabı; mal, mülk, hizmetçi, hayvan, mevki, azamet ve bütün dünya ni´metlerine sahip ve kalbi bunların hepsine bağlı olan kişininki gibi değildir. Hâttâ bu dünyada bir kimseye, bir atı çalındığını söyleseler, on atının çalınmasından daha az üzülür. Eğer bütün malını alsalar, malının yarısının alınmasından daha çok üzülür ve azab çeker. Bütün malının alınmasına da hanımının ve çocuklarının hırsızlar ve yağmacılar tarafından alınıp götürülmesinden ve yalnız başına kalmasından az üzülür. Ölüm de malını, evlâdını, hanımını ve dünyada olan her şeyini yağma edip kendisini yalnız bırakandır.

    O hâlde, herkesin cezası ve rahatı dünyaya bağlılığı ve ondan kesilmesi miktarıncadır. Dünya ni´metleri yüzüne gülen ve kendini bu ni´metlere verenler hakkında Allahü Teâlâ´nın, «Bu şiddetli azab onlara, dünya hayatını âhiret ni´metleri üzerine tercih ettikleri içindir» (1), buyurduğu kimselerin azabları çok şiddetli olur. Bununla alâkalı olarak şöyle bildirildi: Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurur ki; «Muhakkak ki, dar maişet onun içindir» (2), âyet-i kerîmesinin ne mânâya geldiğini bilir misiniz? Ashâb-ı Kiram (aleyhimürrıdvân), «Allah ve Resulü daha iyi bilir», dediler. Buyurdu ki: «Kâfirin azabı kabirdedir, doksan dokuz ejderhayı ona musallat ederler. Ejderhanın ne olduğunu bilir misiniz? Onlar doksan dokuz yılandır. Her yılanın dokuz başı vardır! Onu sokarlar, yalarlar ve üzerine üflerler. Bu, kıyamete kadar devam eder».

    Basiret sahipleri bu ejderhaları, basiret gözü ile görmektedir. Aptallar derler ki; «Biz onun mezarına baktık, bunlardan hiçbirini görmüyoruz. Eğer mezarda böyle şeyler olsaydı, gözümüz sağlamdır, biz de görürdük». Bu ahmak bilmiş olsun ki, bu ejderha ölenin rûhundadır. Onun ruhundan dışarı çıkmaz ki, başkaları görebilsin. Hattâ, ölümden önce de bu ejderha onun içinde idi, o ise onlardan gafil idi, bilmiyordu. Ve yine bilmiş olsun ki, aynı zamanda bu ejderha, onun kendi sıfatlarından meydana gelmiştir. Başlarının sayısı da, onun kotü ahlakının dalları sayısıncadır. O ejderhanın tıynetinin aslı, dünya sevgisindedir. Sonra, dünya sevgisi sebebi ile zuhur eden kin, çekememezlik, kibir, hırs, aldatma, hile, düşmanlık, makam sevgisi, şan, şöhret hayranlığı ve bunun gibi fena ahlâklar sayısınca kendisinde başlar meydana gelir. Bu ejderhanın nasıl olduğu ve başlarının çokluğu basiretin nuru ile anlaşılabilir. Ama, sayıları ancak peygamberlik nuru ile bilinebilir. Çünkü onlar, kötü ahlâkın sayısını bilirler. Biz ise bilemeyiz. O hâlde, bu ejderha kâfirin ruhu içerisinde yerleşmiştir ve örtülüdür. Allah ve Resulünü bilmemek sebebi ile değil, belki bütün benliğini dünyaya verdiği içindir. Nitekim Allahü Teâlâ buyurur: «Bu şiddetli azab onlara, dünya hayatını âhiret ni´metleri üzerine tercih ettikleri içindir» (3). Ve yine buyurdu: «Kâfirler Cehenneme arz edildiği gün (onlara denilir ki), siz dünyada iyiliğinizi giderip, yalnız dünyadan faydalandınız» (4). Eğer insanların sandığı gibi, bu ejderha onun dışında olsaydı daha kolay olurdu. Zira bir an ondan ayrılabilirdi. Fakat ruhunda yerleşmiş olduğundan ve hakikatle kendi sıfatı olduğundan ondan nasıl kaçabilir?

    Bir kimse cariyesini satıp ve sonra ona âşık olduğu gibi, ruhunda bulunan ve onu sokan o ejderha da, ona âşıktır. Kalbinde örtülüdür ve bugüne kadar acısını hissetmemiştir. Bunun gibi, bu doksan dokuz ejderha, ölümden önce de kendinde olup bugüne kadar acısını duymaması onlardan haberi olmadığı içindir. Maşukla beraber olunca, aşkın kendisi rahata sebep olduğu gibi, ayrılık vaktinde de üzülmeye sebep olur. Çünkü, aşk, sevgi olmasaydı, ayrılıkta üzüntü olmayacaktı. Bunun gibi rahata sebep olan dünya sevgisi ve aşkı, azaba da sebep olur. Makam sevgisi ejderha gibi, mal sevgisi yılan gibi, saray ve ev sevgisi akrep gibi kalbini sokar ve kemirir. Ve daha buna benzer nice şeyler!

    Cariyenin âşığı, ayrılık zamanında, bu dertten kurtulması için kendini suya ve ateşe atmayı veya bir akrebin kendini sokmasını istemesi gibi, kabirde azab çekerken de, insanların bu dünyada bildikleri akrep ve yılanın kendisine azab etmesini, canını yakmasını ister. Zira bu acılar bedene olmaktadır ve dışardan gelmektedir. Ruhundaki ejderhaların acısı ise ruhunda olup, bilinen gözlerden hiçbiri bunu görmez.

    Demek ki, hakikatte herkes, kendi azabının sebebini buradan götürmektedir. Bu da onların kalblerindedir. Bunun için Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu; «Bu ceza, yaptıklarınızın size iadesinden başka bir şey değildir». Ve yine bunun için Allahü Teâlâ buyuruyor: «Eğer ilm-i yakın ile bilseydiniz, elbette Cehennemi görürdünüz» (5). Ve yine bunun için buyurdu: «Elbette Cehennem, kâfirleri içine alıcıdır, kuşatıcıdır» (6). «Cehennem onları ihata edicidir. Onlarla beraberdir», buyurdu da «Onları ihata edecek» buyurmadı.

    (1) 16 – Nahl: 107. (4) 46 – Ahkâf: 20.

    (2) 20 – Tahâ: 124. (5) 102 – Tekâsür: 4-5.

    (3) 16 – Nahl: 107. (6) 29 Ankcbût: 54

    DÖRT MAKAM DÖRT ÂLEM


    DÖRT MAKAM DÖRT ÂLEM

    Nasut, Melekût, Ceberut, ve Lahut
     adları ile adlandırılan 4 âlem vardır. 

    Bunlar yukarıdan aşağıya sayılınca, “âlem” olur. Aşağıdan yukarıya sayılınca, “makam” olur.


    1- NASUT: Bu âleme: Şuhut, Mülk de denilmiştir. Maddi ve Biyolojik âlemdir. Maddi gözle gördüğümüz varlıklar âlemidir. Bu âlem özellikle dünyadır. Dünya, Tanrı’nın süfli – alçak âlemidir. Koyu madde karanlığıdır. Bir de bunun göklerin gizli bir kesiminde temsil eden, Nasut Karanlığı vardır. Pâklanmamış Ruhlar, bu karanlıktadır. Ruhun Tasavvufta bu barzahı geçip, Nurani âleme girmesine Seyri Süluk’un bir parçası denir. Çünkü kul ile Tanrı arasında zulmani ve nurani perdeler bulunmaktadır.Ruhun en çetin seyri, bu zulmani ve karanlık perdeler arasındadır. Salikin – kutsal Tanrı yolcusunun- en çetin devresidir. Ondan sonrası aydınlık içinde seyir –yürümedir.


    Nasut âleminde de kutsal mahaller vardır. Kâbe, Ravza-i Mutahhara, Mescid-i Aksa, , Peygamberlerin ve Velilerin makamları, türbeleri ve içinde ibadet edilen mescitler, kutsal ve paktır. Nasut aleminden, bu Kitabım ilk fasıllarında âlem-i Misal ve Âlem-i Ecsam bahsinde yeterince bahsedilmiştir. Yedi belirti kısmının iyice okunup anlaşılması çok faydalıdır.


    2-MELEKUT: Melekut âlemi güneşin fezaya doğru ışıklarının hemen hemen bittiği yerden itibaren başlar ve Melekut nuru ile biribirine karışır. Melekut Alemi dördüncü göktür. Nur alemidir. Nurdan yaratılmıştır ve ebedidir. Kutsal Ruhlar, kutsal Melekler ülkesidir. Nasut âleminde her nesne, nasıl atomdan yaratılmış ise Melekutta da nesneler, nurdan – ışıktan yaratılmışlardır. Melekut âlemi , Tanrı kuvvetleri sayılan ruh ve meleklerle doludur. Bunlar da sinemanın beyaz perdesindeki veya aynadaki suretler gibidir. daimidir aslında ışıktırlar. Bu alemde, nehirler , yeşillikler, bol meyveler, kutsal ruhlara ait makamlar vardır. Ancak sözü edildiği gibi bu alemdeki her şeyin asli yapısı nurdur. Öyle görünürler. Melekut sarı ile beyaz karışımı , latif ve tatlı nurdan bir alemdir .

    3- CEBERUT: Ceberut güç, kuvvet anlamınadır. Bu alem Tanrının daha kuvvetli , fakat daha latif bir nurundan yaratılmıştır. Çimen rengi , çok tatlı ve dinlendiricidir ve yeşil renkli kutsal bir nurdur. Bu âlemin bir adı da MAKAM- I MAHMUD’dur . (Öğülmüş makam) Büyük Muhammedi Ruha aittir. Tanrının biricik sevgilisi Ruhların babası, Ruh-u Azamın makamıdır. Çok güzel ve çok büyük, haşmetlidir. Bu yüce makam, Lahuttan sonra en yüce makamdır. Esrarengiz bir durum arzeder. Ceberut âleminde, büyük bir deniz vardır. Diş alemde Güneşin temsil ettiği gibi , iç alemde de bu manevi deniz, büyük Peygamber Hz. Muhammed’in ruhunu temsil eder. Bütün gizli sırlar ve kutsal nimetler bu makamdan diğerlerine süzülür. Diğer alemler bu makamın çok cömert sofrası ile doyurulur ve yaşantıları devam ettirilir. Bu makam da aslında şekil ve suretten beridir. Oda Tanrının kutsal nuru bir şanı, bir belirtisidir.


    4- LAHUT: Bu makama, alem-i Hakikat ve Tevhid adı da verilir.Bütün alemlerin kaynağı, özüdür. “Nur-ul Envar – Nurların Nuru”dur. Tanrı iklimidir. Ve Tanrının en büyük arşı- tahtı- dır. Tanrı, bu alemin özüdür. Buradan aşağı alemleri bilim ve hikmetle ve adaletle yönetir. Ancak Tanrı hiçbir şeye istinat etmez-dayanmaz.Taht ve diğer bütün alemler, ona dayanır.Bütün nesneler kendisinin belirtisi olan , sınırsız, sonsuz Tanrı varlığıdır. Kenarı


    olmayana mekan düşünülmez kendisi nesnelere mekandır. Mekan kendisidir. Mekanın mekanı yani yerin yeri olmaz. İşte en kutsal ve en yüce makam Lahuttur. Gerçeklerin gerçeği olan Hakikat Âlemidir. Bu âlemde, köşk, saray, şekil, suret denen şeyler olmaz. Orada sadece ve sadece, Tanrı yüzünüm nuru vardır. Bütün nefislerden ve kötü huylardan kurtulup paklanmayan, bu “akdes – çok kutsal”- makama giremez. Oraya giren ruh, tamamen yok olur. Buna “varlıkta yokluk” denir. Sonra Lahut nurundan tekrar kudsi bir elbise giydirilir. Tanrının kudreti ile yoklukta varlık bulur. Buna da “yoklukta varlık” denir. Tasavvufta, Fenafillah ve Bekabillah diye adlandırılan durumlar bu hallerdir. Niyazi Mısri ‘nin :

    HASEDİ (KISKANÇLIK) KALP’TEN SÖKÜP ATMANIN ÇARESİ



    HASEDİ (KISKANÇLIK) KALP’TEN SÖKÜP ATMANIN ÇARESİ

    Hased, kalplerin en büyük hastalıklarındandır. Kalplerin hastalıkları ancak ilim ve amelle tedavi edilir. Hased hastalığı için faydalı ilim ancak şudur: Hasedin senin için, âhirette ve dünyada zararlı olduğunu, öteki adama ise ne âhirette ve ne de dünyada zararlı olmadığını bilmendir. Hatta kendisine hased edilen adam; hem âhirette hem de dünyasında kendisine karşı güdülen hasedden fayda görür. Sen bunu basiretinle bilip gördüğün zaman nefsinin düşmanı, düşmanının dostu değilsen, kesinlikle hasedden vazgeçmen gerekir.

    Hasedin Dindeki Zararı

    Sen hasedin yüzünden Allah´ın kaza ve kaderine küsmüş olur, kulları arasında taksim ettiği nimetini hor görür, gizli hikmetiyle mülkünde ikame ettiği adaletini çirkin sayar, kerih görürsün. Bu ise tevhidin özüne karşı işlenilen bir cinayet, imanın gözünde bir çapaktır. Din hususunda cinayet olması sana yeter de artar bile! Sen bununla mü´minlerden bir kişiye hile yapmayı, ona nasihat etme vazifesini terketmeyi, Allah´ın veli ve peygamber kullarının, diğer kullar için hayır istemeleri hususunda onlardan ayrılmış olursun. İblis ve diğer kâfirlerin mü´minlere belâlar verilmesine ve mü´minlere verilen nimetlerin kalkmasına sevinmeleri hususunda onlara uymuş olursun. Bütün bunlar kalpte bulunan habaset ve çirkinliklerdir. Ateşin odunu yediği gibi bunlar da kalbin hasenelerini yer. Gecenin gündüzü silip ortadan kaldırdığı gibi, haseneleri silip ortadan kaldırırlar.

    Hasedin Dünyadaki Zararı

    Sen dünyada, hasedinden dolayı elem duyar veya durmadan üzüntü içerisinde kendi kendine sıkıntı yüklemiş olursun; zira Allah Teâlâ onlara vermiş olduğu nimetten onları uzaklaştırmaz. Sen ise onlara verilen nimeti gördükçe durmadan sıkıntı çeker, onlardan uzaklaşan her belâdan dolayı elem duyar, mahrum, üzüntülü, kalbin dağınık, göğsün dar bir vaziyette yaşarsın. Düşmanlarının senin için istedikleri belâ dolayısıyla senin başına gelmiş olur. Oysa sen düşmanlarına böyle bir belâ istiyordun. Sen düşmanına meşakkat istiyordun, oysa buna karşılık olarak sana meşakkat ve üzüntü verilmiştir. Bununla beraber senin hasedin den ötürü, hased edilen kimsenin nimeti yok olmaz. Eğer sen ölümden sonra dirilmeye ve hesap vermeye inanmıyorsan, hiç olmazsa akıllılığın gereği olarak -eğer aklın varsa- hasedden sakınmalısın. Çünkü hasedde kalbin elemi ve hoşnutsuzluğu vardır ve bununla beraber hiçbir fayda da yoktur. Nasıl olur? Oysa sen hased hususunda ahirette başına gelecek şiddetli azabı bilen bir kimsesin! Akıllı bir kimse elde edeceği hiçbir fayda olmadığı halde, üstelik yüklendiği bir zararla beraber, çektiği meşakkate rağmen, nasıl kendisini Allah´ın gazabına maruz bırakır da di-nini ve dünyasını faydasız bir şekilde yok eder.

    Din ve dünyası hususunda kendisine hased edilen zatın hiçbir zararı olmadığı keyfiyetine gelince, bu güneşten daha bâriz bir ha-kikattir. Çünkü ona verilen nimet senin hasedinden ötürü ondan alınmaz ki! Aksine Allah Teâlâ´nın takdir ettiği ikbal ve nimet, muhakkak yine takdir ettiği zamana kadar devam edecektir. Onu kaldırmaya hiçbir güç yetmez. Herşey Allah katında bir ölçüye göredir ve her müddetin bir hududu vardır. Bu sırra binaen peygam-berlerden bir zat (Salât ve selâm onların üzerine olsun) halka musallat olan zâlim bir kadından şikayet etti. Allah Teâlâ, o peygam-bere ´onun günleri sona erinceye kadar onun önünden kaçmamasını´ vahyetti.

    Ezelde bizim takdir ettiğimizin değişmesine imkân yoktur. Bu bakımdan kaza ve kaderde onun ikbal ve izzetinin devamlılığı için takdir edilen müddete kadar sabret!

    Madem nimet hasedle ortadan kalkmaz, o halde kendisine hased edilen kişinin dünyada hiçbir zararı yoktur. Ahirette de suçu olmadığından dolayı günahkâr olamaz. Sen şöyle diyebilirsin: ´Keşke nimet, benim hasedimden dolayı, hased ettiğim kimseden alınsaydı!´

    Senin böyle demen, cehaletin son derekesidir. Çünkü bu bir belâdır ki önce sen kendi nefsine istiyorsun; zira sen de hasedinden dolayı düşmandan kurtulamazsın. Eğer hasedden dolayı nimet ortadan kalksaydı, o vakit Allah Teâlâ sana da hiçbir nimet bırakmazdı ve hiçbir mahlukuna da iman nimeti dahil, hiçbir nimeti bırakmaması icabederdi. Çünkü kâfirler imanlarından dolayı mü´minlere hased ederler.

    Kitab ehlinden çoğu, gerçek kendilerine besbelli olduktan sonra nefislerindeki hasedlerinden ötürü sizi imanınızdan sonra küfre çevirmek isterler!(Bakara/109)

    Zira hasudun istediği olmaz. Evet! Hasûd bir kimse kendi iradesiyle başkasına dalâleti istediğinden dolayı dalâlete gider; zira küfrü istemek küfürdür. Bu bakımdan nimetin hasedden dolayı hased edilenden alınmasını isteyen bir kimse, sanki kâfirlerin hasediyle iman nimetinin kalkmasını ve diğer nimetlerin de kalkmasını istiyor gibidir! Eğer kendi hasedinle halktan nimetin zâil olmasını istemiyorsan bu cehaletin katmerlisidir; zira hasedçi ahmaklar Allah´ın kendisine bu özelliği vermesini ister. Oysa sen başkasından bu özelliği almak hususunda evlâ ve gözde değilsin. Bu bakımdan hasedle sana verilen nimeti senden almamak nimetine karşı Allah´a şükretmek sana farzdır. Sen ise cehaletinle onu hor görmektesin.

    Kendisine hased edilen şahsın, hasedçinin hasedinden hem dünya hem de âhirette fayda göreceği hususuna gelince bu husus da açıktır. Din hususunda fayda görmesi, ona hased ettiğin için mazlum olmasıdır. Hele hased seni onun aleyhinde atıp tutmaya, bilfiil onun gıybetinde bulunmaya, ona zarar vermeye sürüklerse, onun perdesini yırtmaya, onun kötülüklerini anmaya sevkederse, bütün bunlar ona takdim ettiğin hediyelerdir. Bu sözden benim ga-yem, sen bunlarla kendi sevaplarını ona hediye etmiş olursun ve kıyamet gününde onun karşısında mahrum bir durumda kalırsın. Tıpkı dünyada nimetten mahrum olduğun gibi.

    Evet! Allah´ın senin üzerinde bir nimeti vardır. Çünkü Allah Teâlâ seni hasene ve sevapları elde etmeye muvaffak kılmış, sen ise o hasenelerini kıskandığın kimseye nakletmiş bulunuyorsun. Ona verilen nimete ikinci bir nimeti ekledin, kendi nefsinin şekavetine

    ikinci bir şekavet kattın.Kendisine hased edilen kişinin hasedden dolayı dünyada fayda görmesine gelince, bu durum da şöyledir: Halkın gayelerinin en mühimi; düşmanlarını kötülemek, üzmek, şekavete sürüklemektir. Onların üzülmelerini görmektir. Oysa kendisi hasedden doğan elem içinde kıvranır, ondan daha şiddetli bir azap yoktur. Düşmanlarının temennilerinin en son noktası, kendilerinin nimet içinde yüzmeleri, senin ise, onlardan dolayı üzüntü ve hasret içinde kıvranmandır. Oysa sen onların maksadlarını bizzat kendi başına getirmiş bulunuyorsun ve bundan dolayı da düşmanın senin ölümünü istemez. Aksine hayatının uzamasını ister. Ancak bu hayatın hased azâbı içinde devamlı olmasını ister ki sen Allah´ın ona vermiş olduğu nimetlere bakıp kalbin kıskançlık ve hasedden paramparça olsun! Bu sırra binaen şöyle denilmiştir:

    Düşmanların ölmemişler, sende gizli bulunan hasedi görünceye kadar diri kalmışlardır.

    Sen nimetten dolayı hasede mâruz kalıyorsun. Ancak kâmil o kimsedir ki kendisine hased edilir!

    Bu bakımdan düşmanlarının, senin üzüntü ve hasedinden dolayı sevinmeleri, ellerindeki nimetlerden dolayı sevinmelerinden daha büyüktür. Eğer düşmanın senin hasedin elem ve azâbından kurtulacağını bilirse, onun bu bilgisi kendisi için en büyük musibet ve belâdır. O halde sen içinde kıvrandığın hased üzüntüsüyle ancak düşmanının istediği bir durumdasın. Bunu düşündüğün zaman senin, kendi nefsinin düşmanı ve düşmanının da dostu olduğunu anlamış olursun; zira sen hem dünya ve hem de âhirette sana zarar, düşmanına fayda veren bir yoldasın, Allah´ın nezdinde çirkin bir durumdasın. Gerek hâli hazırda, gerekse gelecekte insanlar nezdinde de çirkin durumdasın. Sen istesen de istemesen de hased ettiğin insanın nimeti devam edecektir. Sonra sen düşmanına kâr sağlamakla kalmadın, düşmanlarının en katısı olan İblis´i de sevindirdin. Çünkü İblis seni ilim, takvâ, mertebe ve düşmanına verilen maldan mahrum olarak görüp, senin hased ettiğin adama verilen nimete razı olup sevapta -onu sevdiğinden dolayı- ona ortak olacağını bilir ve korkar. Çünkü müslümanlar için hayrı seven, hayırda onların ortağı olur. Kim, din hususunda büyük olanların mertebesini elden kaçırırsa onları sevmek sevabı daima elindedir. Bu bakımdan İblis, senin, Allah´ın kuluna verdiği din ve dünya nimetinden dolayı sevineceğini ve bu sevinç sebebiyle de muzaffer olacağını düşünerek korkar. Bu sırra binaen onu sana çirkin gösterir ki amelinle onun mertebesine varmadığın gibi, sevgiyle de varamayasın.

    Bir bedevi Hz. Peygambere şöyle dedi:

    -Kişi dindar olan kavmi sever, oysa onların derecesine yetişemez,

    -Kişi sevdiğiyle beraberdir.111

    Bir bedevi Hz. Peygamber hutbe okurken yanına sokularak şöyle der:

    -Kıyamet ne zaman kopacak?

    -Kıyamet için ne hazırladın?

    -Kıyamet için çok namaz, çok oruç hazırlamış değilim. Ancak ben Allah´ı ve onun Rasûlü´nü seviyorum.

    -Sen sevdiğinle berabersin.112

    Enes der ki: ´Müslümanlar, müslüman olduktan beri o gün sevindikleri kadar hiçbir zaman sevinmiş değillerdi´. Bu da müslümanların en büyük hedeflerinin Allah´ın ve Hz. Peygamber´in sevgisi olduğuna işarettir.

    Enes der ki: ´Biz Hz. Peygamberi, Ebubekir ve Ömer´i sever, fakat onların ameli gibi amel edemeyiz! Ümit ederiz ki onlarla beraber olalım!´

    Ebu Musa şöyle demiştir: Ben ´Kişi namaz kılanları sever, fa-kat kendisi namaz kılmaz. Oruçluları sever. Fakat kendisi oruç tutmaz´ diyerek birkaç kişi saydım. Cevap olarak Hz. Peygamber şöyle dedi:

    O, sevdiğiyle beraberdir.113 Bir kişi Ömer b. Abdülaziz´e şöyle sorar:

    -Deniliyor ki, eğer âlim olmaya gücün yetiyorsa âlim ol! Eğer buna gücün yetmiyorsa öğrenci ol! Eğer buna da gücün yetmiyorsa onları sev! Eğer onları sevmeye gücün yetmiyorsa bari onlara buğzetme!

    -Sübhanallah! Allah Teâlâ bizim için çıkar yol kılmıştır!

    Şimdi dikkat et! İblis sana nasıl hased etmiştir? Sevginin sevabını senin elinden nasıl çıkarmıştır? Sonra bununla da kanaat etmemiş, müslüman kardeşini sana mebğuz göstermiştir. Seni onu sevmemeye teşvik etmiştir. Sen günâhkar oluncaya kadar yakanı bırakmamıştır. Nasıl öyle olmasın? Umulur ki sen, âlimlerin birisine buğzediyor, onun dinde yanılmasını istiyorsun ki yanıldığı görülsün ve dolayısıyla rezil olsun! İstiyorsun ki konuşamayacak şekilde dili tutulsun. Öğrenemeyecek derecede hastalansın! Artık bundan daha fazla derecede hangi günah olabilir? Keşke sen, ona yetişmek fırsatı elinden kaçtığı ve bundan dolayı üzüldüğün zaman, bari günah ve ahiret azabından sâlim kalmış olsaydın!

    Cennet ehli üç sınıftan ibarettir:

    1.Muhsin

    2.Muhsini seven

    3.Muhsini savunan!114

    Yani muhsin´den eziyetini uzaklaştıran, ona hased, buğz ve kerahet getirmeyen…

    Dikkat et! İblis seni bu üç giriş noktasından da uzaklaştırmıştır ki sen asla bu üç gediğin hiçbirisinin ehlinden olmayasın! İşte İblis´in hasedi sana nüfuz etmiş, fakat senin hasedin düşmanından değil, aksine öz nefsinden nüfuz etmektedir. Ey hasedci, hâlin uyanıklık veya uyku hâlinde sana gösterilse, nefsini, okunu düşmanının öldürücü bir yerine isabet etsin diye atan ve isabet ettiremeyen, aksine oku dönüp sağ gözünün bebeğine değip de gözünü çıkaran bir kimsenin suretinde göreceksin. Bu kimse bundan sonra oldukça öfkelenir ve ikinci bir ok atmak ister. Birinci atıştan daha şiddetli bir şekilde atar. Bu sefer o ikinci gözüne gelir ve kendisini iki gözden de mahrum eder. Üçüncü defa ok atar ve geri tepen ok gelip başını deler. Oysa her durumda düşmanı sapasağlamdır. Oku zaman zaman kendisine döner. Düşmanları ise etrafında sevinmekte, gülmekte ve tepinmektedirler. İşte bu hasedçinin hali şeytanın onunla oynamasıdır. Halbuki senin hased hususundaki halin bundan daha çirkindir. Çünkü geri tepen oklar, sadece adamın iki gözünü götürmüştür. Eğer o iki göz yerinde kalsaydı bile mutlaka ölümle yine yok olacaklardı. Oysa hased günah getirir. Günah ise ölümle sona ermez. Günahın insanoğlunu Allah´ın gazabına ve ateşe sürüklemesi sözkonusudur. İnsanoğlunun dünyada gözünün kör olması, gözü kalıp da o kalan gözle cehenneme girmesinden daha hayırlıdır. Çünkü cehenneme o gözle girdi mi alevler onu çıkaracaktır. Dikkat et! Allah, hased edenden nasıl intikam alır? Çünkü hased eden, hased edilenin nimetinin alınmasını istedi. Allah ondan o nimeti almadı. Sonra o nimeti hased edenden aldı. Zira günahtan ࡵzak kalmak bir nimettir. Gam ve üzüntüden sâlim kalmak da nimettir. Oysa bunların ikisi de hased edenden uzaktırlar.

    Yeryüzünde kibirlenmeleri ve kötü tuzak(lar) kurma(larını artırdı). Kötü tuzak, ancak sahibinin başına geçer.(Fâtır/43)

    Hased eden insan çoğu zaman düşmanının istediğinin ta kendisiyle müptelâ olur. Bir müslümanın düşüşü ile sevinen bir kimse çoğu zaman aynı şeyle karşılaşır.

    Hz. Aişe der ki: ´Ben Hz. Osman için neyi temenni etmişsem hepsi benim başıma geldi. Hatta ben onun için ölümü temenni etseydim, mutlaka öldürülürdüm´.

    İşte hasedin günahı budur. Acaba sürüklediği ihtilâf, hakkı inkâr etmek, dil ve eli serbest bırakıp düşmandan intikam almak için kötülükler işlemek gibi çirkinlikler nasıl olur? Hased öyle bir hastalıktır ki geçmiş milletler onunla helâk olmuşlardır.

    İşte buraya kadar söylediklerimiz ilmî ilâçlardır. İnsanoğlu saf bir zihin ve hazır bir kalp ile bu ilâçları tedkik ederse onun kal-bindeki hased ateşi söner. Kendi nefsini hasedle helâk edip düşmanını sevindirmiş olduğunu, rabbini kızdırıp hayatını karmakarışık ettiğini anlar.

    Bu husustaki faydalı amele gelince, bu hasede hükmetmektir. Bu bakımdan hasedin istediği her söz ve fiilin zıddını yapmaya nefsini zorlamalıdır. Eğer hased kendisini, hased ettiği kimseyi zemmetmeye zorluyorsa onu övmeye, dilini onu medhetmeye zorlmalıdır. Hased ona karşı gururlu davranmasını isterse, ona karşı nefsine yüklenmelidir, ondan özür dilemelidir. Hased kendisini, ona karşı iyilik yapmamaya zorlarsa, nefsini daha fazla ona iyilik yapmaya zorlamalıdır. Bunu zoraki bir şekilde yaptığı ve kendisine hased edilen adam bunu bildiği zaman o adamın kalbi sevinir. Dolayısıyla o da bunu sevmiş olur, Onun sevgisi görüldüğü zaman hased eden de onu sevmeye başlar. Bundan da aralarında uygunluk doğmuş olur ve onunla da hasedin maddesi ortadan kalkar. Çünkü tevâzu, övgü ve nimete sevindiğini belirtmek, kendisine nimet verilenin kalbini rikkate getirir, şefkat ve merhametini gerektirir, iyilikle buna karşılık vermeye kendisini zorlar. Sonra bu iyilik birincisine dönüşür. Onun da kalbi hoşlanır. Böylece başlangıçta zoraki yaptığı birşey kendisine tabiî ve normal gelmeye başlar. Şeytanın kendisine “Eğer sen, kıskandığın adama karşı te-vazu gösterir, kendisini översen, düşmanın bunu senin acizliğine veya münafıklığına veyahut korkaklığına hamleder. Düşmanın bu şekilde telâkkisi senin için zillet olur!´ demesi, onu bu şekilde davranmaktan alıkoymamalıdır. Bu vesveseler şeytanın kandırma ve hilelerindendir. Hatta zoraki bir şekilde tatlılık göstermek tarafların saldırganlığını önler. Düşmanlık isteğini azaltır. Kalplere karşılıklı yakınlık ve sevgi girer ve bununla da kalpler, hasedin eleminden, karşılıklı buğzetmenin üzüntüsünden kurtularak rahata kavuşmuş olur. işte bunlar hasedin şifalı ilâçlarıdır. Ancak kalplere pek acı gelir. Fakat fayda acı ilâçtadır. Kim ilâcın acılığına tahammül göstermezse şifanın tatlılığına varamaz. Ancak bu ilâcın acılığı, yani düşmana karşı tevazu göstermek, övmek suretiyle onlara yaklaşmak, daha önce zikrettiğimiz mânâları bilmekle kolaylaşır. Allah´ın kaza ve kaderine rıza göstermek, Allah´ın sevdiğini sevmekle kolaylaşır. Nefsin mağrur olması, isteğinin hilâfına kâinatta bir şeyin olmasını kabul etmeyişi ceha-lettir. Bu cehaleti takınan bir nefis olmayanı istiyor demektir. Onun isteğinin olacağından herhangi bir ümit yoktur. İstenilenin elde edilmemesi zillettir. Bu zilletten kurtuluş ancak iki şeyle olur: Ya isteğin olması ile veya olacak bir şeyin istenmesiyle!

    Birincisi senin elinde değil!.. Zorlama ve çabanın burada hiçbir müdahalesi yoktur. İkincisi ise, onun hakkında mücadele etmenin giriş noktası vardır. Onun riyazetle elde edilmesi mümkündür. Bu bakımdan her akıllı kimsenin bunu elde etmesi gerekir. İşte bu umumi bir devâ ve ilâçtır.

    Mufassal ve izahlı devâya gelince; hasedin, kibir, gurur, nefsin izzeti, fayda vermeyen şeylere şiddetli harislik göstermek gibi sebeplerini araştırmaktır. Eğer Allah dilerse bu sebeplerin tedavilerinin izahı özel bahislerinde gelecektir; zira bu hastalığın maddeleri ve mikroplarıdır. Hastalık ancak mikrobun sökülmesiyle sökülür. Eğer sen maddeyi sökemezsen, bizim söylediklerimizle sadece teskin edebilirsin. Fakat zaman zaman geri gelir. Maddelerin kalmasıyla beraber onu teskin etmek için uğraşmak uzayıp gider; zira kişi rütbe âşığı olduğu sürece, kendisinden başka halkın kalbinde mertebe edinenlere hased eder ve onların mertebe edinmesi kendisini üzer. Oysa gayesi nefsinin üzüntüsünü azaltmak, bunu ne diliyle, ne de eliyle belirtmemektir. Bundan tamamen boşalmak ise mümkün değildir. Tevfîk Allah´tandır!

    Imam GAZALI ( Ihya-u Ulumiddin )

    BAŞA GELEN VE GELECEK İŞLER İÇİN YAPILACAK DUA


    BAŞA GELEN VE GELECEK İŞLER İÇİN YAPILACAK DUA

    İstihare Duası

    Şiddet Sıkıntı Ve Felâket Anlarında Okunacak Dualar Ve Zikirler

    Şiddet, Sıkıntı Ve Hastalar İçin Okunacak Duâ

    İnsan Korktuğu Yahud Korkutulduğu Zaman Okuyacağı Dualar

    Üzüntü Yahud Bir Keder İsabet Edince Okunacak Dualar

    Bir Tehlikeye Düşünce Okunacak Duâ

    Bir Toplumdan Korkanın Okuyacağı Dua

    Saltanat Sahibinden Korkanın Okuyacağı Duâ

    İnsanın Düşmanına Bakınca Okuyacağı Dua

    İnsanın Karşısına Şeytan Göründüğünde Yahud Ondan Korktuğunda Okuyacağı Dualar

    İnsanın Mağlüb Olduğu (Yenildiği) Bir İşte Okuyacağı Duâ

    Zor Bir İşle Karşılaşınca Okunacak Dua

    Geçim Sıkıntısında Okunacak Duâ

    Afetleri Defetmek İçin Okunacak Duâ

    Az Yahud Çok Bir Musibete Uğrayanın Okuyacağı Duâ

    Borcunu Ödemekten Aciz Olan Kimsenin Okuyacağı Duâ

    Yalnızlıkta Okunacak Dualar

    Vesveseye Kapılan İnsanın Okuyacağı Dualar

    Delirene (Bunamışa) Ve Yılan Kırılana Okunacak Dualar

    Fatiha Sûresinin Faziletleri

    Nazar, Büyü Ve Zehirli Haşerâta Karşı, Çocukları Ve Başkalarını Koruyucu Dualar

    Çıban, Sivilce Ve Bunların Benzerine Karşı Okunacak Dualar

    BAŞA GELEN VE GELECEK İŞLER İÇİN YAPILACAK DUÂ VE ZİKİRLER

    Bil ki, daha önceki bölümlerde anlattığım duâ ve zikirler, her gün sıra üzere tekrarlanan şeylerdir. Fakat şimdi söyleyeceğim duâ ve zikirler, bir takım sebeb ve olaylar üzerindeki vakitler içindir. Bu itibarla bunlarda bir sıra gözetmesi yoktur.

    İstihare Duası

    312- Câbir ibni Abdillah´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiği­ne göre şöyle demiştir:

    “Resülüllah sallallâhu Aleyhi ve Sellem, her işimizde, bize Kur´an-dan sûre Öğretir gibi, îstihâre´yi öğretir, buyururdu:

    Sizden biriniz, bir işi tasarladığı zaman (kararsızlık halinde iken), farz namazdan başka iki rekât namaz kılsın, sonra şöyle duâ etsin.

    “Allâhümme innî estehîruke bi ılmike ve estakdiruke bikudretike ve es ´elüke min fazlike ´Lazım. Feinneke tagdîru ve lâ agdiru ve ta ´lem u velâ a´lemü ve ente allâmü´l-ğuyûb. Allâhümme in künte ta Iemü enne hâzel emra hayrım lîfîdînî ve meaşî ve âgıbeti emrî, âcili emrî ve âcilihî fagdür-hü lî ve yessirhü lî sümmebârik lîfîhi ve in künte ta ´îemü enne hâzel emra şerrun lifi dînî ve meaaşî ve aagıbeti emrî aadli emrî ve âciîihî, feasrifhü annî vagdürliyel hayra haysü kâne sümme razzınî bihî.

    (Allah´ım! Senin ilminle Senden hayır istiyorum. Senin kudretinle Sen­den güç istiyorum ve Senin büyük fazlından Senden istiyorum: çünkü Se­nin gücün yeter, benim gücüm yetmez; Sen bilirsin, ben bilmem ve Sen gayıblan hakkıyla bilensin. Allah´ım! Eğer bu işin, dinim, geçimim ve işi­min sonu için hayırlı olduğunu biliyorsan, (yahud işimin dünya ve âhiret için hayırlı olduğunu biliyorsan) onu bana takdir et. Sonra da onda bana bereket ver. Eğer bu işin, dinim için, geçimim ve işimin sonu için kötü olduğunu biliyorsan (yahud dünya ve âherit İşim için kötü olduğunu bili­yorsan), onu benden sav ve bana hayır nerede ise onu takdir et. Sonra da o işe beni razı kıl). Bu duayı yaparken dileğini de insan söyler (diye Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, buyurmuştur). [1]

    Alimler demiştir ki, şu anılan duâ ve iki rekât namazla istihare yap­mak müstahabdır. Nafile namazla olduğu gibi, müekked sünnetlerle, Tahiyye-i Mescid namazı ile ve diğer nafilelerle de olur. Birinci rekâtta Fatiha´dan sonra “Kâfirûn” ve ikinci rekâtta “îhlâs” sûreleri okunur. Eğer namaz kılamıyacak bir durum olursa, yalnız duâ ile istihare yapılır. Bu duaya, Allah´a hamd ederek, Peygambere de Salâtü Selâm getirerek başlayıp yine bunlarla bitirmek müstahabdır.

    Zikredilen sahîh Hadîsin açık ifadesinden anlaşıldığı üzere, her iş için istihare yapmak müstahabdır. istihare yapıldıktan sonra da, kalbe gelen ferahlık uyarınca iş yapılır. En iyisini Allah bilir.

    313- Ebu Bekir´den (Radiyallahu Anh) zayıf bir isnadla rivayet edildiği­ne göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir iş yapmak istediği za­man şöyle buyururdu:

    “Allah´ım, bana (bu işi) hayırlı yap ve hayırlı olanı takdir et.”[2]

    314- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:” Ey Enes! Bir iş tasarladığın zaman, o iş için yedi defa Rabbine İstihare et sonra, kalbine geçene bak; çünkü hayır oradadır.”[3]

    Şiddet Sıkıntı Ve Felâket Anlarında Okunacak Dualar Ve Zikirler

    315- Ibni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sıkıntı anında şöyle derdi:

    “Lâ ilahe illâllâhu´l-azîmu´l-halîmü. Lâ ilaheillâllâhu rabbü´l-arşi´i-azıtni. Lâ ilahe illâllâhu rabbü´s-semâvâti ve rabbu´1-arzı. Rabbu´I-arşi´l-kerîm”

    (Halım olan, büyük olan ANah´dan başka ilâh yoktur. Büyük Arş´in Rabbi olan Allah´dan başak ilâb yoktur. Göklerin ve yerin Rabbı olan Allah´dan başka ilâh yoktur; O, kerîm olan Arş´ın Rabbıdır).” Müslim´­in rivayetinde: “Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e Üzüntü veren bir iş geldiği zaman bu duayı okurdu,” şeklindedir.[4]

    316- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e üzüntü ve keder veren bir iş geldiği zaman şöyle derdi:

    “Ya hayyu yâ kayyûmu birahmetike estağîsü.” (Ey Hayy ve Kayyûm olan (ölmeyen ve her şeyi idare eden Allah), rah­metinle Senden yardım istiyorum…)”[5]

    317- Ebû Hüreyre´den (Radıyaiîahu Anh) rivayet edildiğine göre, Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e bir iş üzüntü verdiği zaman, başını göğe kaldırıp buyururdu:

    “Sübhânellâhi´l-azîmi.”

    (Yüce olsm ARah, sütün noksanlıklardan münezzehtir)” Fazla duâ edince de:

    “Yâ hayyu, yâ kayyûmu” der idi.[6]

    318- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in en çok yaptığı duâ şu idi:

    “Allâhümme âtinâ fi d-dünyâ haseneten ve fi´1-ahirati haseneten ve kına azâbe´n-nâr.”

    (Allah´ım! Bize hem dünyada iyilik ver, hem âhirette iyilik ver ve bizi ateş azabından koru!)

    Müslim, rivayetinde ziyade yaparak demiştir ki: Enes, bir davet ve iş için duâ etmek istediği zaman bu duayı yapardı.[7]

    Şiddet, Sıkıntı Ve Hastalar İçin Okunacak Duâ

    319- Abdullah ibni Cafer´den, o da Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir: “Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem, bana şu sözleri telkin etti ve bana şiddet ve sıkıntı hali geldiği zaman onları söylememi bana emretti:

    “Lâ ilahe fflâüâhu´l-kerîmu el-anmü sübhânehu tebârekellâhu rabbu´l-arşi´l-azîmi. Eihamdü lilîâhi rabbi´î-âlemîn.

    (Büyük olan, Kerîm olan Allah´dan başka ilâh yoktur. O, noksanlık­lardan münezzehtir. Büyük Arş´ın Rabbı olan Allah her şeyden yücedir Hamd, âlemlerin Rabbı Allah´a mahsustur).” Abdullah ibni Cafer, bu sözleri telkin edip öğrettirdi ve ateşli hastaya bunları üfürürdü. Ayrıca kızlarından yabancılarla evlenene bunları öğretirdi.[8]

    320- Ebû Bekre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resû­lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:

    “Üzüntü ve sıkıntılı kimsenin duaları şunlardır:

    Allâhümme rahmeteke ercû, felâ tekilnîiîâ nefsî tarfete aynin ve as-Hh lî şe´nî küllehû. Lâ ilahe illâ ente.

    (Allah´ını! Senin rahmetini istiyorum; göz kırpması kadar bir zaman beni nefsime bırakma ve bütün halimi düzelt. Senden başka ilâh yoktur)”[9]

    321- Ümeys´in kızı Esma´dan (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana buyurdu: “Sıkıntı ve üzüntü zamanında söyleyeceğin sözleri sana öğreteyim (Şöyie dersin):

    “Allahu Allâhu rabbî, lâ üşrikü bihî şey´en.” 

    (Benim Rabbîmdir Allah Allah, O´na hiç bir şeyi ortak koşmam) “[10]

    322- Ebû Katade´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Sıkıntı ve musibet anında, âyetelkürsiyyi ve bakare süresinin son ayetlerini oku­yan kimseyi, Allah Azze ve Celle kurtarır.”[11]

    323- Sa´d ibni Ebî Vakkas´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle dediği-ni işittim.

    “Ben bir söz biliyorum; onu söyleyen bir dertliden muhakkak sıkıntı açılır gider. Bu da, kardeşim Yunus´un (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    “Lâ ilahe illâ ente sübhâneke innî küntü mine´z-zâlimîn.” diye yutulduğu balığın karanlık karnındaki duâsıdir. (Senden başka bir ilâh yoktur; sen bütün noksanlıklardan münezzehsin. Ben, nefsine zul­medenlerden oldum). “[12]

    Bu hadîsi Tirmizî, Sa´d Hazretlerinden rivayet etti ve Sa´d dedi ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

    “Zü´n-Nûn (Yûnus Aleyhisselâm), balığın karnında iken Rafebine et­miş olduğu dua şu idi:

    “Lâ ilahe illâ ente sübhâneke innî küntü mine´z-zâlimîn.”

    (Senden başka ilâh yoktur; sen bütün noksanlıklardan münezzehsin. Ben, nefsine zulmedenlerden oldum.) Herhangi bir şey hakkında bu dua­yı yapan müslüman bir adamın, muhakkak duasını Allah kabul eder.”

    İnsan Korktuğu Yahud Korkutulduğu Zaman Okuyacağı Dualar

    324- Sevban´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´i bir şey korkuttuğu zaman buyururdu:

    “Hüvellâhu, Allâhu rabbî lâ şerîke leh.” (Büyük Allah, Rabbimdir Allah. Onun ortağı yoktur).”[13]

    325- Amr b. Şuayb´ın dedesinden rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, korkudan korunmak için şu sözleri onlara öğretirdi:

    “Eûzü bikelimâtillâhi-ttâmmeti min gazabihi ve şerri ibâdihi ve min hemezâti´ş-şeyâtîni ve en yahdurûni,”

    (Allah´ın gazabından, kul Sarının şerrinden, şeytanların dürtüşlerinden ve yanımda bulunmalarından Allah´ın tam kelimelerine (Kur´an´ına) sığınırım)”[14]

    Abdullah ibni Amr, bu kelimeleri olgunluk çağındaki oğullarına öğre­tirdi ve küçükler için de onları yazıp üzerlerine takardı.

    Üzüntü Yahud Bir Keder İsabet Edince Okunacak Dualar

    326- Ebû Musa Ei-Eş´ârî´den (Radıyalîahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seîlem şöyle buyurdu: “Kime bir keder yahud bir üzüntü İsabet ederse, şu kelimelerle duâ edip söylesin.

    “Ene abdüke ibnüabdike, ibnü emetike, fîkabzatike. Nâsiyetî biyedike. Mazın fiyye hükmüke. Adlün fiyye kazâuke. Es´elüke bikülli İsmin huve leke, semmeyte bihînefseke ev enzeîtehû fîkitâbike evallemtehû ehaden min halkıke ev iste´serte bihî ilmi´1-ğaybi indeke en tec´ale´î-kur´âne nura sadrı ve rebîa kalbî ve celâe hüznf ve zehâbe hemmî.

    (Senin kudretin altında, ben Senin kulunum, erkek kulunun ve dişi kulunun da oğluyum. Boynum Senin kudret elindedir. Hükmün bana ge­çerlidir. Hakkımdaki hükmün adalettir. Kendim adlandırdığın özüne has bütün isimlerle, yahud kitabında indirdiklerinle yahud yaratıklarından bi­rine öğrettiğin isimlerle yahud katında seçtiğin gayb ilmindeki isimlerle Senden istiyorum ki, Kur´ân´ı göğsümün nuru, kalbimin n eş´esi, kederi­min izalesi, üzüntümün gidişi yapasın.) Peygamberin bu sözleri üzerine meclisteki adamlardan biri:

    – Ey Allah´ın Resulü! Asıl aldanmış olan, bu sözleri söylemediğinden aklanandır.

    Peygamber:

    – Evet,´ bunları söyleyiniz ve onları öğretiniz; çünkü bunları, taşıdıkları manalardaki şeyleri isteyerek söyleyenin, Allah üzüntüsünü giderir ve ferah­lığını uzatır, buyurdu.”[15]

    Bir Tehlikeye Düşünce Okunacak Duâ

    327- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki, Resûlüllah buyurdu:

    “Ey Ali! Bir tehlikeye düştüğün zaman söyleyeceğin bir takım sözleri sana öğreteyim mi Ben dedim ki:

    – Evet; Allah beni sana feda kılsın… Buyurdular:

    – Bir tehlikeye düştüğün vakit şunları söyle:

    “Bismillâhi´r-rahmâni´rrahîm, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi´l-aîıyyi´1-azîm.”

    (Rahman ve Rahîm olan Allah´ın adıyla… İbâdetlerde başarı ve kö­tülüklerden korunma ancak yüce ve büyük olan Allah´ın kuvvet ve kud­ret iyled ir.) Bu sözler sebebiyle Allah Teâlâ, dilediği belâ çeşitlerini uzak­laştırır. “[16]

    Bir Toplumdan Korkanın Okuyacağı Duâ

    328- Sahîh bir isnadla Ebû Musa El-Eş´ârî´den (Radıyallahu Anh) ri-

    vayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir toplum­dan (bir kavmin şerrinden) korktuğu zaman buyururdu:

    “AUâhümme innâ nec´alüke fınuhûrihim ve neûzü bike min şurûrihim.” (Allah´ım! Düşmanların kötülüklerini defetmeni Senden istiyoruz ve kötülüklerden Sana sığınıyoruz.)”[17]

    Saltanat Sahibinden Korkanın Okuyacağı Duâ

    329: İbni Ömer´den (Radıyailahu Anhüma) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Bir sal­tanat sahibinden yahut başkasından korktuğun zaman söyle:

    “Lâ ilahe illâllâhu el-halîmu el-hakîmu sübhâneüâhi rabbi´s-semâvâti´s-seb´i rabbi´l-arşi´l-azîmi lâ ilahe illâ ente azze cârüke ve ceîle senâüke.

    (Hafim ve Halân olan Allah´dan başka ilâh yoktur. Büyük Arş´in Rab-bı olan, yedi göğün Rabbi olan Allah, bütün noksanlıklardan münezzeh­tir. Senden başka ilâh yoktur. Sana sığınan azizdir ve Senin övgün bü­yüktür.) “[18]

    Bundan önceki bölümde geçen Ebû Musa´nın naklettiği hadîsi söyle­mek müstahabdır.

    İnsanın Düşmanına Bakınca Okuyacağı Dua

    330: Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bir savaşta idik. Düşmanla karşı­laşınca, onun şöyle buyurduğunu işittim:

    “Yâ Mâlike yevmi´d-dîn. İyyâke a´budu ve iyyâke esta´înu” (Ey hesab gününün sahibi! Ancak Sana ibâdet ederim ve ancak Senden yardım isterim)” Ben bir takım erkekler gördüm ki, yere seriliyorlardı. Onlara önlerinden ve arkalarından melekler vuruyordu.

    Aynı zamanda geçen Ebû Musa´nın (Radıyallahu Anh) hadîsini oku­mak müstahabdır.

    İnsanın Karşısına Şeytan Göründüğünde Yahud Ondan Korktuğunda Okuyacağı Dualar

    Allah Teâlâ buyurur: “Şeytandan bir vesvese seni dürtüklerse, Allah´a sığın. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.”[19]

    Yine Allah Teâlâ buyurur: “Sen Kur´ân´ı okuduğun zaman, ahirete iman etmeyenlerle senin aranda engel olan bir perde yaparız.”[20]

    Uygun olan, istiâze yapmak (Eûzü Billahi Mineşşeytânirracîm, demek) sonra Kur´ân´dan kolaya geleni okumaktır.

    331- Ebu´d-Derdâ´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki: “Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem namaza durdu. Biz şöyle dediğini işittik:

    “Eûzü billahi minke”

    (Senden Allah´a sığınırım). Sonra üç defa buyurdu:

    “El´anüke bilânetillâhi”

    (Seni Allah´ın laneti ile lanetlerim). Sonra eliyle bir şey alır gibi elini açtı. Namazı bitirip namazdan çıkınca sorduk:

    – Ey Allah´ın Resulü! Bundan önce, söylediğini duymadığımız bir şeyi namazda söylediğinizi işittik Bir de elinizi açtığınızı gördük Buyurdular: – Allah´ın düşmanı İblis, yüzüme atmak için bir ateş parçası ile geldi. Ben üç defa, senden Allah´a sığınırım, dedim. Sonra şöyle söyledim: Al­lah´ın noksansız laneti ile seni lanetlerim. O üç defa duraklayıp geri çekildi. Sonra ben onu yakalamak istedim. Vallahi, kardeşim Süleyman´ın (aley-hisselâm) duası olmasaydı, o bağlı kalacaktı da, Medine halkının çocuk­ları onunla oynayacaklardı.”[21]

    Ben derim ki: Şeytanla karşılaşma halinde, ezan okumak uygun olur; çünkü Müslim´in Sahihinde, Ebû Salih´in oğlu Süheyl´den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Babam (Ebû Salih), beni Harise oğullarına gönderdi. Yanımızda da bir arkadaşımız yahud bir kölemiz vardı. Arkadaşımıza, çit arkasındaki bostandan biri, adını vererek seslendi. Yammdaki arkadaş dönüp çit üzerinden baktı, bir şey göremedi. Ben bu olayı babama anlattım. Babam şöyle dedi: Senin böyle bir şeyle karşılaşacağını bileydim, seni gön­dermezdim. Ancak, sen böyle bir ses işitirsen, ezan oku; çünkü Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu anlatan bir hadîsi, Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) işittim: “Şeytan, ezan okunduğu zaman dönüp kaçar.”

    İnsanın Mağlüb Olduğu (Yenildiği) Bir İşte Okuyacağı Duâ

    332- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: “Kuvvetli olan mümin, zayıf müminden daha hayırlıdır ve Allah Teâlâ´ya daha sevimlidir. Bununla beraber her birinde hayır vardır. Sen kendine fayda vereni iste ve Allah´dan yardım dile, asla acizlik gösterme. Başına bir iş gelirse: Ben şöyle yapmış olsaydım, şu ve bu olurdu, deme. Ancak de ki, Allah takdir etti ve dilediği oldu. Çünkü “Eğer” sözü, şeytanın işini açar.”[22]

    333- Mâlik oğlu Avf´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre; “Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki adam arasında (bir dava için) hüküm verdi. Aleyhine hüküm verilen adam dönünce:

    “Hasbiyeîlahu ve nîğme´l-vekîl”

    (Allah bana yeter; O ne güzel vekil..,) dedi. Bunun üzerine Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: Allah Teâlâ, acizliği kötüler; ancak sen tedbirli ol (gayretli ol). Bir işte yenildiğin zaman:

    “Hasbiyellâhu ve m´me´l-vekîl” de…”[23]

    Zor Bir İşle Karşılaşınca Okunacak Dua

    334- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:

    “Allâhümme lâ sehle illâ mâ cealtehû sehlen ve ente tecalü´l-hazne izi şi´te sehlen”

    (Allah´ım! Senin kolay kıldığından başka bir kolay yoktur. Sen dilediğin zaman, zor (sert ve katı) oianı, kolay ve yumuşak yaparsın.”[24]

    Geçim Sıkıntısında Okunacak Duâ

    335- îbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:

    “Birinizde geçim darlığı olunca, evden çıktığı zaman şöyle demekten sizi alıkoyan nedir (neden bunları söylemiyorsunuz) 

    “Bismillâhi ala nefsî ve mâlî ve dînî. Allâhümme raddinî bikazâike ve bâriklîfîmâ kuddirelîhattâ lâ uhibbe ta´cîlemâ ahherte velâ te´hîre mâ accelte.”

    (Nefsim, malım ve dinim için Allah´ın adıyla yardım Merim. Allah´­ım! Senin kazana (hükmüne) beni razı kıl ve bana takdir edilende bana bereket ver ki, geciktirdiğini ivedilemeyi ve ivedilediğini de geciktirmeyi istemeyeyim.”[25]

    Afetleri Defetmek İçin Okunacak Duâ

    336- Mâlik oğlu Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: “Allah Azze ve Celle bir kula, ehli, malı ve çocuğu hakkında bir nimet vermiştir de, o kul:

    “Mâ şâallâhu îâ kuvvete illâ biîlâh.”

    (Allah´ın dilediği olur, kuvvet ancak Allah´ındır) demiştir; artık o ku­lun, onlar hakkında ölümden başka bir âfet görmesi olamaz.”[26]

    Az Yahud Çok Bir Musibete Uğrayanın Okuyacağı Duâ

    Allah Teâlâ buyurur: “Kendilerine bir musîbet değdiği zaman, Biz al-lah´dan geldik ve ona döneceğiz, söyleyen sabredicileri müjdele: Onlara, Rablerinden mağfiret ve rahmet vardır. Onlar, hidayete erenlerdir. “[27]

    337- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Her fe­na işten dolayı, her biriniz istirca yapsın (Innâ lillah ve innâ ileyhi râci´ûn (Biz Allah´dan geldik, yine O´na döneceğiz, desin). Öyle ki, ayakkabısı­nın (kopan) bağına varıncaya kadar… Çünkü bunlar, musibetler­dendir. “[28]

    Borcunu Ödemekten Aciz Olan Kimsenin Okuyacağı Duâ

    338- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, bir, mükâteb (borçlu köle) kendisine gelip şöyle dedi: Ben azad olma karşılığı olarak ödeyeceğim borcumdan acziyete düştüm; bana yardım et. Hazreti Ali: Resûlüllah Sallalîahu Aleyhi ve Sellem´in bana öğretmiş olduğu bir takım sözleri öğreteyimmi ki, senin üzerinde dağ kadar borç olsa dahi, Allah onu sana Ödetir. Şöyle söyle:

    “Allâhümmekfinî bihalâlike an harâmike ve ağninî bifadlike ammen sivâke.”

    (Haramına karşı beni halâlin ile yetindir, Allah´ım ve Senden başka­sından da, fazlınla beni müstağni kıl (Senden başkasına beni muhtaç etme).”[29]

    Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir. Biz daha önce “Sabah ve Ak­şam Ne Söylenir ´ bölümünde, Ebû Davud´un, Ebû Sa´îd El-Hudrî´den rivayet ettiği bir hadîsi anlatmıştık. Ebû Ümame adındaki sahabî´ye, Re-sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurmuştu: Böyle namaz vakti dı­şında mescidde oturup ne düşünüyorsun buyurmuş ve o da: Ya Resûlal-Iah! Dertlerim ve borçlarım, demişti.(Bak. Hadis: 206) Onun içindeki duâ da bu münasebetle okunur.

    Yalnızlıkta Okunacak Dualar

    339- Velid b. Velid´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki: Ya Resûlallah! Ben kendimde yalnızlık hissediyorum (yalnız ba-şımayım) Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:

    “Yatağına girdiğin zaman

    “Eûzü bikelimâtiîlâhit´tâmmeü min ğadabihi ve ikâbihi ve şerri ibâdihi ve min hemezâti´ş-şeyâtîni ve en yahzurûni.”

    (Allah´ın gazabından ve azabından, kullarının şerrinden ve şeytanların dürtüşlerinden ve benimle bulunmalarından, Allah´ın kitabına sığınırım.)

    Artık (bunları söyleyince) kötü şeyler sana zarar vermez, yahud sana yak-Iaşmaz.”[30]

    340- Berâ b. Âzib´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre demiştir ki, yalnızlıktan Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e şikâyet eden bir adam, Peygamberin huzuruna geldi. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ona, şu sözleri çok söyle, buyurdu:

    “Sübhâne´I-meliki´l-kuddûsi rabbi´l-melâiketi verrûhi. Cellelte´s-semâ-vâti ve´1-arzı bi´î-ızzeti ve´1-ceberûti

    (Meleklerin ve Cebrail´in Rabbı olup noksanlıklardan münezzeh Allah, her şeyin sahibidir, her şeyden yücedir. Göklerle yer, O´nun kudret ve azameti ile yükselmiştir). Adam bu sözleri söyledi de, ondan vahşet git­ti. “[31]

    Vesveseye Kapılan İnsanın Okuyacağı Dualar

    Allah Teâlâ buyurur:

    “Şeytandan bir dürtüş seni dürterse, hemen Allah´a sığın. Allah, her şeyi işitendir; her şeyi bilendir.”[32] Allah´ın bize emrettiği ve edeb olarak öğrettiği en güzel Allah´a sığınmadır bu… (Euzü billahi mineşşeytânirra-cîm).

    341- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiş­tir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: “Şeytan birinize gelip der ki: Şunu kim yarattı, bunu kim yarattı; hatta Rabbmi kim yarattı diyesiye kadar… (Şeytanın vesvesesi bu duruma ulaşınca, o insan, şey­tandan Allah´a sığınsın (Eûzü billahi mineşşeytânirracîm, desin) ve bu dü­şünceden kaçınsın,” Sahîh´deki diğer bir rivayet şöyle: “İnsanlar birbirleri­ne sorup dururlar: Bu yaratıkları Allah yarattı, Allah´ı kim yarattı denilin-ceye kadar… Kim, kendinde böyle bir hal sezerse:

    “Amentü billahi ve rusulihi” desin. (Ben Allah´a ve Peygamberlerine îman ettim, desin).”[33]

    342- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: “Kim bu şey­tandan bir vesvese kendinde bulursa, üç defa:

    “Amenna billahi ve birusulihi.”

    (Biz, Allah´a ve Peygamberine îman ettik) desin. Çünkü bunu söyle­mek, ondan vesveseyi giderir. “[34]

    343- Osman ibni Ebi´l-Âsî´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle anlatmıştır: Dedim ki, Ya Resûlallah! Şeytan, benimle namaz ve okuyuşum arasına girerek benim ibâdetimi karıştırıyor Resûlüllah Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: “Bu şeytandır, ona “Hınzeb” denilir.

    Bunu hissettiğin zaman, ondan Allah´a sığın ve (Euzü billâhimineşşeytânir-racîm, de) ve üç defa soluna tükür.” Ben bunu yaptım da, Allah o şeytanı benden giderdi. Derim ki: Hınzeb yahud Hanzeb, bir şeytan adıdır. As­len, kokmuş bir et parçasına denilir.[35]

    344- Güzel bir isnadla Ebû Rumeyl´den rivayet edildiğine göre şöyle anlatmıştır: İbni Abbas´a kalbimde hissettiğim şey nedir dedim. Bana:

    – Nedir o dedi. Vallahi onu söyleyemiyorum, dedim. Bunun üzerine bana şöyle buyurdu: Şübheden bir şey mi ve güldü”. İlâve etti:

    – Allah Teâlâ şu âyeti indirinceye kadar bundan kimse kurtulamamıştır: “Ey Peygamber, sana indirdiğimiz kıssalardan ve haberlerden bilfarz

    şübhede isen, senden önce kitab okuyanlara sor. Yemin olsun ki, Rabbin-den sana hak gelmiştir. O halde sakın şübhe edenlerden olma.”[36] Sen, kendinde böyle bir şey (şübhe) hissedersen, şu ayeti oku:

    “Hüve´l-evvelü ve´1-âhiru ve´z-zâhiru ve´1-bâtmü vehüve bi külli şey´in alîm.

    (O, her şeyin evvelidir, her şeyin âhiridir, eserleriyle meydandadır, zatı ile gizlidir. O, herşeyi bilendir)[37]

    Üstad Ebu´l-Kâsım El-Kuşeyrî´nin (RahimehuIİah) risalesinde, Ahmed b.Atâ El-Rüzbarî´den (büyük imamdan Radıyallahu Anh) sahîh isnadla rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

    Temizlikte (abdest ve taharet işinde) çok titizlikle aşırı gidiyordum. Bir gece, çok su kullanıp döktüğüm halde kalbim yatışmadı ve içim sıkıldı. Dedim ki: Ya Rabbi! Afvını isterim, afvıni… Arkasından hafiften birinin şöyle dediğini işittim: “Bağışlamak ve afvetmek, gerçek olan bir şeyde olur (senin halin bir vesveseden ibarettir).” Bunu duyunca, o hal benden gitti.

    Alimlerden biri de şöyle demiştir: Abdest, namaz yahud bunlar gibi işlerde vesveseye düşmüş olan bir kimsenin

    “Lâ ilahe illallah”

    demesi müstahabdır, çünkü şeytan bu zikri işitince, geri çekilip uzaklaşır. Zira:

    “Lâ ilahe illallah”

    zikrin başıdır. Bundan dolayıdır ki, hak yola girmeyi isteyenlerin terbiye­cisi olan bu ümmetin seçkinlerinden büyük şahsiyetler, “Lâ ilahe illallah” sözünü, zikir ehline tavsiye etmişler ve buna devam etmeyi emretmişler­dir. Ayrıca demişlerdir ki: Vesveseyi gidermekte en faydalı ilâç, Allah´ı zikre yönelmek ve bunu çok yapmaktır.

    Büyük alim, Ahmed b.Ebû´l-Havarî demiştir ki, ben vesveseden, Sü­leyman Darânî´ye şikâyette bulundum. Bana şöyle dedi: Eğer vesvesenin senden kesilmesini istiyorsan, hangi vakitte kendinde onu hissediyorsan ferahlanıp rahat et. Zira sen ferahlanınca o hal senden kesilir. Çünkü mü­minin sevinmesinden daha çok şeytanı kızdıran şey yoktur; eğer vesvese edip kederlenirsen, sana keder ve vesveseyi çoğaltır.

    Ben de derim ki, bu söz, bazı alimlerin söylediği şu sözü kuvvetlendi­rir: İmanı kemale eren kimse, vesvese ile müptelâ olur; çünkü hırsız, ha-rab bir eve girmez.

    Delirene (Bunamışa) Ve Yılan Kırılana Okunacak Dualar

    Fatiha Sûresinin Faziletleri:

    344- Ebû Saîd El-Hudrî´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine gö­re şöyle anlatmıştır:

    Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in ashabından bir gurup se­ferlerinden bir sefere çıktılar. Nihayet Arab kabilelerinden bir kabileye indikleri zaman, onlardan misafir kabul edilmelerini istediler. Fakat ka­bile, onları misafir kabul etmedi. O kabilenin reisi de bir yılan tarafından ısırılmış bulunuyordu. Onun tedavisi için her türlü çareye baş vurdularsa da, hiç bir şey ona fayda vermedi. O kabile adamlarından biri dedi ki, şu misafir olmak isteyen adamlara gideydiniz, belki onlarda fayda vere­cek bir şey bulunur. Bunun üzerine adamlara gidip dediler ki: Ey cema­at! Bizim reisimiz yılan tarafından ısırıldı. Onun için her türlü çareye baş vurduk; fakat hiç bir şey ona fayda vermiyor. Acaba sizden birinizde fayda verecek bir şey var mı Ashabdan biri: Vallahi ben, okurum; fakat biz sizden misafir kabul edilmemizi istedik de, vallahi bizi konuklamadımz. Onun için bize bir mükâfat (ücret) vermedikçe size okuyuculuk yapmam, dedi. Bunun üzerine bir bölük koyun vermeleri şartı ile anlaştılar. Sonra adam gitti. Fâtiha´y* okuyup üfledi. Adam bağdan çözülür gibi huzura kavuştu ve yürümeğe başladı. Hiç bir ağrısı kalmadı. Onlar da, anlaştık­ları üzere ücretlerini (bir bölük koyunu) ashabı kirama verdiler. İçlerinden biri: bunları bölün, dedi. Hastayı okumuş olan: Hayır, yapmayın. Biz Pey­gamber Sallaîlahu Aleyhi ve Setiem´e gidelim de, olanı ona anlatalım. Bize ne emir buyuracak ona bakalım, dedi. Onlar topluca Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Seîlem´e vardılar ve ona olayı anlattılar. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurdu: O Fatiha Sûresinin rukye (şifa ayetleri) olduğunu sana kim bildirdi Sonra devam etti: isabet ettiniz, koyunları bölün ve sizinle beraber bana da bir pay ayırın; ve Peygamber Sallalahu Aleyhi ve Sellem gülümse­di.” Bu rivayet Buharî´nin lâfzıdır ve rivayetlerin en mükemmelidir.

    Bir rivayette şu lafız vardır: “Fatiha´yı okuyordu ve tükrüğü toplayıp (hastaya) püskürtüyordu. Adam da iyileşmişti.”[38]

    345- Abdurrahman b. Ebî Leylâ´dan rivayet edildiğine göre, demiştir ki: “Bir adam Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gelip demiştir: – Benim kardeşimde ağrı var Peygamber buyurdu:

    – Kardeşinin ağırısı nedir 

    – Onda inme (bir nevi delilik) var, dedi. Peygamber:

    – Onu bana gönder, dedi. Adam gelip Peygamberin önünde oturduktan sonra, Peygamber Salllalahu Aleyhi ve Sellem ona şunları okudu:

    Fatiha sûresi, Bakara sûresinin başından dört ayet, Bakara sûresinin ortasından iki ayet (163,164. ayetler), Âyete´1-Kürsî, Bakara sûresinin so­nundan üç ayet (284, 285 ve 286. ayetler), Âl-i îmrân sûresinin başından bir kaç ayet ve aynı sûreden 18. ayet, ´raf sûresinden 54. ayet, Mü´minün sûresinden 116. ayet, Cin sûresinden 3. ayet, Saffat sûresinin başından on ayet, Haşir sûresinin sonundan üç ayet, İhlâs sûresi, Felâk ve Nâs sû-releri.”[39]

    346- Harice b. Salt´den, o da amcasından yapılan sahih bir isnadla rivayet edildiğine göre, Harice´nin amcası şöyle anlatmıştır: “Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e varıp müslüman oldum. Sonra geri döndüm ve bir kabileye uğradım. Yanlarında demir zincire bağlı deli bir adam vardı. Kabile halkı bana dediler ki, bize anlatıldığına göre senin bu arkadaşın (Peygamber) hayır üzere geldi. Sende bu hastayı tedavi edecek bir şey var mı Bunun üzerine, ben de ona Fâtiha´yı okudum. Adam da kurtuldu. Bana (tedavi karşılığı) yüz koyun verdiler. Ben Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gidip durumu anlattım (bu koyunlara sahib olabilir miyim, dedim). Bana şöyle buyurdu:

    “- Sen, ancak bunu mu söyledin ” Bİr rivayette de: Bundan başka şey söylemedin mi ” buyurdu. Ben:

    – Hayır, başka şey söylemedim, dedim. Peygamber buyurdu: “Onları al (ye); ömrüm hakkı için batıl afsun ile yiyen kim. Sen hak

    olan bir Rukye (tedavi) için yemiş oluyorsun.”[40]

    347- Diğer bir rivayete göre, Ebû Davud Harice´den, o da amcasından anlatarak şöyle demiştir:

    Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in huzurundan döndük de, bir arab kabilesinden birine vardık. Bize dediler ki, acaba sizde bir deva bulu­nur mu Yanımızda, bağlı bir akılsız vardır. Sonra bağlı olarak o akılsızı getirdiler. Ben de, üç gün sabah-akşam ona Fatiha sûresini okudum. Tük-rüğümü (ağzımda) topluyordum sonra (ona) püskürtüyordum. Sonunda bağdan çözülmüş gibi iyileşti. Buna karşılık bana mükâfat (ücret) verdi­ler. Ben, hayır, olmaz dedim. Onlar:

    – Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e sor, dediler. Ben de ona sorunca, şöyle buyurdu:

    “- Ye (hediyeyi kabul et). Ömrüm hakkı için, bâtıl afsun ile kim yiyor; sen hak olan bir rukyeden (tedaviden) yiyorsun.”[41]

    348- Abdullah ibni Mes´ud´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, kendisi bir hastanın kulağına okudu da, hasta iyileşti. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona sordu:

    “- Onun kulağına ne okudun “

    Abdullah ibni Mes´ud dedi ki: Mü´minün sûresinin 115. âyetinden sûre­nin sonuna kadar (dört ayeti) okudum. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buna şöyle buyurdu:

    “-Eğer bir adam tam bir inanç ve kesin bir bilgi ile bunları bir dağ üzerine okusaydı, dağ yok olurdu.”[42]

    Nazar, Büyü Ve Zehirli Haşerâta Karşı, Çocukları Ve Başkalarını Koruyucu Dualar

    349- İbni Abbas´dan (Radiyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

    “Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu kelimelerle istiâze ederek (kötülüklerden torunları) Hasan ve Hüseyin´i korurdu:

    “Ü´îzükümâ bikelimâtillâhi´ttâmmeti min külli şeytanin ve himmetin ve min külli aynin lâmmetin.”

    (Her şeytandan ve zehirli haşerattan sizi Allah´ın kitablan ile koru­rum) Sonra derdi ki: İkinizin büyük dedesi (İbrahim Aleyhisselâm) da, bu kelimelerle İsmail´i ve îshak´ı kötülüklerden korundururdu.” Allah´­ın Salât ve Selâmı hepsinin üzerine olsun…”[43]

    Çıban, Sivilce Ve Bunların Benzerine Karşı Okunacak Dualar

    350- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in zevcelerinden birinden rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Parmağımda bir sivilce çıkmış olduğu bir zamanda Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana geldi. (Parmağımdan şikâyetimi dinleyince, bana) dedi ki: “Sende zerire (bir nevi kamış kırpıntısı) var mı ” Sonra onu sivilcenin üzerine koydu ve ba­na, şöyle söyle dedi:

    “Allâhümme musağğıre´i-kebîri ve mükebbire´s-sağîri. Sağğir mâ bî.” (Ey büyüğü küçülten ve küçüğü büyülten Allah´ım! Bende olanı kü­çült) Sonra (sivilcem) sönüp gitti, “[44]

    Zerire: Hindistan´dan tıb için getirilen bir nevi kamışın kırpıntısıdır.

    ——————————————————————————–

    [1] Buhârî. Ebü Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

    [2] Tirmizî. İsnadı zayıftır.

    [3] İbn-i Sünnî. (Bunun isnadı garîbdir; raviler arasında tanınmayanlar vardır.

    [4] Buhârı. Müslim. Tirmizi. Nesâî.

    [5] Tirmizî.

    [6] Tirmizî.

    [7] Buharî. Müslim.

    [8] Nesâî. îbn-i Sünnî. Ahmed b. Hanbel. îbn-i Hibbân.

    [9] Ebû Dâvud.

    [10] Ebû Dâvud. İbn-i Mâce.

    [11] îbn-i Sünnî.

    [12] ibn-i Sünnî. Nesâî. Tîrnıİzî. Hâkim, el-Müstedrek.

    [13] îbn-i Sünnî. Nesâî.

    [14] Ebû Dâvud. Tirmİiî. (Tirmizî, bu hadis hasendir, demiştir.)

    [15] lbn-i Sünnî.

    [16] İbn-i Sünnî.

    [17] Ebû Dâvud. Nesâî.

    [18] ibn-i Sünnî.

    [19] Kur´ân-i Kerim, A´raf Sûresi, 2OO.

    [20] Kur´ân-ı Kerim, İsrâ Sûresi, 45

    [21] Müslim.

    [22] Müslim, Nesâî.

    [23] Ebü Dâvud, Nesâî.

    [24] İbn-i Sünnî, tbn-i Hibbân.

    [25] İbn-i Sünnî.

    [26] İbn-i Sünnî.

    [27] Kur´ân-ı Kerim, Bakara Sûresi, 155-156.

    [28] İbn-i Sünni.

    [29] Tirmizî. Hâkim.

    [30] İbn-i Sünnî.

    [31] İbn-i Sünnî. Zayıf isnadla.

    [32] Kur´ân-i Kerim, Fussilet Süresi: 36

    [33] Buhârî. Müslim. Ebü Dâvud.

    [34] İbn-i Sünnî. Zayıf isnadla.

    [35] Müslim.

    [36] Kur´ân-ı Kerim, Yûnus Sûresi: 94

    [37] Kur´ân-ı Kerim, Hadîd Süresi: 3. Ebû Dâvud.

    [38] Buhârî- Müslim.

    [39] İbn-i Sünnî Zayıf jsnadla.

    [40] Ebû Dâvud. İbn-i Hibbân.

    [41] İbn-i Sünnî. Ebû Dâvud.

    [42] İbn-i Sünnî. Ebû Dâvud.

    [43] Buhârî. Nesâî. İbn-i Mâce.

    [44] İbn-i Sünnî. Nesâî. Ahmed b. Hanbel

    ALLAH’IMIN İZNİYLE ÇOK GÜZEL DUALAR ALLAH’IM KABUL ETSİN İNŞALLAH


     ALLAH’IMIN İZNİYLE ÇOK GÜZEL DUALAR ALLAH’IM KABUL ETSİN İNŞALLAH…AMİN,AMİN,AMİN
    ————————————————————————————————————————–
    SIKINTILI ANLARDA OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Subhânallâhil Aziym!”

    MANASI:
    “Büyük ve yüce Allâh’ı tesbih ederim!”



    BESMELEYİ UNUTUNCA OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Bismillâhi evvelehü ve âhirehü

    MANASI:
    Başından sonuna kadar Allah’ın adıyla.



    BU DUA KORKULARI GİDERİR

    OKUNUŞU:
    “Hasbinallahü ve ni’melvekîl.”

    MA’NASI:
    “Allah bana kâfidir. O ne güzel vekildir.”



    SABAH AKŞAM 100 KERE OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Subhânallâhi ve bihamdihî.

    MA’NASI:
    Yüce Allah’ı tesbih ederim ve ona hamd ederim.



    KORKAN KİMSE BU DUAYI 100 KERE OKUSUN

    OKUNUŞU:
    “Hasbünallâhü ve ni’mel vekil.”

    MA’NASI:
    “Bize Allah, kâfidir. O ne güzel vekildir.”



    GAM, KEDER VE HASTALIKLARA KARŞI OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Allâhü Rabbî, lâ şerikeleh.

    MANASI:
    Benim Rabbim (sahibim) Allah’tır. Onun şeriki yoktur.



    KÖPEK ULUMASI EŞEK ANIRMASINI İŞİTEN BU DUAYI OKUMALI

    OKUNUŞU:
    “E’ûzü billâhimineşşeytanir’raciym.”

    MA’NASI:
    “Koğulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.”



    MUSİBETLERİ DEFETMEK İÇİN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Mâ şâallâhü lâ kuvvete illâ billâh”.

    MA’NASI:
    “Allah Teâlâ’nın dilediği olur. Kuvvet ancak Allah’ındır.”



    ELBİSE GİYİP ÇIKARIRKEN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Bismillâhillezi lâ ilâhe illâhü.

    MANASI:
    Kendisinden başka hiçbir ibâdet edilecek ilâh olmayan Allah’ın adıyla.



    ÖFKELİ KİMSENİN OKUYACAĞI DUA

    OKUNUŞU:
    “Allahümme inni e’üzü bike mineşşeytanir’raciym.”

    MA’NASI:
    “Allahım! Koğulmuş şeytanın şerrinden sana sığınırım.”



    NAZARIN ZARAR VERMEMESİ İÇİN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Allahümme bârik fîhî ve lâ tedurruhu.”

    MA’NASI:
    “Allâh’ım, bunu mübârek eyle. Ona zarar dokunmasına izin verme.”



    YATARKEN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Bismikellâhümme ehyâ ve emûtü.”

    MANASI:
    “Allah’ım! Senin isminle (senin adını anarak) uyur ve senin isminle
    uyanırım.”


    YEDİRENE (İKRAM EDENE) YAPILACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Allâhümme at’im men et’amenî veskı men sekânî.”

    MANASI:
    “Allâh’ım! Beni yediren (ikram eden) kuluna yedir. Beni içiren kuluna
    içir.”



    ALLAH’IN SEVDİĞİ İKİ KELİME

    OKUNUŞU:
    Subhânallâhi ve bihamdihi. Subhânallâhil-azıym.

    MANASI:
    Allah’ü Teala’yı tesbih ederim, hamd o’na mahsustur. Azim olan Allah’ı
    tesbih ederim.



    TUFANDA MEYVE YENİNCE OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Allahümme kemâ ereytenâ evvelehû fe’erinâ âhirahû.”

    MANASI:
    “Allah’ım! Bunun evvelini (ilkini önünü) bize gösterdiğin gibi,
    sonunu da göster.”



    BU DUAYI OKUYAN AKŞAMLARI ZARAR GÖRMEZ

    OKUNUŞU:
    E’ûzü bikelimâtillahi tâmmâti min şerri mâ halak.

    MANASI:
    Tüm yaratıklarının şerrinden yüce Allah’ın tam ve mükemmel olan
    kelimelerine sığınırım.



    SİVİLCELERE KARŞI OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Allâhümme Musağgıral’kebîri ve mükebbiras’sağir.Sağgir mâ bî.”

    MA’NASI:
    “Ey büyüğü küçülten ve küçüğü büyülten Allah’ım! Bu bendekinide
    küçült.”



    BANYODAN ÇIKINCA OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Allahümme inni eûzü bike minennâri ve es’elüke ğufraneke.

    MANASI:
    Allah’ım cehennemden sana sığınırım! Yâ rabbi! Senden affını,
    bağışlamanı isterim.


    YENİ BİR İŞE TEŞEBBÜS EDEN BU DUAYI OKUMALI

    OKUNUŞU:
    “Allâhümme hırlî vahterlî.”

    MA’NASI:
    “Allahım! (Bu yapacağım işde) bana hayırlısını ver. Benim için
    hayırlı olanını seç,
    en hayırlısını nasîb eyle.”



    AFETLERDEN KORUNMAK İÇİN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Bismillâhi alâ nefsî ve ehlî ve malî.”

    MA’NASI:
    “Allah’ın ismiyle, kendimi, âilemi ve malımı Allah’a havâle ediyor,
    O’nun
    yüce himâyesine bırakıyorum.”



    ECELİ GELMEMİŞ HASTAYA OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Es’elullâhel’Azîyme, Rabbel’arşil’azîymi en yeşfîyke.”

    MA’NASI:
    “Arş-i azîmin (büyük arşın) sahibi, Rabbi olan ulu Allâh’tan sana şifâ
    vermesini dilerim.”



    KORKULU RÜYA GÖREN BU DUAYI OKUMALI

    OKUNUŞU:
    “Allâhümme inni eûzübike min amelişşeytani ve seyyiâtil-ahlâm.”

    MA’NASI:
    “Allah’ım! Şeytanın amelinden (işinden) ve kötü (korkulu) rüyalardan
    sana sığınırım.”



    GECELEYİN RESULULLAHIN OKUDUĞU DUA

    OKUNUŞU:
    Sübhânallâhi Rabbil’âlemiyn.

    MA’NASI:
    Alemlerin rabbi olan Allah’ı tesbih ederim (Her türlü noksanlıklardan
    ve eksikliklerden uzak ve pak olduğuna inanıyorum).



    AYNAYA BAKARKEN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Elhamdülillâh. Allâhümme kemâ hassente halkî fehassin hulukî.

    MANASI:
    Hamdü sena Allah’a mahsustur. Allah’ım, yaratılışımı güzelleştirdiğin
    gibi, ahlâkımı da güzelleştir.


    ÖFKE İÇİN OKUNACAK BİR DİĞER DUA

    OKUNUŞU:
    “Allahümmağfirlî zenbî vezhib gayza kalbî ve ecirnî mineşşeytan.”

    MA’NASI:
    “Allah’ım! Beni bağışla, günahımı affet. Kalbimdeki öfkeyi gider. Beni
    şeytanın şerrinden koru.”



    YEMEĞİN SONUNDA OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Elhamdülillâhillezî et’amenâ ve sekânâ ve ce’alenâ müslimiyn.”

    MANASI:
    “O yüce Rabbimize hamdederiz, şükrederiz ki, bizleri yedirdi,
    içirdi ve bizleri müslümanlardan kıldı.”



    HASTAYA OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Allâhümmeşfi abdeke yenke’leke adüvven ev yemşî leke ilâ salâtin.

    MA’NASI:
    “Allâh’ım, şu kuluna şifâ ver. Sağlıklı olursa, senin yolunda cihad
    eder
    ve senin rızan için namaza yürür.”



    İNSANLARDAN KORKAN KİMSENİN OKUYACAĞI DUA

    OKUNUŞU:
    “Allâhümme innâ nec’alüke fî nühurihim ve ne’ûzü bike min şürûrihim.”

    MA’NASI:
    “Allâh’ım! Senin kudretinle onların karşısına dikilmeni istiyoruz.
    Onların
    şerlerinden sana sığınıyoruz.”



    HASTAYA KARŞI OKUNACAK BİR DİĞER DUA

    OKUNUŞU:
    “Allâhümmeşfi abdeke yenke’leke adüvven ev yemşî leke ilâ salâtin.”

    MA’NASI:
    “Allah’ım, şu kuluna şifa ver. Sağlıklı olursa, senin yolunda cihad
    eder
    ve senin rızan için namaza yürür.”



    TÜM AİLESİNİ MALINI KORUMAK İÇİN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Bismillahi alâ dînî ve nefsî ve veledî ve ehlî ve mâlî.”

    MA’NASI:
    “Allah’ın ismiyle, dînimi, kendimi, çocuklarımı, âilemi ve malımı
    bütün kötülüklerden,
    koruması için Allah’a emânet ederim.”



    TUVALETE GİRERKEN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Bismillâh. Allahümme innî eûzü bike minelhubsi velhabâis”

    MANASI:
    “Allah’ın ismiyle. Allah’ım! pislikden insana eziyet veren her türlü
    şeytanın şerrinden (zararlarından) sana sığınırım.”



    SIKINTILARI GİDEREN DUA

    OKUNUŞU:
    “Allâhü, Allâhü Rabbî, lâ üşrikü bihî şey’en”

    MANASI:
    “Benim Rabbim, Allâh’dır. Allâh. O’na hiç bir şeyi ortak koşmam.”
    demektir.
    Tabarani’de bu duânın üç kere okunması tavsiye edilmiştir.”


    TUVALETTEN ÇIKARKEN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Ğufrânek! Elhamdü lillâhillezî ezhebe annil’ezâ âfânî.

    MANASI:
    Allah’ım bağışlamanı dilerim! Bana eziyet veren (ve sıkıntı) veren
    şeyleri gideren
    ve bana âfiyet veren yüce Allah’a hamd olsun.



    BELA VE MUSİBETE UĞRAMIŞ BİRİNİ GÖRÜNCE OKUNACKA DUA

    OKUNUŞU:
    Elhamdü lillâhillezi âfânî mimmebtelâke bihî ve faddalenî alâ kesîrin
    mimmen haleka tafdîlâ.

    MANASI:
    Seni uğrattığı dertten beni kurtaran ve beni yarattıklarının bir
    çoğundan üstün kılan Allah’a hamdolun.



    SAYISIZ SEVAP KAZANDIRAN DUA

    OKUNUŞU:
    Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerikeleh, lehül’mülkü velehül’hamdü ve
    hüve alâ külli şey’in kadir.

    MANASI:
    Allah’tan başka ilah yoktur. O birdir; eşi ortağı yoktur. O her şeye
    kâdirdir. Gücü herşeye yeter.



    DÜNYA VE AHİRET SIKINTISINI GİDEREN DUA

    OKUNUŞU:
    “Hasbiyellâhü lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve
    Rabbül’arşıl’azîm.”

    MA’NASI:
    Allâh bana kâfidir. Ondan başka ibâdet edilecek hiç bir ilah yoktur.
    O’na güvendim,
    O’na dayandım. O, arşın sahibidir.”



    ZORLUKLA KARŞILAŞINCA OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Allâhümme lâ sehle illâ mâ cealtehü sehlâ, ve ente tec’alül’hazne
    izâ şi’te sehlâ.”

    MA’NASI:
    “Allâhım! Senin kolaylaştırdığından başka hiç bir kolay yoktur. Sen,
    dilediğin zaman,
    zor olan şeyi kolay kılarsın.”



    GÖZ DEĞMESİN DİYE OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Mâşâ’Allâh, Bârekallâh, Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh”

    MA’NASI:
    “Allâh’ü Teâlâ mübârek etsin. Allâhü Te’âlâ diledi de böyle iyi ve
    güzel oldu.
    Güç ve kuvvet yalnız ve yalnız Allâh’ındır. Allâhü Teâlâ’dandır.”


    YEMEĞE BAŞLARKEN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Allâhümme bârik lenâ fîmâ rezaktenâ ve kınâ azâbennâr. Bismillâh!”

    MANASI:
    “Allah’ım! Bize vermiş olduğun bu rızıkları bereketlendir. Ve bizi
    cehennem azabından koru. Allah’ın ismiyle
    yemeğimi yemeye başlıyorum.”



    BANYOYA GİRERKEN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Bismillâh, Allâhümme innî es’elükel’cennete ve e’ûzü bike minennâr.

    MANASI:
    Allah’ın ismiyle. Allah’ım! Senden cenneti isterim ve cehennem
    ateşinden sana sığınırım
    Ey dost: banyoya girerken kapıda bu duayı okumalısın.


    SABAH AKŞAM 7 KERE OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Hasbiyallâhü lâ ilâhe illâhû, aleyhi tevekkeltü ve hüve
    Rabbül’arşil’azıym.”

    MANASI:
    “Allâh bana kâfidir. Ondan başka ibâdet edilecek hiç bir ilâh yoktur.
    Ona dayandım
    o’na güvendim. O arş-i azîmin (büyük arşın) sahibidir.”



    SABAH OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU
    “Elhamdü lillahillezi ahyâna ba’de mâ emâtenâ ve ileyhinnûşur”

    MANASI:Mülk (kainat) Allah’ın olarak sabaha erdi,
    biz de Allah’ın (kulları) olarak sabaha ulaştık.
    Alemlerin rabbi (bütün kainatın sahibi) olan Allah’a hamd olsun!



    FAKİRLİKTEN VE YOKSULLUKTAN KURTULUŞ DUASI

    OKUNUŞU:
    “Lâ ilâhe illallâhül’Melikül’Hakkul’Mübîn”

    “Bu duâ, o kimse için, fakirlikten, yoksulluktan kurtuluşuna bir
    emân, bir berât
    ve güvence olur. Aynı zamanda kabir vahşet ve yalnızlığından
    kendisine en güzel
    bir yoldaş (Arkadaş) olur.”


    HER VAKİT İÇİN OKUNAN DUA

    OKUNUŞU:
    “Allâhümme, lâ mânia limâ a’tate, velâ mu’tıye limâ mena’te velâ
    yenfeu
    zel-ceddi minkel-Cedd.

    MA’NASI:
    “Allâh’ım! Senin verdiğine men’ edecek yoktur. Men’ ettiğini de
    verecek yoktur.
    Senin azabından bahtiyarın bahtı bir faide vermez.”



    YENİ BİR ELBİSE GİYEN BU DUAYI OKUMALI

    OKUNUŞU:
    “Elhamdü lillâhillezi kesâni ma üvârî bihî avretî ve etecemmelü bihî
    fî hayatî.”

    MANASI:
    “Mahrem yerlerimi, (örtülmesi gerekli olan yerlerimi) örttüğüm ve onu
    giymekle güzelleştiğim
    bu elbiseyi bana giydiren Allah’a hamdü senâlar olsun.”



    AĞRISI OLAN BU DUAYI KENDİ KENDİNE OKUMALIDIR

    OKUNUŞU:
    “Eûzü bi’izzetillâhi ve kudretihi min şerrimâ ecidü ve ühâzıru.”

    MA’NASI:
    “Allâh’ın ismiyle. Hissettiğim (duyduğum) ve korktuğum bu hastalığın
    (ağrı ve sancıların)
    şerrinden (zarar ve tehlikesinden) Allâh’ın izzet ve kudretine
    sığınırım.”



    SIKINTILI ANLARDA OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Yâ Hayyü, yâ kayyûm! Birahmetike esteğiysü.”

    MANASI:
    “Ey devamlı var olan, ebedî ve ezelî hayat ile hayy (diri) olan ve
    bütün mahlukatını
    (yarattıklarını) varlıkta-hayatta tutan=Ey Hayy ve Kayyûm olan
    Allâh’ım! Rahmetinle yardımını istiyorum.”



    AKŞAM OLUNCA OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Emseynâ ve emsel’mülkü lillâhi velhamdü lillahi lâ şerikeleh, lâ
    ilâhe illâ hüve ve ileyhil’mâsir.

    MANASI:
    Mülk Allahın olarak akşama ulaştı. Biz de Allah’ın kulları olarak
    akşama eriştik. Hamd, Allah’a mahsustur
    (Allah’tan başkasına hamd edilmez).



    BORÇTAN KURTULMAK İÇİN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Allâhümmekfini bihalalike an harâmike ve ağninî bifadlike ammen
    sivak.”

    MA’NASI:
    “Ey Allah’ım, helâl rızkını bana yeterli kıl ve beni haramlardan
    koru. Ve
    lutfunla-merhametinle beni başkalarına muhtaç olmaktan müstağni kıl
    (koru
    ve muhafaza eyle).”



    BU DUAYI OKUYANI ALLAH (C.C.) MEMNUN EDER

    OKUNUŞU:
    Radiytü billâhi Rabben vebil-İslâmi diynen. Vebi-Muhammedin
    (sallallâhü teâlâ
    aleyhi ve selleme) Nebiyyâ.

    MA’NASI:
    Rab olarak Allâh’ı, din olarak islamiyeti. Peygamber olarak da
    Hz.Muhammed Aleyhisselâmı
    kabul ettim ve buna cânü gönülden râzı oldum.



    TEK BAŞINA YEMEK YİYENİN OKUYACAĞI DUA

    OKUNUŞU:
    “Elhamdü lillâhillezî at’amenî hâzat’taâme ve razekanîhi min-ğayri
    havlin
    minnî ve lâ-kuvveh.”

    MANASI:
    “Yüce Rabbime hamdü senâlar ederim ki, benim hiçbir gücüm kuvvetim ve
    hiç bir tesirim olmadan bu yemeği bana
    yedirdi ve beni bu ni’meti ile rızıklandırdı.”



    SU İÇİLDİĞİNDE OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Elhamdü lillahillezî sekânâ azben fürâten birahmetihi, velem
    yec’alhü milhan ücâcen bizünûbinâ.”

    MANASI:
    “Rahmet ve merhametiyle tatlı ve lezzetli sular içiren Allah’a hamdü
    senâlar
    olsun ki, işlediğimiz günahlar sebebiyle suyumuzu acı ve tuzlu
    kılmamıştır.”


    SIKINTI ANINDA OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Allâhümme rahmeteke ercû felâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin ve
    aslihlî şe’nî küllehû lâ ilâhe illâ ente.”

    MANASI:
    “Allahım! Rahmetini umarım. Beni bir göz kırpması kadar bile nefsime
    bırakma. Bütün işlerimi ıslah et.
    Senden başka ilâh (ibâdet edilecek) yoktur.”



    NAZAR DUASI

    OKUNUŞU:
    “Bismillah, allahümme ezhib harrahâ ve berdehâ ve habesahâ.”

    MA’NÂSI:
    “Allah’ın bereketli ismiyle.Allah’ım! şunun gözünün keskinliğini ve
    tesirini
    gider ve zararını tamamen çürütüp yoket. Vereceği veya verdiği zararı
    önle ve
    tamamen tesirsiz hâle getir ve yok et.”



    UYKUDA KORKAN BU DUAYI OKUMALI

    OKUNUŞU:
    “E’ûzü bikelimâtillâhittâmmeti min ğadabihi ve ikâbihi ve min şerri
    ibâdihi ve min hemezâtişşeyâtıyni ve en yahdurûn.”

    MANASI:
    “Allah’ın gazabından, kullarının şerrinden, şeytanların uğramasından
    (şerrinden) ve gelmesinden tam olan kelimeleriyle Allah’a sığınırım.”



    GÖZ DEĞMESİNE KARŞI OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Bismillahillezi lâ yadurru maasmihi şey’ün fil-ardı ve lâ fissemâi ve
    hüvessemî ul-alîm.”

    MA’NASI:
    “Allah’ü Teâla’nın ism-i şerifi ile derse, O’nun ism-i şerifi
    hürmetine
    yerde ve gökte olan hiç bir şey zarar vermez (veremez). Allah, her
    şeyi
    işiten ve bilendir.”



    BU DUAYI OKUYANA NAZAR DEĞMEZ

    OKUNUŞU:
    “Bismillâhillezî lâ yadurru maasmihi şey’ün fil-ardı ve lâ fissemâî ve
    hüvessemî ul-alîm.”

    MA’NASI:
    “Allâh’ü Teâla’nın ism-i şerifi ile derse, O’nun ism-i şerîfi
    hürmetine
    yerde ve gökte olan hiç bir şey zarar vermez (veremez). Allâh, her
    şeyi
    işiten ve bilendir.”



    BU DUA ATEŞLİ HASTALARA OKUNUR

    OKUNUŞU:
    “Bismillahil’kerim, e’ûzü billâhil’Aziym, min şerri külli ırkın
    naârin ve
    min şerri harrinnâr.”

    MA’NASI:
    “Yüce Allâh’ın adıyla. Amansız ağrı ve sızıların tümünün şerrinden
    (zararından)
    ve cehennemin amansız, helak edici ateşinin (azabının) şerrinden
    Aziym olan, Ulu
    Allâh’a sığınırım.”
    ———————————————————————-



    HZ. FATIMA’NIN SABAH AKŞAM OKUDUĞU DUA

    OKUNUŞU:
    Yâ Hayyü yâ Kayyûm Birahmetike esteğisü. Fe’aslıhlî şe’nî Küllehû ve
    lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin.

    MANASI:
    “Ey Hayy ve Kayyum olan Allahım! Rahmetinle senden yardımını isterim.
    Benim bütün işlerimi, hal ve hareketlerimi düzelt. Beni bir göz
    kırpması kadar bile olsun nefsime bırakma.”



    YENİ BİR İŞE BAŞLARKEN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Rabbenâ âtinâ min-ledünke rahmeten ve heyyi’lenâ min emrina raşedâ.
    Rabbi’ş-rah lî sadrî. ve yessirlî emrî”

    MA’NASI:
    “EY RABBİMİZ! Bize kendi katından bir rahmet ver. Ve bu işimizde bize
    doğruluk ver,
    bizim için muvaffakiyet (başarı) hazırla.” “Rabbim, göğsümü aç, ve
    işimi kolaylaştır.”



    GECELERİ KORKAN KİMSE BU DUAYI OKUMALI

    OKUNUŞU:
    “E’ûzü bi’kelimâtillâhittâmmeti min gadabihî ve ıkâbihî ve min şerri
    ibâdihi
    ve min hemezâtişşeyâtiyni ve en yahdurûn.”

    MA’NASI:
    Allah’ın gazabından, ıkabından, insanların şerrinden, şeytanların
    vesvese ve aldatışlarından
    ve yanıma gelmelerinden Allâhü Teâlâ’nın tam olan kelimelerine
    sığınırım.”



    BİR DARLIĞA BİR SIKINTIYA DÜŞEN BU DUAYI OKUMALI

    OKUNUŞU:
    “Bismillâhir’Rahmanir’Rahim Velâ havle velâ kuvvete illâ
    billâhil’Aliyyil’Azıym.”

    MA’NASI:
    “Rahman (Esirgeyen) Rahim (Bağışlayan) Allâh’ın adıyla. Çok yüce ve
    çok büyük
    Allâh’ın himayesine sığınmaktan ve O’nun yüce kudretinden yardım
    dilemekten
    başka bir amacım yoktur. O’na dayandım, O’na güvendim.”



    NAZARDAN KORUNMAK İÇİN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Bismillâhi yübrîke min külli dâin yeşfiyke, ve min şerri hâsidin izâ
    hasade,
    ve min şerri külli ziy aynin.”

    MA’NASI:
    “Allâhü Teâlâ, Seni bütün hastalıklardan kurtarıp şifâlar versin,
    hased edenin
    hasedini açığa vurduğu zamanki şerrinden ve gözü değen keskin gözlü
    her göz
    sahibinin şerrinden korusun.”



    ÜZÜNTÜ VE SIKINTI ANINDA OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Lâ ilâhe illallâhül-Aziymül-Haliym. Lâ ilâhe illallahü Rabbül-Arşil-
    Aziym. Lâ ilâhe illallahü Rabbüs-semâvâti ve
    Rabbül’ardı ve Rabbül-Arşil-Keriym.”

    MANASI:
    “Halîm ve Azîym olan Allâh’tan başka ilah (ibâdet edilecek) yoktur.
    Büyük arşın sahibi olan Allâh’tan başka ilâh yoktur. O, arş-ı kerîmin
    Rabbi (sahibi)dir.”



    NAMAZI BİTİRİNCE OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Sübhânallâhi velhamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallahü ekber. Ve
    lâ havle ve lâ
    kuvvete illâ billâhil’aliyyil’azıym.

    MANASI:
    Yüce Allah’ı tesbih ederim. Hamdü senâ Allahü Teâlâ’ya mahsustur.
    Allah’tan başka ilâh (ibadet edilecek)
    yoktur. Allahu Teâlâ, en yüce, en büyüktür. Güç ve kuvvet ancak ve
    ancak Allah’ındır.



    ZEMZEM SUYU İÇİLDİĞİNDE OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Allâhümme innî es’elüke ilmen nâfian ve rızkan vâsian ve şifâ-en min
    külli dâ-in ve sekamin.”

    MANASI:
    “Allâh’ım! Ben, senden faydalı ve yararlı bir ilim, geniş ve bol bir
    rızk, ve her türlü derde devâ,
    bütün hastalık ve sıkıntılardan şifâ vermeni diliyorum.”

    Bütün sular oturularak içilir. Fakat zemzem ayakta içilir.



    BİR ŞEYİNİ KAYBEDEN BİR ZARARA UĞRAYAN OKUMALI

    OKUNUŞU:
    “Asa Rabbüna en-yübdilenâ hayran minhâ inna ilâ Rabbinâ rağıbûun”

    MA’NASI:
    “Umulur (ümid ederim, ümid ediyorum) ki,Rabbimiz, onun yerine bize
    ondan daha
    hayırlısını (daha iyisini) verir (verecektir). Biz, Rabbimizi arzu
    edenlerdeniz.
    (O’nun rızasını istiyoruz. O’nun hükmüne razıyız. Tek emelimiz
    Allahımızın rızasına
    ermektir).



    BU DUA NAZAR DEĞMESİNE KARŞI OKUNUR

    OKUNUŞU:
    “U’îzükümâ bikelimâtillâhit’tâmmeti min külli şeytânin ve hâmmetin ve
    min
    külli aynin lâmmetin.”

    MA’NASI:
    “(Hasan ve Hüseyin’e (R.A.) hitaben) her ikinizi de bütün
    şeytanların, zehirli
    mahlûkatın ve nazarı isâbet eden kötü gözden (göz değmesinden)
    Allâh’ü
    Teâlâ’nın tam ve yüce kelimelerine (noksansız kelimelerine)
    sığındırırım.”



    BU DUAYI OKUYANA İKİ MİLYON SEVAP VERİLİR

    OKUNUŞU:
    Lâ ilâhe illallâhü vahdehü lâ şerikelehü ehaden sameden lem yelid, ve
    lem yûled ve lem yekün
    lehü küfüven ehad

    MANASI:
    Allah’tan başka hiç bir ilâh (ibadet edilecek) yoktur. O tekdir, eşi
    ortağı yoktur. Birdir, her türlü ihtiyaç için başvurulandır.
    Doğmamış ve doğrulmamıştır. Ve onun hiç bir dengi benzeri yoktur. Ve
    asla olamaz da…



    BU DUAYI SABAH AKŞAM OKUYANA HİÇ BİRŞEY ZARAR VEREMEZ

    OKUNUŞU:
    Bismillâhillezî lâ yedurru maasmihi Şey’ün fil’ardı velâ fissemâi ve
    Hüvessemi’ul Aliym.

    MANASI:
    Yüce Allah’ın ismiyle hareket ederim. O yüce Allah ki, O’nun mübârek
    ismiyle hareket edildiği (O’nun ismi söylendiği)
    vakit, yerde ve gökte hiçbir şey okuyana zarar veremez. O yüce Allah,
    her şeyi en iyi işiten ve en mükemmel bir şekilde bilendir.



    HER ÇEŞİT HASTALIK VE ZARARDAN KORUNMAK İÇİN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    “Bismillâhi yübriyke min külli dâin yeşfiyke ve min şerri hâsidin izâ
    hasede
    ve min şerri külli zî aynin.”

    MA’NASI:
    “Allâh’ın adıyla! Allâh,seni bütün (her türlü) hastalıklardan şifalar
    versin: Hased eden kimsenin
    hasedini açığa vurduğu zaman ki,şerrinden ve gözü değen (keskin
    gözlü) her göz sahibinin (baktığı
    zaman nazar değdiren kimsenin) şerrinden.”



    BU DUA NAZAR İÇİN OKUNUR

    OKUNUŞU:
    “Bismillâhi, erkîgyke, vallâhü yeşfiyke, min külli dâin ye’tîyke, min
    şerrin-neffâsâti
    fil’ukadi, ve min şerri hâsidin izâ hasade.”

    MA’NASI:
    “Allâhü Teâlâ, sana gelen (ârız olan) her türlü hastalıktan,
    düğümlere üfleyenlerin (büyücülerin)
    şerrinden ve hased eden (kıskançlık eden) kimsenin kıskançlık ettiği
    zaman ki şerrinden seni korusun,
    sana şifâlar versin.”



    CEBRAİL (A.S) PEYGAMBERİMİZE OKUDUĞU ŞİFA DUASI

    OKUNUŞU:
    Bismillâhi erkıyke, vallâhü yeşfiyke min külli dâin ye’tiyke min
    şerrin-neffâsâti fil’ukadi ve min şerri
    hasidin iza hasede.

    MANASI:
    Allah’ın ismiyle seni muhafaza ederim. Yüce Allah, sana gelen her
    türlü hastalıktan, düğümleri üfleyenlerin (büyücülerin) şerrinden
    (vereceği zarardan)
    ve hasedcinin hased etmek istediği zaman ki, şerrinden seni korusun
    ve sana şifâ versin.



    HASTAYA OKUNAN DUA

    OKUNUŞU:
    Allâhümme Rabbennâsi, ezhibilbe’se veşfi, en teşşâfî, lâ şifa’e illâ
    şîfâüke şifâ’en lâ yükâdiru sekamen.

    MANASI:Allâh’ım! Ey bütün insanların Rabbi olan Rabbim! Bu hastalığı
    (bu hastanın ızdırabını) gider. Ve ona şifâ ver. Çünkü şifâ veren
    ancak sensin senin vereceğin şifâdan başka şifâ
    yoktur. (senden başka kimse şifâ veremez.) (Allâh’ım!) öyle bir şifâ
    ver ki, hiçbir hastalık bırakmasın.



    SOKAĞA ÇIKARKEN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Lâ ilâhe illallâhü Vahdehû lâ şerikeleh, lehül’mülkü ve lehülhamdü
    Yuhyî ve yûmîtü ve hüve Hayyün lâ
    yemûtü bi’yedihil-hayrü ve hüve âlâ külli şey’in kadir.

    MANASI:
    Allah’dan başka ilâh yoktur. O, birdir; eşi ortağı yoktur. Mülk
    O’nundur. Hamd O’na mahsustur.
    Öldüren de, dirilten de o’dur. O, ölmeyen bir diridir. Bütün hayırlar
    onun kudret elindedir. O her şeye kâdir’dir. Gücü hereşeye yeter.



    EVE GİRERKEN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Allahümme inni es’elüke hayrel-mevleci ve hayrel-mahraci, bismillâhi
    velecnâ ve bismillâhi haracnâ
    ve alellâhi, Rabbena tevekkelnâ.

    MANASI:
    Allah’ım! (Evime) her giriş ve çıkışımda senden hayır ve iyilik
    dilerim. Hayırlı bir şekilde girmeyi ve hayırlı
    bir şekilde çıkmayı istiyorum. Allah’ım, senin mübarek adını anarak
    (evimizden) çıktık. Rabbimiz Allah’a tevekkül ettik, (sana dayanıp
    sana güvendik).



    BU DUAYO OKUYANIN DUASI MUHAKKAK KABUL OLUR

    OKUNUŞU:
    Lâ ilâhe illallâhü vahdehü lâ şerikeleh, lehül-mûlkü velehül-hamdü ve
    hûve alâ külli şey’in kadir.
    Elhamdü lillâhi ve Subhanallâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü Ekber.
    Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil Aliyyil-aziym.

    Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.):
    “Her kim bu kelimelerle duâ eder de günahlarının bağışlanmasını diler
    veya dünya ve âhireti ile ilgili bir duâ ederse duâsı kabul olur ve
    istediği
    verilir” buyurmuştur.



    NAZARA GÖZ DEĞMESİNE KARŞI OKUNAN AYET

    OKUNUŞU:
    “Vein yekâdüllezîyne keferû le’yüzlikûneke bi’ebsârihim lemmâ
    semi’uzzikra
    ve’yekûlûne innehû le’mecnûn. Ve mâ hüve illâ zikrul’ lil’âlemîyn.”

    MA’NASI:
    “Ey Resûlüm! Doğrusu inkâr eden o kâfirler, Kur’ânı işittikleri
    zaman, (sana olan
    düşmanlıklarından dolayı az kaldı ki, (çıkası) gözleriyle seni
    devireceklerdi. Hâlâ
    da senin için, o bir mecnundur.” diyorlar. Oysa Kur’ân, bütün âlemler
    (evren) için
    ancak bir öğüddür.”



    GEÇİM DARLIĞI GEÇİM SIKINTISI ÇEKENİN OKUYACAĞI DUA

    OKUNUŞU:
    “Bismillâhi alâ nefsi ve mâlî ve dînî. Allahümme radinî bi-kadâike ve
    bârik-li
    fi-mâ kuddirali hattâ lâ ühibbe ta’cile-mâ ahharte ve-lâ te’hira-mâ
    accelte.”

    MA’NASI:
    “Allah’ın ismi hürmetine nefsim, malım ve dinim için yardım
    istiyorum. Allah’ım! Beni senin
    hükmüne razı kıl. Ve benim için takdir olunan da bereket ihsan eyle
    ki, ben senin te’hir
    ettiğin şeyin acele gelmesini, acele olarak gönderdiğin şeyin de
    te’hirini sevmiş olmayayım.”



    ALLAH’IN (C.C.) SEVDİĞİ İKİ KELİME

    OKUNUŞU:
    Subhanallâhi, velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illâllahü, vallahü ekber.

    Ebû Hureyre’nin rivayet ettiğine göre, Resûlü Ekrem: Ebû Hureyre’ye
    “Ne dikiyorsun yâ Ebû Hureyre!” buyurmuş. Ebû Hureyre:
    “Fşdan dikiyorum. Yâ Resûlullah!” diye cevap vermiş. Resûlullah
    (S.A.V)
    “Ben sana bundan daha iyi dikilecek bir şey söyleyeyim mi?
    Subhanallâhi, velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illâllahü, vallahü ekber.
    dersin.
    Bunların her birine karşılık cennette senin için bir ağaç dikilir.


    ABDEST BİTİNCE OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Eşhedü en lâ ilahe illallâhü vahdehü lâ şerikeleh, ve eşhedü enne
    Muhammeden abdühü
    ve Resüluh.
    Allahümmec’alnî minettevvâbiyn. Vec’alnî minel’mutetahhiriyn.

    MANASI:
    Şehâdet (şahitlik) ederim ki, Allahü Teâlâ’dan başka ilâh (ibadet
    edilecek mabud) yoktur, yalnız
    o vardır. O’nun ortağı yoktur. Yine şahitlik (şehadet) ederim ki,
    Hz.Muhammed O’nun kulu ve Peygamberidir.
    Allahım! Beni çok çok tevbe eden kullarından eyle. Beni tertemiz
    arınmış pâk kullarından eyle.



    BİRÇOK DERDE DEVA OLAN DUA

    OKUNUŞU:
    Allahümme innî eûzü bike minelhemmi, vel hazeni ve eûzü bike
    minel’aczi velkeseli, ve eûzü
    bike minelcübni, velbuhli ve eûzü bike min galebetiddeyni ve kahrir
    ricali.

    MA’NASI:
    Ey Allah’ım! Elem ve kederden, şaşkınlıktan sana sığınırım.
    Âcizlikten, tembellikten, bıkkınlıktan
    da sana sığınırım. Korkaklık ve cimrilikten de sana sığınırım.
    Allah’ım, borç altında ezilmekten,
    adamların kahrından (insanların nefsimi kullanmasından) ve onlara
    mağlup olmaktan da sana sığınırım).



    EVİNDEN ÇIKARKEN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Bismillah. tevekkeltü alallâh, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh.

    MANASI:
    Allah’ın ismiyle (Allah’ın ismini söyleyerek) evimden çıkıyorum.
    Bütün işlerimde Allah’a
    dayandım. (o’na dayanıyor, o’na güveniyorum) Güç ve kuvvet ancak ve
    ancak Allah’ın yardımıyla olur
    Bu duayı evinden çıkarken okuyan kimseye melekler tarafından şöyle
    denir:
    Yükâlü lehü: Hüdiytü veküfiyte ve vukıyte=Hidayete erdirildin,
    yeterli yardıma ulaştırıldın, tüm hacetlerin
    dileklerin yerine getirildi, muhafaza olundun (korundun)



    ÇARŞI PAZARA GİRERKEN OKUNACAK DUA

    OKUNUŞU:
    Bismillâhi, Allâhümme innî es’elüke min hayri hâzihis-sûki ve hayri
    mâ fihâ ve eûzü bike min şerrihâ ve şerri mâfihâ!
    Allahümme innî e’üzü bike en üsîybe fihâ yemînen fâcireten, ev
    sakfeten hâsireten.

    MANASI:
    Allah’ım! Mübarek ism-i şerifin bereketiyle, bana yardım et.
    Allah’ım! Bu çarşının ve bu çarşıda bulunanların hayırlısını (iyi
    taraflarını) senden istiyorum. Allah’ım,
    bu çarşının, bu çarşıda bulunanların kötülük (şer) lerinden sana
    sığınıyorum. Allah’ım! Burada yalan yere yemin ile karşılaşmaktan ve
    zararlı alışverişten sana sığınırım.



    TOPLU MECLİSLERDE OKUNACAK YEMEK DUASI

    OKUNUŞU:
    Eûzu billâhi mineşşeytanirracim Bismillâhir-Rahmanir-Rahim.
    “Elhamdü lillahillezî et’amenâ ve sekânâ ve cealenâ minel-müslimiyn.”
    nimet-i celîlullâh, bereket-i Halîlullâh, Şefâat yâ Resûlallâh.
    Allahümme innâ nes’elüke temâmen-nimeh, ve devâmel-âfiyeh ve husnel
    hâtimeh, Lillâhil-fatihah.

    MANASI:
    “Bizi yedirip içiren, bizi müslüman yapan Allâhu Teâlâ’ya hamdolsun.
    Allâh celle celâlühûnun nîmetlerini, İbrâhim Hâlil bereketini
    Resûlullâh’ın şefâatını
    dileriz, lûtfeyle Yarabbi!
    Ey Allâh’ım! Nîmetlerinin tamamını senden isteriz, senden devamlı
    âfiyet son nefesimizde hüsnü hâtime (imân ile bu dünyadan göçmek)
    isteriz. Bütün yapılan ve yapılacak
    hamd-ü senâ Allâhü Teâlâ’ya mahsustur. Onun için Cenâb-ı Hakkın
    rızası için

    SEYYİDÜ’L-İSTİĞFAR DUASI


    SEYYİDÜ’L-İSTİĞFAR DUASI 
    Şeddâd İbni Evs (r.a.)’den rivayet edildiğine göre 
    Resûlullah (s.a.s.), Seyyidu’l-istiğfarın; “duaların efendisi, 
    istiğfârın en üstünü” olduğunu; bu itibarla, her kim bu duayı, sevabına ve faziletine bütün kalbiyle inanarak gündüz 
    okur da o gün akşam olmadan ölürse cennetlik olacağı-
    nı, yine her kim, sevabına ve faziletine gönülden inanarak 
    gece okur da sabah olmadan ölürse yine cennetlik olacağı-
    nı ifade buyurmuşlardır.
    Şüphesiz bu duayı okumaktan maksat, kulun Rabbine 
    olan bağlılığını, sadâkatini göstermesi, Yüce Allah’ın verdiği maddî ve manevî nimetlerin şükrünü edâ etmesi, her 
    türlü günah ve kötülüklerden kendisini uzaklaştırmasıdır. 
    Kul bu duayı sabah-akşam her okudukça kendi kendini 
    sorgulayacak, bir daha işlememek üzere günahlarından 
    tevbe edecek, ihmal ettiği görev ve sorumluluklarını yerine getirebilmek için gayret gösterecektir. İşte sabah-akşam

    ‘Seyyidu’l-istiğfar’ı okuyanların cennete gideceklerinin 
    müjdelenmesinin hikmeti de budur. Peygamber Efendimizin, (gereğini yerine getirerek)  okuyanları cennetle 
    müjdeledikleri seyyidiü’l-istiğfar duası şudur:
    َى عْهِد َك
    ٰ
    َن َ ا عل
    َ
    َن َ ا ع ْب ُد َك َ  وأ
    َ
    َ ْق َت ۪ن َى وأ
    ْن َت َ  خل
    َ
     أ
    َ
    ّل
    ِ
    َه إ
    ٰ
    ل
    ِ
    َل إ
    ْن َت َ  رّ۪بى 
    َ
    ُهّمَ أ
    ٰ
    ّ
    لل
    َ
    ا
     بِن ْع َم ِت َك
    َ َك ِ
    ُب ُوء ل
    َ
    َ  م َ ا صَن ْع ُت  أ
    ِ
     ب َك ِ  م ْن َ  شّر
    ُع ُوذ ِ
    َ
    َوَو ْع ِد َك َ  م ْ ا اسَت َط ْع ُت أ
    ْن َت
    َ
     أ
    َ
    ّل
    ِ
    ُن َ وب إ
    ُ
     الذ
     ل َ  يْغ ِفُر ّ
    ُه َ
    ّنَ
    ِ
     بَذ ْن ۪ب َى ف ْ اغ ِفْر ۪ ل َى  فإ
    َ َك ِ
    ُب ُوء ل
    َ
    َ َ  وأ
    ّ
    َي
    َعل

    Okunuşu: 

    “Allâhümme ente Rabbî, lâ ilâhe illâ ente 
    halaktenî ve ene ‘abdüke ve ene  alâ  ahdike ve va‘dike 
    m’esteta’tü.
    Eûzü bike min şerri mâ sana‘tü, ebûü leke bi-ni‘metike 
    ‘aleyye ve ebûü leke bi-zenbî, fağfir lî fe-innehû lâ 
    yağfirüzzünûbe illâ ente.”

    Anlamı: 

    “Allah’ım! Sen benim Rabbimsin! Beni sen yarattın. 
    Ben senin kulunum; gücüm yettiğince ezelde sana verdiğim sözümde ve vaadimde durmaktayım.
    Yaptığım kötülüklerin ve işlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım. 
    Bana lütfettiğin, üzerimdeki nimetlerini yüce huzurunda minnetle anıp, itiraf ederim. Aynı şekilde günahı-mı da itiraf ederim. 
    Beni bağışla; çünkü senden başka hiçbir 
    kimse günahları affedip bağışlayamaz.” 

    (Buhârî, De’avât, 2, 15; Ebû 
    Davud, Edep, 101; Tirmizî, De’avât, 15;  Nesâî, İstiâze, 57; İbn Mâce, Dua,14 )

    BESMELESİZ YAŞAMAYIN HER İŞE BESMELEYLE BAŞLAYALIM


    Eüzü Billahi Mineş Şeytanırracim Bismillahir Rahmanır Rahim

    Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. 

    Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir. 

    Besmelenin fazileti 

    İlk yazılan, Besmeledir. Âdem aleyhisselama ilk gelen, Besmeledir. Müminler, Besmele yardımı ile, Sırattan geçer. Cennet davetiyesinin imzası Besmeledir. Peygamber efendimiz, (Hoca çocuğa, Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ, çocuğun ve anasının ve babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır) buyurdu. 

    Euzü okumak, (Euzü billâhi mineş-şeytânirracîm); besmele okumak ise, (Bismillâhirrahmânirrahîm) demektir.Her hayırlı işe Besmeleyle başlamalıdır. Hadis-i şerifte, (Kur’an-ı kerime saygı göstermek, Euzü okuyarak başlamakla olur ve Kur’an-ı kerimin anahtarı, Besmeledir) buyuruldu. Sure okurken, Euzü Besmele okunur. Âyet-i kerime okurken, âlimlerin çoğuna göre, yalnız Euzü okunur. Sure veya âyet okumaya başlarken Euzü okumak vacip, Fatiha okumaya başlarken Besmele okumak da vaciptir. Diğer surelere başlarken Besmele okumak sünnettir. 

    Namazda, Sübhaneke okuduktan sonra Euzü Besmele okumak sünnettir. Allahü teâlâ, (Kur’an-ı kerim okuyacağın zaman E’uzü… söyle) buyuruyor. (Nahl 98)

    Kesin haram olduğu bilinen bir şeyi mesela şarap içerken veya domuz eti yerken Besmele çekmek küfürdür.

    İyi işlere Besmele ile başlamalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    Besmele ile başlanmayan her önemli iş noksan kalır.[Beyheki]

    Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan, “Bu eve girmeme imkan yok” der, dönüp gider. [Tibyan]

    Amel defterinde 700 Besmele bulunanı Allahü teâlâ Cehennemden çıkarır.) [Tergibussalat]

    Besmele ile yazı yazanın haceti kolaylaşır, Allahü teâlâ da razı olur. [Deylemi]

    Besmele ile işe başlayanın günahları af olur.) [İ. Rafii] 

    Yemeğe Besmele ile başlayıp, sonunda Elhamdülillah diyenin, daha sofra kalkmadan günahları af olur.[Taberani]

    Besmele ile yenen yemek bereketli olur.[İbni Mace]

    Sıkıntıya düşen, “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, her türlü sıkıntıdan kurtulur.) [Deylemi]

    * Besmele yazılı bir kağıdı, yerden kaldıran sıddıklardan yazılır. [Tergibussalat]

    * Besmelesiz koku sürünen, şeytanlara da koku sürmüş olur. [İbni Sünni]

    * Şeytandan korunmak için, yemeğe Besmele ile başlamalıdır.[Taberani]

    * Su içerken Besmele çek, bitince de, Elhamdülillah de ve üç nefeste içilir[İbni Sünni]

    * Bin kere Besmele okuyanın dört bin büyük günahı af olur.[Tergibussalat]

    * Helaya girerken çekilen Besmele, cinlere perde olur, avret yerlerini göremezler. [T. Salat]

    * Yemeğe başlarken, Allahü teâlânın adını anın, yani Besmele çekin! Başında Besmele çekmeyi unutan, hatırladığı zaman, “Bismillahi alâ evvelihi ve ahirihi” desin! [Ebu Davud, Tirmizi, Hâkim]

    Besmele ile başlanılan iş bitince de, (Elhamdülillah) demeli, yani Allahü teâlâya şükretmelidir! 

    İbrahim suresinin, (Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım) mealindeki 7.âyet-i kerimesi ile (Az-çok bir nimete kavuşan “Elhamdülillah” derse, Allahü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir) ve (Yiyip içtikten sonra “Elhamdülillah” diyenden Allahü teâlâ razı olur) hadis-i şerifleri, nimete şükredince, hem eldeki nimetin yok olmaktan kurtulacağını, hem de yeni nimetlerin ele geçmesine sebep olacağını bildir* Besmele kurşun üstüne 3 defa yazılıp balık avlamak için kullanılırsa balık avı bereketli olur. 

    * Besmele mavi bir parça üzerine yazılıp bir ucunu yakarak cin zulmune uğramış kişiye koklatılırsa cinni konuşturulur. 

    * Besmele sığabildiği kadar bir kaba yazılıp, içine su doldurup saralı bir kişinin üzerine dökülürse onun şeytanı yakılmış olur. 

    * Besmeleyi kapısının üzerine yazan kişi helaktan emin olur.

    * Besmeleyi 600 defa bir kağıda yazıp üzerinde taşıyan kişi; insanlar arasında heybetli olur, hürmet görür. 

    * Besmeleyi 625 defa bir kağıda yazıp taşıyan kişiye kimse kötülük yapamaz, zarar veremez. (T.Gafilin)


    Besmele Kur’ân’da 114 defa nâzil olan bir âyettir. Bu âyette Allah üç ismiyle zikredilir. Müslümanlar bu âyeti dillerinden düşürmezler ve böylece her hayırlı işte Allah’ın adını anarak Allah’ın kudretine, inayetine ve merhametine sığınırlar. Mânâsı, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla demektir. 

    ŞEYTANI AĞLATAN SECDE AYETİ


    Bismillahirrahmanirrahim,

    Bizim ayetlerimizi ancak o kimseler inanirlar ki,bu ayetlere
    kendilerine ögüt verildiginde, büyüklük taslamadan secdeye kapanirlar ve Rablerini 
    hamd ile tesbih ederler. (secde süresi: 15)

    Bu ayet secde ayetidir. Bu konuda Ebu Hüreyre (R.A)’in rivayet ettigi bir hadis-i serifin
    meali söyledir:

    ”Insan oglu secde ayetini okuyup secde ettigi zaman,
    seytan aglayarak cekilir ve:

    <<”Eyvahlar olsun!Ademoglu secde ile emrolundu, secde etti ve Cenneti kazandi: ben ise secde ile emredilince direndim ve sonum ates oldu>> der.

    Allah bizleri ölünceye kadar secdeden ayirmasin.
    amin amin amin

    Kuranı Kerimde 14 secde ayeti geçiyor.

    1. 7 Araf 206


    2. 13 Rad 15


    3. 16 Nahl 49


    4. 17 İsra 107


    5. 19 Meryem 58


    6. 22 Hacc 18


    7. 25 Furkan 60


    8. 27 Neml 25


    9. 32 Secde 15


    10. 38 Sad 24


    11. 41 Fussilet 37


    12. 53 Necm 62


    13. 84 İnşikak 21


    14. 96 Alak 19




    Secde Ayeti Okununca Yapılacak Duâ

    Secde Ayeti Okununca Yapılacak Duâ dualar


    Bilindiği üzere Kur’ân-ı Kerîm’in (ondört) yerinde secde ayeti vardır. Kur’an okuyan kimse bu ayetlere rastgelince dikkat çeker, secde ayetini okuyunca hemen duraklar. Kalkar, ellerini yanına salıverilmiş halde tekbir alır, namaz secdesi gibi secdeye iner. Secdede üç defa “Sübhâne Rabbiye’l-alâ” der, yahut: “Sübhâne Rabbinâ in kâne vâdü Rabbinâ lemef’ûla.” der. Sonra yine tekbir alarak başını kaldırır, böylece secde ayetini okuması sebebiyle yüklendiği secde mükellefiyetini yerine getirmiş olur. 


    Secdeden kalkınca: 

    “Gufrâneke Rabbenâ ve ileyke’l-masîr.” ayeti (dua makamında) okunur. 

    Şayet, ayet okunduğu, yahut dinlendiği halde, o anda secde yapılamayıp sonraya tehir edilecekse, bu defa sadece şu duâ okunur. 

    “Semi’nâ ve etâ’nâ, gufrâneke Rabbenâ ve ileyke’l-masîr.”

    SEVDAMIN ŞEHRİ İZMİR


    Sevdamın Şehri

    Her ayrılığın ardından yağar mı yağmurlar,

    Bak gidiyorum…
    Öyle bir yağıyor ki ağlar gibi ayrılıklara…
    Ayrılıyoruz İzmir gidiyorum.
    Soğuk bir otobüs camının ardından kalanları seyredeceğim birazdan.
    Şimdi burda olmamalıydım gitmemeliydim bitmemeliydi.
    Serseri gibi yürümeliydim sokak aralarında.
    Gözyaşlarımı yağmurla saklamalıydım.
    Yorulunca ıslak bir kaldırımda kalmalıydım..
    Şimdi olmamalıydı bu ayrılık.
    İzmirim… Sevdamın, kavgamın şehri
    Burada bitiyor işte her şey…
    Giderken el sallayacağım sana
    Sende tüm mahsunluğunla bakarsın bilirim bana.
    Sen benim çocukluğum, gençliğim, ideallerim, en saf yanım…
    ” Gitme! ” der gibisin.
    Yarın sabah yağmur sonrası toprak kokar sokakların.
    İnsanların dolar caddelerine.
    Güneş vurur ıslak çimlerin üstüne pırıl pırıl…
    Yeni birileri gelir yeni umutlarla.
    Sevgililer el ele geçerler sokaklarından.
    Uzaklarda aklıma gelince kıskanırım onları.
    Belki ağlarım yokluğunu hisseder de acırsa içim.
    Küçücük bir kızdım sokaklarında koşa oynaya büyüdüm.
    Tüm acılarımı en mutlu anlarımı gördün.
    En büyük aşkıma tek şahit sensin.
    Her şeyi sana bırakıyorum işte.
    Kalbim yeter bana senden kalanlarla.
    Hiç bilmediğim bir şehirde uyanınca duvarlar insanlar sesler yabancıyken…
    Daha çok özleyeceğim seni.
    Bir şarkı mırıldanıyorum içimden ağlamamak için.
    Gözlerim yanıyor.
    Hangi ayrılık vardır ki canı yanmaz insanın.
    Canım yana yana gidiyorum.
    Soğuk yağmurlu bir aralık gecesi.
    Şimdi ayrılık vakti.
    Soğuk puslu bir otobüs camının ardından bakıyorum sana…
    İzmirim, sevdamın şehri…
    İyi bak kendine!
    İTHAF

    Küçüğüm, sen şimdi onsekizindesin
    Güzelliğin gün günden dillere destan
    Hatırımda herbiri seninle canlanan
    İzmir’ in günlerinde gecelerindesin
    Sönmüş yanardağlar, kaleler eteğinde
    Yüzyıllardır uyuyan şu bizim İzmir
    O aşık kadınları, levent erkekleri nerde?
    Sahiden yaşayıp göçtüler mi kimbilir?
    Balkonlara, yalılara dalar düşünürüm
    O günler uzaklaşan yelkenlerin peşi sıra
    Akan bulutlar gibi geçmiş: ne iz, ne hatıra!
    Sır şimdi bunca güzel hayat, güzel ölüm!
    Sır şimdi gözyaşları, saadet dilekleri
    Bize gelen yüzyılların hikayesi sır
    Eski İzmir diye ne varsa şunun bunun bildiği
    Yaşlıların kırık dökük anlattığıdır
    Aşkı şehirler yaratır, şehirler yaşatır
    Ben gönlümce yaşadım, gönlümce sevdim
    Bilirim saadetim, yalnızlığım bundandır
    Seni bulduğum, kaybettiğim günden bilirim.
    Aşklarının tarihi bir şehrin tarihidir diyorum
    Gün gelir aşklariyle anılır şehirler anılırsa
    Niyetim sevdalı sözler etmek de olmasa
    İzmir için ne yazarsam sana adıyorum
    Küçüğüm, sen şimdi onsekizindesin
    Güzelliğin gün günden dillere destan
    Hatırımda herbiri seninle canlanan
    İzmir’ in günlerinde gecelerindesin
    Sönmüş yanardağlar, kaleler eteğinde
    Yüzyıllardır uyuyan şu bizim İzmir
    O aşık kadınları, levent erkekleri nerde?
    Sahiden yaşayıp göçtüler mi kimbilir?
    Balkonlara, yalılara dalar düşünürüm
    O günler uzaklaşan yelkenlerin peşi sıra
    Akan bulutlar gibi geçmiş: ne iz, ne hatıra!
    Sır şimdi bunca güzel hayat, güzel ölüm!
    Sır şimdi gözyaşları, saadet dilekleri
    Bize gelen yüzyılların hikayesi sır
    Eski İzmir diye ne varsa şunun bunun bildiği
    Yaşlıların kırık dökük anlattığıdır
    Aşkı şehirler yaratır, şehirler yaşatır
    Ben gönlümce yaşadım, gönlümce sevdim
    Bilirim saadetim, yalnızlığım bundandır
    Seni bulduğum, kaybettiğim günden bilirim.
    Aşklarının tarihi bir şehrin tarihidir diyorum
    Gün gelir aşklariyle anılır şehirler anılırsa
    Niyetim sevdalı sözler etmek de olmasa
    İzmir için ne yazarsam sana adıyor

    ” İzmir’ in.. kavakları, dökülür.. yaprakları…”
    Sensiz.. yürünmüyor.. İzmir’ in sokakları..
    Yerlerde sürünüyor asmaların mor dalları..
    Gel artık… bekletme, ”Yar Fidan Boylum ”

    Sen yoksun diye dertli akar bütün suları..
    Senin boyunda.. şimdi buğday başakları..
    ” Bize de derler, İzmir ‘ in… Güzel İnsanları ”
    Duy da gelme gene… ” Yar Fidan Boylum ”

    Yiğit, ” Kamalı da.. Zeybek…. vurulmuş… ”
    ” Çakıcıya sözüm yok Yar Fidan Boylum ”
    Yalan bilmez, bizim.. yiğitlerin dudakları.
    Şanlıdır Ege toprağı ” Yar Fidan Boylum ”

    Dut ağacım, ütopyam, menekşe kokulum.
    Çürümeye başladı sensiz.. üzüm çotakları..
    Bize de derler zeybek, afilli mert delikanlı
    Duy da gelme gene.. ” Yar Fidan Boylum ”

    Ömrümün baharı, gönlümün deli rüzgarı..
    Dizdim.. imgeleri, açtım… mavi bayrakları..
    Gelmezsen, bilki.. yıkarız.. gari konakları..
    Gel artık, üzme yeter… ” Yar Fidan Boylum ”

    NECATİ CUMALI

    YORGUN KALBİMİN SANA İHTİYACI VAR SEVDİĞİM


    Bunca yorgunluğun üstüne biraz durup dinlenmek istiyor kalbim. 
    Bir omuza yaslayıp başımı, azıcık soluklanmak, 
    hatta bir ömür boyunca güçlü görünmek adına tuttuğum gözyaşlarımı kollarında serbest bırakmak.
    Kalbimin Sana İhtiyacı Var Sevdiğim!

    Kalbimin Sana İhtiyacı Var Sevdiğim!

         İstediklerim aslında o kadar basit ki, belki de bana öyle geliyor. Yaşadığım sıkıntıları üstüne atmak değil derdim. Tam da tersi, bütün hepsini unutmak için sana koşmak istiyorum. Yangın yerine dönen şu kalbimi, aşkınla söndürmem gerek.

         Öyle uykusuzum ki gecelerdir, bilemezsin. Sensizliğin parçalayan ağırlığından olsa gerek, sürekli uyandığım huzursuz uykulardan, bedenim yorgun düşüyor. Sen gelsen, kafamı koyar koymaz dalıp gideceğim mutlu bir gecenin özlemini çekiyorum.
         Gittiğin her yerde izini sürerek, senin için delice, acınası bir hasretle ardından koşarak, hep bekleyerek, hep özleyerek geçiyor vakit. Ellerimizden kayıp giden şu zamanın geri dönüşü de yok üstelik, bundandır kavuşma telaşım.
          Hayatımı şöyle bir gözden geçiriyorum, ne kadar çok ertelediğim umut var. Seni ertelenmişler listesine koymak istemiyorum. Ne varsa yaşanılacak, tadını çıkarsak! Bir filmi izleyip gülsek mesela, patlamış mısır kokusu eşliğinde. Aşkı kıskıvrak yakaladığımız geceleri çoğaltıp, kendimizi sıyırsak bu dünyanın tüm gürültüsünden, olmaz mı?
           Bazen aklının içine girmek istiyorum. Ne düşündüğünü bilmek, yüreğinin içine sızarak, ne hissettiğini anlamak ve ne öğrendiysem bugüne kadar, hepsini unutarak, seninle yeniden başlamak ihtiyacındayım.
           Aklım, ruhum sende takılı kalmışken, gündelik hayata uyum sağlamak da zor aslında. Dostların kahve sohbetleri, bir film karesi, el ele yürüyen bir çift, gördüğüm her ne varsa, kaçışlarıma daha çok itiyor beni.
           Gün olur da usanırsa kalbim, bu uzun ve hiç bitmeyecek bekleyişlerden diye korkuyorum. Senden ayrılmak dert değil, kapatırız bir gece yarısı telefonları, kendimizi bitiririz birbirimizde. Sonra ne olur? Aklım ayrılığı kabullense de, başka bir ten tenime değdiğinde, yüreğim yine ihanet sayar bir yabancının gözlerime bakan gözlerini. Sana ait olmaktan vazgeçmem için, kalbimin bunu kabullenmesi gerekir, yoksa mantığım bitti diye çığlık atsın, ne fayda? Senin adını söylersem sevişirken, gittiğim yerde bir kitap görür ve seni aramak istersem ya da en sevdiğim şarkı çaldığında aklıma yine sen gelirsen, gerçekten senden ayrılmış sayılır mıyım?
             Sevdiğim, serin bir yaz gecesinin ortasında gelsen, hiç haberim olmadan, ansızın çalsan kapıyı, karşımda seni görünce gözlerim ışıldasa, sessiz bir çığlık atsam içimden, dakikalar boyunca sarılıp kalsak o kapının önünde. Balkonda bir güzel masa kursam, yanına da bir küçük duble koysam hasrete yakışır diye; sonra sen anlatsan yokluğunda neler yaptığını, ben gözlerinin içinde kaybolarak dinlesem. Ellerimiz kenetlense birbirine, hatta vücudumuz, sabaha kadar sarmaş dolaş uyusak yalnız rüyalara inat. Sen artık gelsen sevgili çünkü bu kalbin sana ihtiyacı var…

    TÜM IŞIKLARINI SÖNDÜRDÜM GÖZLERİMDEKİ ŞEHRİN



    …tüm ışıklarını söndürdüm gözlerimde şehrin!

    Siyahını çekmiştim üç-beş nöbetlerinin karşı kıyıya, hemen hemen her gece yaparım bunu. Günü teslim ettikçe düne, pembeleri solar çocukluğumun. Dibinde kırılganlıklarıyla birikir, yalnızlığımın cam askerleri.

    Asılı kalır gözlerim yıldızlara… kaydıkça bilirim ki, izinde yaldızlanıp dağılır bir çaresizin daha sessiz harfleri.

    Büyüdükçe, beyaz düşler bıraktı içimdeki çocuk. Açıldıkça saçlarının örgüsü, kör düğüm oldu heveslerim. Tüm inandıklarım soluksuz!

    Kalpten yağmur damlaları ve isminle gökkuşağını çizmiştim beyaz kağıtlara! Toprağa düştükçe ıslak renkleri, şiirler açardı yüreğimin arka bahçesinde…. rengarenk olurdu yaşam.

    Oysa şimdi !

    Katili oldum papatyaların. Her yaprağında ayrılığın kan izleri kirletti mavi düş tarlamı. Sular çekildi gözlerimden. Sere serpe ölü çiçekler.

    Teninin ateşine daldırıp kirpiklerimi, resmini çizerdim kızıl dokunuşlarının. Sen mi yanardın bende, yoksa ben mi kül olurdum teninde bilmiyorum. Renkleri yoktu bedenlerin, duvardaki sevişmelerde.

    Öğrendim ki, renk körüymüş aşk!

    ne hayalleri beyaz,
    düşleri pembe..
    ne umutları mavi,
    huzuru yeşil!
    arzuları da kırmızı değilmiş ki!
    beyazda başlayıp siyahta bitermiş aşk…
    belki de bu yüzdendir,
    anılardaki fotoğrafların çabuk solması…

    Babamın kucağında oturduğum zamanlar ne olduğunu bilmediğim her şeye – “baba mu ne? mu ne? mu? mu? …” ve hangi rengi sorarlarsa sorsunlar, hepsine – “layvicert” derdim. layvicert saçlı kız, layvicert ayakkabı, layvicert elma şekeri… tadını aldıkça kızardı dilim, ayaklarım tozlandı, layvicert saçlarını boyadım bebeklerimin banyo dolabındaki çamaşır suyuyla ve… bakıyorum da bilmediğim ne kadar az şey kalmış yaşanmışlıklarda.

    Renkler, bana bakın! büyüyorum siz iç içe girdikçe… alacanızda yine de tutunuyorum hayata.

    Sezen’in sarı odalarında hüzün şarkılarını yakıyorum mum diplerinde… seni düşünüyorum, yine özledim!… yine, yine, yine!

    Sen ki sakıncalı sevdam, sen ki yasaklım. Büyümemin en ağır cezasısın belki de,… razıyım. Sus!
    Çocuk ol yanımda, çığlıklarım zaten senden de, benden de büyük. Haykırmayacağım adını. Dokuz boğum yutkunarak koklamalıyım tenindeki yasak çiçekleri ve uyumalıyım.

    …uyumalıyım da,
    Kaçıncı uykusuzluğumdayım, bilmiyorum!

    Karanlık, eflatun şalını çıkarmaya başladı el ele dolaştığımız sahilde. Ardın sıra kırılan ışıkları topladı ellerim gümüş tepsiye. Yaldız yaldız yalnızlık, yıldız yıldızdı gece… ve bittim.

    Siyahla beyazın farkı olmadığı saatlerde, kırmızı kostümünü çıkarıp aşkın, efkarımı tütsülemek için yaktım karanlığı. Eski bir tangonun ritmiyle, dört duvarın dipsiz köşelerinde ağını örüyorum yalnızlığın… An ile anılar arasında, her defasında, bir öncekini unutup başka sözler yazıyorum bu müziklere…. aşk şarkılarım, şiirlerim ve suskun hayalin kaldı bende.
    Mülteci kampındaki ölümle özgürlük arası çizgide sıkışandan farkım yok aslında. Çizgiyi geçerse ölüm, geçersem sensizlik… kalırsa işkence, kalırsam da sensizlik. İkisi de ölüm be… yokluğun ölüm.

    …uzak ülkelerde olmak isterdim şimdi, hiç bilmediğim insanlar arasında, avazım çıktığı kadar bağırmak seni sevdiğimi… kimsenin anlamadığı dilde. Sonra hırsız bir rüzgar yürütmeli sesimi, sabaha karşı pencerenden içeri bırakmalı… unuttuğun ninnileri mırıldanmalıyım sana güneşin sızlayan ışığında. Bugün göğsümde uyanır mısın? saçlarımdan toplar mısın yıldızları ?
    Ne çok şey sığdırdım ismine. Ne çok sevda, özlem ve onca kavga. Her şey sensin aslında. Ah bu şehir, bu sahil… her parmağının dokunuşu dipsiz kuyular açar da atar beni maviye. Saçlarımın dalgasında havalanır beyaz kelebekler. Tut, tut ki bahar sende kalsın, ben sende.

    Sabaha çıkıyorum düşlerin yorgun renkleriyle. Yine yarım kalmış şiirler var yarına, yine sen dolu yaprakları dökecek zaman. Birikeceksin bende.

    Karanlık gibi sarsam seni. Serilsem, sarılsam, sevişsem dizelerle, öyle bir şiir yazsam ki, hani o herkesin yazıp da yetmediği seni seviyorum’lar var ya, o bile şaşırsın. O kadar çok kullandık ki aslında, ondan mı yetmiyor sanki?

    Kirpik altındaki kimsesiz sahillere bırakıyorum yaşlarımı. Esen onca mavisin bende, onca umut. Ah! bir de çıkmaza gitmese yollar. Hani akan suların toplansa coğrafyamın bakir kuyularında… konuşamıyorum!

    Yorgunum!

    Tüm sesleri kesildi, sesini kulağımda hissettiğimde.
    Bak! bir geldin arapsaçına döndü düşlerim. Ben alışkın değilim ki -seni seviyorum- diyen adamların gerçekliğine! Sen gerçeğimsin! belki de burada yanıltıyor beni aşk.

    Hafıza kaydımda ne varsa sildim, kim varsa zaten kendini sildi gittiğinde. Şimdi kaydını tutuyorum öpüşlerinin ve fısıldadığın şiirlerin. Söndürdün şehrin tüm ışıklarını, göz kapaklarımda! …İşte şimdi yanımdasın. Bak, çekilirken gece, portakal çiçekleri koktu güneş. Duyuyor musun?

    Renklerim, düşlerim yorgun
    Beyazdan çaldım gecemi
    Söylesene, senin ismin ne renkti?..
    tüm ışıklarını söndürdüm gözlerimde şehrin!

    NASIL BECEREMEDİK BU İŞİ BİLEMİYORUM


    Ben galiba gidiyorum sevgili, içimde bir garip hüzün var. Sanki ne yapsam olmuyor gibi hissediyorum. Seni severken, üstelik senin de sevdiğine inanırken, nasıl beceremedik bu işi bilemiyorum ama sanırım ben gidiyorum.
    Ellerimin sana dokunmadığı bir dünyada yaşamaktan, yalnız sesini duyarak kısıtlı vakitlerde mutlu olmaya çalışmaktan, bedenini ve aklını yanımda hissedememekten yorgun düştüm. Kurduğum bütün hayaller boşuna, hiçbirini gerçekleştiremiyorum, etrafı sularla çevrili yalnız bir ada gibiyim. Arada bir konan kuşlar da olmazsa, içimde yaşayan bir nefes kalmayacak.
    Sabretmeyi öğrenmiştim ama bu kadarı beni bile aşıyor. Taş olsa çatlardı diyorum. Zor demek ki aşkı gerçekten yaşatmak, ben beceremediysem özür diliyorum. Biliyorum, sevgi anlamaktır ancak sürekli anlayan taraf ben olacaksam, o zaman aşk da sadece bana ait olmaz mı? Bu durumda aşkımı da cebime koyup gitmek gerekiyor, sanırım vakti geldi, gidiyorum.İçimde hiçbir kırgınlık taşımadan, sadece iki kocaman insanın beceriksizliğine kızarak, şu minnacık yüreklerimizi bir arada tutamayışımıza içlenerek zaman zaman, inatçılığımızın sonunda ikimizi de köprüden düşüreceğini söyleyerek üstelik, yoksunluğumu hissetmediğini anladığım için, gitmeye hazırlanıyorum.
    Rüzgarda çarpan kapılar gibi, sürekli kendime çarparak yaşamaktan sıkıldım. Madem bunca yalnızlığa asılı kalıyorum, o zaman senin yaşamında bir yer işgal etmenin de anlamı yok diyorum. Zaten bensizliğe talimli hayatında eksilen ne olabilir ki? Günde bire düşmüş telefon sohbetlerimize bakınca, arkadaşlarımla seninle konuştuğumdan daha fazla diyalog kuruduğumu görüyorum. Nasılsa merak etmezsin, gidişim sende neyi değiştirir ki, kadınca birkaç tavırdan başka?Bugün alış verişe çıktım. Sana da güzel bir tişört aldım. Sonra neden aldığımı sordum kendime, cevabını bulamadım. İnsan, sevdiği kişi için bir şeyler yaptıkça mutlanıyor, işe yarar mı hissediyor acaba?
    Yüreğim öyle yorgun ki tahmin edemezsin. Senden önce de birikmiş vurgunlarım var zaten benim. Daha onları yeni temizlemişken, bir başka acıya tahammül etmemek için gideyim diyorum. Bana da alıştırdın ya sensizliği, ayrılığı da yadırgamıyorum demek ki!
    Ben galiba gidiyorum sevgili! İçimde bitirilmemiş düşlerim, cebimde seninle kurulmuş hayallerim, bir türlü anlatamadığım sevgim, beceriksizliğim ve her yanında ismin yazan kalbimi elime aldım, gitmeye hazırlanıyorum. Arkamızdan kimsenin söyleyecek sözü yok. Dedikodumuzu da yapamayacaklar. Kim ne biliyor ki? Benim anlattıklarımdan başka, senin dünyanda beni tanıyan bile yok. Yani, bu ayrılık seni vurmayacak. İçimde biraz burukluk olsa da, nefes aldığım sürece seni aklımın, kalbimin bir yerinde tutacağımı biliyorsun. Nerede ve kiminle olursan ol, hangi derdin içine girmiş olsan da, merak etme seni dualarım koruyacak. Bundan eminim çünkü seven bir kalbin ettiği güzel dualar, bu koca evrende kabul göreceği yere ulaşacaktır. Artık vakit geldi ve ben galiba gidiyorum sevgili, ama sen dur dersen….

    İNSANIN TEN RENGİNİ BELİRLEYEN MOLEKÜLLER…2


    Melanin denilen hücreleri tarafından üretilen melanositler olarak adlandırılan bir işlemle melanogenesis . Melanin bir tarafından tetiklenen enzim denilentirozinaz deri rengi oluşturur, gözler ve saç tonları. : Melanositler melanin iki tür üretmek pheomelanin (kırmızı) ve eumelanin (çok koyu kahverengi). Tutar ve üretilen melanin Her iki tip bir dizi tarafından kontrol edilen genlerin altında çalışır eksik üstünlük . Çeşitli genlerin her birinin bir kopyasını her ebeveynden gelen edilir. Her gen birden gelebilir alel insan cildinin tonları çok çeşitli sonuçlanan.
    Melanin miktarını kontrol ultraviyole emilimini tarafından cilde nüfuz güneşten gelen ultraviyole (UV) radyasyonu. UV radyasyon D vitamini üretimi, aşırı UV ışınlarına maruz kalmanın sağlık zarar verebilir yardımcı olabilir iken.

    değiştir ]Genetik cilt rengi değişimi

    KIT ligandı (KITLG) gen melanosit kalıcı yaşam, proliferasyon ve göç yer almaktadır. [ 6 ] Bu gen mutasyon, A326G (rs642742 [ 7 ] ) olumlu Afrikalı-Amerikalılar deride renk varyasyonları ile ilişkili olmuştur karışık Batı Afrika ve Avrupa kökenli, Afrika ve Afrikalı olmayan nüfus arasındaki melanin farkın% 15-20 hesaba tahmin edilmektedir. [ 8 ] A326G alel az 10 ile karşılaştırıldığında, Avrupa ve Asya örneklerin% 80’inden fazlasında meydana Afrika örneklerinde%. [ 9 ]
    Agouti sinyal peptid (ASIP) gibi davranır, bir ters agonist yerine bağlayıcı, alfa-MSH ve böylece inhibe eumelanin üretimi. Çalışmalar çevresinde allel buldukASIP insanlarda cilt rengi ile ilişkilidir – rs2424984 [ 10 ] insan fenotipleri bir adli analiz cilt tonunu bir göstergesi olarak tespit edilmiştir [ 11 ] ve Avrupalılar yaklaşık% 80 bir frekansı vardır , Asyalılar% 75, Afrikalılar% 20-25. [ 12 ] A 2 – SNP haplotip (rs4911414 [ 13 ] ve rs1015362 [ 14 ] ), aynı zamanda Avrupa halklarının içinde cilde renk çeşitliliği ile bağlantılı olmuştur [ 15 ] ve benzer var frekans dağılımı. [ 16 ]
    Katı taşıyıcı 24 aile üyesi 5 (SLC24A5) melanositler olarak kalsiyum düzenler ve sürecinde önemli melanogenesis . Thr111Ala allel (rs1426654 [ 17 ] ) bir dizi çalışma içinde Avrupalı ​​açık ten rengi önemli bir faktör olduğu gösterilmiştir. [ 11 ] [ 18 ] [ 19 ] [ 20 ] , hemen hemen olmayan Asya olduğu ve Afrika toplumlarında ve Avrupalıların yaklaşık% 99.9 bulunur. [ 21 ] Bu Avrupalılar ve Afrikalılar arasındaki cilt tonu farkı bazı% 25-40 temsil inanılıyor, [ 22 ] ve benzeri gibi içinde olarak son zamanlarda ortaya çıkmış görünüyor son 10.000 yıldır. [ 23 ]
    Katı taşıyıcı ailesi 45 üyesi 2 taşıma ve işleme (SLC45A2 veya MATP) yardımları tirozin , melanin habercisi. Ayrıca aracılığıyla, modern Avrupalıların ten rengi önemli bir faktör olduğu gösterilmiştir onun Phe374Leu (rs16891982 [ 24 ] ) varyasyonu. [ 11 ] [ 15 ] [ 19 ] [ 20 ] [ 25 ] gibi SLC24A5 , Avrupa içinde her yerde başka toplumlarda ama son derece nadirdir.
    TYR gen tirozin melanin üretimini de yer almaktadır tirozinaz enzimi kodlar. Bu bir allel var Ser192Tyr (rs1042602 [ 26 ] Avrupalıların% 40-50 olarak sadece bulundu), [ 27 ] ve karışık ırk Güney Asya çalışmalarında açık renkli deri ile bağlantılı [ 19 ] ve Afrikalı-Amerikalı [ 28 ] nüfus.
    Okülokutanöz albinizm II (OCA2) düzenlenmesinde yardımcı pH melanositlerdeki. His615Arg (rs1800414 [ 29 ] ) alleli Afrika ve Doğu Asya nüfus arasındaki cilt tonu farkı yaklaşık% 8 hesap gösterilmiştir. [ 30 ] Bu Doğu Asya örneklerinin% 85 bulundu ve Avrupa varolmayan olduğunu ve Afrika örnekleri. [ 31 ]
    Bir dizi çalışmada Asya toplumlarında anlamlı frekansları allelleri ile sahip insan deri pigmentasyonu ile bağlantılı bir gen bulduk. Deri tonu değişim ölçüleri bağlı olmasa da, doğrudan dopachrome tautomerase (DCT veya TYRP2 rs2031526 [ 32 ] ), [ 33 ] 1 melanokortin reseptörü (MC1R) Arg163Gln (rs885479 [ 34 ] )[ 35 ] ve attractin (ATRN) [ 25 ] Doğu Asya toplumlarında ışığın cildin evrimine katkıda bulunabilecek potansiyel olarak belirtilmiştir.
    Genlerdeki mutasyonlar sayesinde cilt rengini etkileyebilir da neden olabilir okülokutanöz albinizm bir gözde pigment eksikliği, cilt ve bazen nüfusun çok küçük bir bölümünü zaman zaman gerçekleşen saç – (OCA). Ve dört bilinen türleri OCA mutasyonlar neden olduğu TYR , OCA2 , TYRP1 ve SLC45A2 genler.[ 36 ]
    Gen MC1R pheomelanin ve eumelanin insanlarda olup olmadığını belirlemek için sorumludur. Bu çok mutasyonları polimorfik gibi gen, Arg151Sys (rs1805007[ 37 ] ), Arg160Trp (rs1805008 [ 38 ] ), Asp294Sys (rs1805009 [ 39 ] ), Val60Leu (rs1805005 [ 40 ] ) ve Val92Met (rs2228479 [ 41 ] ) olduğu neden olduğu gösterilmiştir kızıl saçlı insan nüfusunun küçük bir yüzdesini tan değil ve soluk cilt. [ 42 ] bu olsa allelleri , Afrika, Avrupa ve Asya toplumlarının genelinde frekansları farklı orada, hiçbir kanıt olduğunu pozitif seçimi onlar için ve onlar yapmak nüfus Avrasya hafif deri evrimi ile ilişkili görünmemektedir. [ 25 ] [ 28 ]

    değiştir ]cilt rengi Evrimi

    Bu yaklaşık 1,5 milyon yıl önce yeryüzünde, kurak, açık manzara içine yemyeşil yağmur ormanlarından hominidler sürdü megadrought katlandı teorize edilir.Bu, yoğun vücut saç kaybı ile birleştiğinde, erken insan derisi aşırı UV-B radyasyon ve xeric strese tahammül neden oldu. [ 43 ] Rogers ve ark. (2004) farklı insanlar için MC1R nükleotid dizileri varyasyonun bir muayene soy ve dizileri karşılaştırıldığında şempanzeler ve insanların Dünya’nın çeşitli bölgelerinden.Rogers yaklaşık beş milyon yıl önce, şempanze ile insan arasında evrimsel ayrılması sırasında, tüm insanların ortak ataya koyu renk saçları ile kaplıydı açık tenli olduğu sonucuna vardı. Ayrıca, en yakın akrabası kaybolmamış, şempanze, kalın gövde kıllarla kaplı açık tenli. [ 44 ] zaman insan saçı fazla terleme yoluyla daha iyi bir ısı dağılımı sağlamak için kayboldu [ 3 ] ve cilt tonunu artırmak için koyulaşmıştır epidermal geçirgenlik bariyer [ 43 ] ve korumak folattükenmesi nedeniyle güneş ışığına artan maruz kalma. [ 4 ] 1.2 milyon yıl olarak önce, bir zaman etrafında homo ergaster ve Homo erectus , yaşayan tüm insanların ataları bugün modern Afrikalıların tam olarak aynı reseptör protein vardı . [ 44 ] hafif deri sonuçlandı herhangi bir gen varyasyonlarının yoğun Afrika güneşi altında hayatta kalmak için daha az muhtemel olduğunu, ve insan cildi sonraki 1,1 milyon yıl boyunca karanlık kalması anlamına Evrimsel basıncı.
    70,000-100,000 yıl kadar önce bazı modern insanlar onlar muhtemelen soğuk iklim koşullarına karşı korumak için giysi daha fazla kullanımı için ihtiyaç nedeniyle kısmen, az yoğun güneş ışığına maruz kalan yerlerde tropik kuzeye uzağa göç etmeye başladılar. Bu koşullar altında daha az photodestruction vardı folat ve böylece hayatta düşürülmüştür gelen hafif tenli gen varyantları durdurma evrimsel baskı. Buna ek olarak, hafif bir cilt daha üretebileceği D vitamini D vitamini kaynakları kısıtlı olsaydı bu azaltılmış güneş ışığı altında bir sağlık yararı temsil olurdu böylece koyu cilt daha (kolekalsiferol) [ 3 ] insan evrimi için Dolayısıyla öncü hipotezini ten rengi önerir:
    1. ~ 1.2 milyon yıl önce Gönderen az 100.000 yıl önce, tüm insanların ataları canlı koyu tenli Afrikalılar vardı.
    2. Nüfus göç etmeye başlayınca, cilt karanlık tutmak evrimsel kısıtlama kuzey nüfus içinde cilt tonları bir dizi sonuçlanan bir nüfus göç mesafesi Kuzey orantılı düşmüştür.
    3. Bir noktada, kuzey nüfus güneş ve bu popülasyonların kayboldu koyu cilt için genler D vitamini artan üretim nedeniyle hafif bir cilt için pozitif seçimi yaşadı.
    Doğu Asyalılar ve Avrupalılar arasında farklı olsa da açık ten giden genetik mutasyonlar, [ 25 ] iki grup kuzey enlemlerde yerleşim nedeniyle benzer bir seçici baskı deneyimli öneririz. [ 5 ]
    Yüksek D vitamini emilimi nedeniyle hafif bir cilt için seçim yakında sonra meydana geldiği uzun soluklu hipotez vardır Out of Africa bazen 40.000 yıl önce önce göç. Araştırmacılar bir dizi bu katılmıyorum ve kuzey enlemleri yeterince izin öneririz D vitamini sentezini nüfusu sağlıklı tutmak için avcılık yiyecek kaynakları ile birlikte, tarım ve kabul edildi ancak zaman orada D vitamini sentezini artırmak için hafif bir cilt için bir ihtiyaç oldu . teorisi diyet av hayvanları eti, balık ve bazı bitkilerin azalması Avrupa ve Asya’da yerleşim yıl sonra ışığı binlerce dönüm deri sonuçlandı. düşündürmektedir [ 45 ] [ 46 ] Bu teori bir çalışma tarafından desteklenmektedir içine SLC24A5 Avrupa’da hafif deri ile ilişkili allelle gibi yakın 6,000-10,000 yıl önce kökenli olabileceği bulundu gen[ 23 ] tarımın en erken kanıt doğrultusunda budur. [ 47 ]
    Insanlarda cilt pigmentasyon evriminin en son zamanlarda önerilen sürücülerden biri koyu pigmentli deri üstün bir bariyer fonksiyonunu gösterir araştırmalara dayanmaktadır. Geçirgenlik bariyer ve antimikrobiyal bariyer dahil olmak üzere deri çoğu koruma fonksiyonları, ikamet stratum korneum (SC) ve araştırmacılar SC insan vücudunun saç dökülmesi bu yana en genetik değişime uğramıştır olduğunu düşünüyoruz. Doğal seleksiyon tercih ederdik böyle bir koruyucu adaptasyon pigmentasyon olduğunu, bu temel engeli korumak mutasyonlar interfolliküler epidermis olmayan pigmente deri ile karşılaştırıldığında olarak bariyer fonksiyonu iyileştirir çünkü. Yemyeşil yağmur ormanları ise, UV-B radyasyon ve xeric stres aşırı hafif pigmentasyon değildi nerede yaklaşık olarak zararlı olmazdı. Bu hafif pigmentli ve koyu tenli insanların yan yana ikamet açıklıyor .. [ 48 ]

    değiştir ]Düzensiz pigmentasyon

    Çeşit düzensiz pigmentasyon etnik ya da ten rengi ne olursa olsun, çoğu insan etkiler. Cilt ya da normalden daha açık veya daha koyu görünebilir;, gri renk değişimi veya çillenme için kahverengi lekeler lekeli, pürüzlü alanlar olabilir. Vücudun ya çok fazla veya çok az melanin üretir çünkü Cilt pigmentasyon bozuklukları oluşabilir.
    Olarak da bilinen artan melanin üretimini, hiperpigmentasyon , olabilir:
    • Melasma cilt koyulaşması açıklanmaktadır.
    • Chloasma hormonların neden olduğu cilt renk değişimleri açıklar. Bu hormonal değişiklikler genellikle hamilelik, doğum kontrol hapları ya da östrojen replasman tedavisi sonucudur.
    • Güneş lentigo da “karaciğer lekeleri” ya da “senil çiller” olarak bilinen, yaşlanma ve güneş tarafından neden olduğu deri üzerinde karartılmış lekeler anlamına gelir. Bu noktalar Korunmasız güneşe maruz kalmanın uzun bir geçmişi olan erişkinlerde oldukça yaygındır.
    Kenara güneşten ve hormonlar, hiperpigmentasyon gibi lekeleri, yara veya döküntüleri kalıntıları olarak cilt hasarı, neden olabilir. [ 49 ] Bu koyu cilt tonları olanlarda özellikle doğrudur.
    Solma cilt, kahverengi lekeler veya alanlardan karanlık alanların en tipik nedeni korunmasız güneşe maruz kalmasıdır. Bir kez hatalı olarak anılacaktırkaraciğer lekeleri , bu pigment sorunları karaciğer ile bağlantılı değildir.
    Orta cilt tonları için hafif üzerinde, güneş lentigenes olarak ortaya küçük büyümek ve bu elleri geri olarak en korunmasız güneşe maruz kalma, ön kol almak vücut bölgelerinde zamanla birikebilir çillenme orta ölçekli kahverengi lekeler , göğüs ve yüz. Koyu cilt renkleri olan için, bu renklenme kül gri deri yamaları veya alanlar olarak görülebilir.

    değiştir ]güneşe maruz kalmak

    Melanin deride güneş radyasyonu emerek vücudu korur. Genel olarak, deri içinde var daha melanin daha fazla güneş radyasyonunun absorbe edilebilir. Aşırı güneş radyasyonu neden direkt ve indirekt DNA hasarı cilt ve vücut doğal mücadele etmek ve hasarı gidermek ve cilt hücrelerini içine daha fazla melanin oluşturarak ve bırakmadan cildi korumak istiyor. Melanin, cildin rengi koyulaşır, ancak üretimi de güneş yanığına neden olabilir ile. Tabaklama işlemi de yapay UV radyasyon tarafından oluşturulabilir.
    Katılan iki farklı mekanizmalar vardır. İlk olarak, UVA radyasyonu nedenle mevcut melanin oksitlenir oksidatif stres oluşturur ve melanin karartma hızlı yol açar. İkincisi, melanin üretimi (bir artış vardır melanogenesis ). [ 50 ] melanogenez tabaklama ve ilk maruz kaldıktan sonra 72 saat görünür hale gecikmeli yol açar. Artan bir melanogenesis tarafından oluşturulan açık kahverengi çok daha uzun olan melanin oksidasyon neden olduğu bir sürer.
    Kişinin doğal ten rengi güneşe maruz kalma tepkileri üzerinde bir etkisi vardır. Insan derisinde tonu koyu kahverengiden deride kan nedeniyle kırmızımsı görünebilir neredeyse renksiz pigmentasyon, değişebilir. Bu her zaman böyle olmasa da Avrupalılar genellikle hafif deri, saç ve başka bir grup daha gözlerin var. Bu çok evrensel olmasa da Afrikalılar genellikle koyu cilt, saç ve gözleri vardır. Pratik amaçlar için, bu tür maruz kalma süresi gibi güneşlenme , altı cilt tipleri hafiflik azalan sırayla listelenir Fitzpatrick (1975), aşağıdaki ayrılır: [ 51 ] [ 52 ] [ 53 ]
    Tip Ayrıca denilen Sunburning Davranış Bronzlaşma Von Luschan kullanıcısının kromatik ölçekli
    Ben Çok açık renkli veya beyaz, ‘Celtic’ türü Sık sık Bazen 1-5
    II Avrupa Işık veya açık tenli, Genellikle Bazen 6-10
    III Hafif orta ve Güney Avrupa ve Doğu Asya Nadiren Genellikle 11-15
    IV Ayrıca Koyu ara, “Akdeniz” ya da ” zeytin cilt “ Nadiren Sık sık 16-21
    V Koyu veya ” kahverengi “tipi Çok nadiren Bazen koyulaştırır 22-28
    VI Çok koyu ya da ” siyah “tipi Son derece nadir Doğal siyah-kahverengi deri 29-36
    Melanin büyük konsantrasyonları ile Koyu cilt maruz kalmaya karşı korur ultraviyole ışık ve deri kanserleri ; açık tenli kişilerin cilt kanserinden ölme on kat daha fazla risk hakkında sahip, koyu tenli kişilere kıyasla, eşit altında güneş ışığına maruz kalma. Ayrıca, UV-A ışınları güneş ışığından ile etkileşime girdiğine inanılan folik asit sağlığına zarar verebilecek şekilde. [ 54 ]
    Güneş ışığı ultraviyole radyasyonu en yoğun olduğu zaman geleneksel toplumların bir dizi olarak güneşin özellikle öğlen, mümkün olduğunca kaçınılmıştır.Insanlar gölgede kaldı ve bir şekerleme ardından ana yemek vardı Intermediate bir zaman oldu. [ 55 ]
    Koyu cilt yoğun ultraviyole ışığa karşı daha iyi koruma sunarken, düşük D vitamini düzeyleri neden olabilir ve bu Afrikalı Amerikalılar gibi nispeten yüksek enlem, yaşayan koyu tenli kişilerde, yetersiz D vitamini düzeyleri olabileceği endişe yol açmıştır. [ 56 ] [ 57 ] Araştırma Batılı toplumlarda yaşayan koyu tenli insanlar daha düşük D vitamini düzeyleri sahip olduğunu göstermektedir. [ 58 ] [ 59 ] koyu tenli kişilerde düşük D vitamini düzeyleri için açıklama bu olduğu düşünülmektedir melanin cilt D vitamini sentezini engeller . [ 60 ] Bazı yeni çalışmalar Afrika kökenli insanlar arasında düşük D vitamini düzeyleri diğer nedenlerle olabileceğini romanı kanıtlar bulduk, [ 61 ] öyle ki siyah kadınların serum bir artış var gibi paratiroid hormon  – advers kardiyovasküler sonuçları karışmış – beyaz kadınlar daha düşük D vitamini düzeyinde. [ 62 ] Beyaz ırkta D vitamini yetersizliği genetik belirleyicileri büyük ölçekli bir ilişki çalışmasında pigmentasyon hiçbir bağlantılar bulunmuştur. [ 63 ] [ 64 ]
    Başka bir yeni çalışmada, cilt tipi 6 ile Doğu Afrika’da geleneksel olarak yaşayan insanların D vitamini düzeyleri aslında ilk kez ölçüldü; bunun ortalama kalsidiol seviyesi 115 nmol / l, olduğu tespit edilmiştir [ 65 ] araştırmacılara göre beklenenden çok daha yüksektir. [ 66 ]
    “Bir çatı altında, bir PC arkasında onların çoğu zaman harcamak ya da tamamen kendi giyim alışkanlıkları ile korunmaktadır olmadığı için, bu insanlar çok daha yüksek bir statü beklenen,” Luxwolda dedi. “Ancak, biz onların durumunu bu kalsiyum homeostazı ve kemik kırıkları ile ilgili önceki çalışmalarda en karlı görünüyordu çünkü biz beklediği 80 nmol / l’den bile daha yüksek olduğunu şaşırdık.”

    değiştir ]Coğrafi varyasyon

    Harita yerli dayalı dünya deri rengi dağılımı Von Luschan en kromatik gam .

    Deri rengi varyansın yaklaşık% 10’u bölge içinde gerçekleşir, ve ~ 90% bölgeler arasında oluşur. [ 67 ]deri rengini güçlü bir seçici baskı altında olmuştur Çünkü, benzer cilt rengi ziyade genetik akrabalığı yakınsamasından adaptasyon sonucu, nüfus ile yapabilirsiniz benzer pigmentasyon diğer ayrıktır gruplarına göre genetiği daha benzer olabilir. Ayrıca, farklı bölgelerden insanların yoğun karışık sahip olduğu dünyanın bazı bölgelerinde, deri rengi ve soy arasındaki bağlantıyı büyük ölçüde zayıflamıştır.[ 68 ] Brezilya, örneğin, deri rengi yakından son yüzdesi ile ilişkili değil Afrikalı ataları bir kişi olarak kıta gruplar arasındaki frekans farklı genetik varyantları bir analizinden tahmin etmiştir. [ 69 ]
    Önemli spekülasyon gibi birçok doğu ve kuzeydoğu Asyalılar gözlenen yüz özelliklerinin takımyıldızı gibi grupların karakteristik diğer fiziksel özellikleri, olası adaptif değeri kuşattı. [ 70 ] Ancak, herhangi bir fiziksel karakteristik genellikle birden fazla grup içinde bulunan, [ 71 ] ve çevresel seçici baskılar şeklindeki belirli fiziksel özellikler gibi özellikler bu yana, zor olacağını gösteren belli görünümleriyle veya genetik sürüklenme bireyler için eşeysel seçilim sonucu olabilir. [ 72 ]

    değiştir ]Sosyal statü ve ırkçılık

    Göre Cilt renkleri von Luschan ölçekli

    Hümanist Frank Snowden göre, cilt renginizi belirlemeniz vermedi sosyal statü antik yılında Mısır , Yunanistan veya Roma .Büyük güç ve bağımlı devlet arasındaki ilişkiler, ten rengi olandan bir kişinin durumu daha belirgin olarak görülüyordu. [ 73 ]
    Tercih edilen cilt tonunu kültür göre değişir ve zaman içinde değişmiştir. Gibi gibi yerli Afrikalı gruplar, bir dizi Masai , büyücülük ile ilgili kötü ruhlar tarafından lanetlenmiş ya neden oluyor ilişkili soluk cilt. Onlar gibi koşulları ile doğmuş olan çocuklarını terk edecekti albinizm ve koyu cilt için bir cinsel tercihi gösterdi. [ 74 ]
    Birçok kültür tarihsel kadınlar için hafif bir cilt gözetti. Avrupa’da, önce Sanayi Devrimi , soluk cilt tercih ve yüksek sosyal statü göstergesi oldu. Yoksul sınıfları açık havada çalıştı ve üst sınıf kapalı kaldı ve açık tenli varken, güneşe maruz kalma koyu cilt var. Işık cilt zenginlik ve yüksek konumu ile ilgili oldu. [ 75 ] yapay kendi cilt tonu beyazlatmak için kendi cilt üzerinde kurşun bazlı kozmetik koymak gibi kadınlar bile kadar gitti. [ 76 ] Ancak, kesinlikle bu kozmetik neden izlenmez zaman kurşun zehirlenmesi . Bir açık tenli bir görünüm kullanımı da dahil, pek çok başka yollarla ilgili getirildi sağlanmasıarsenik deride, ve tozlar beyazlatmak için. Diğer yöntemler giyen tam uzunlukta kıyafetleri dahil eldiven ve şemsiyeler de dahil olmak üzere açık havada,.
    Ilham Avrupa ülkeleri tarafından Kolonizasyon ve kölelik ırkçılığı koyu tenli insanların medeniyetsiz ve inferior ve modern zamanlarda yaşatılamamıştır devam etmiştir hafif tenli işgalciler, emrine dikkat edilmesi olduğu inancı ile açtı. [ 77 ] sırasında köleliği , hafif tenli Afrikalı Amerikalılar daha akıllı kooperatif ve güzel olarak algılandığını. [ 78 ] Onlar evde köle olarak çalışmak daha fazlaydı ve ayrıca çiftlik sahipleri ve gözetmen tarafından tercihli muamele verildi. Örneğin, bir eğitim almak için bir şansı vardı [ 79 ] koyu Afrikalı Amerikalılar alanlarında çalıştı ve bir eğitim alamadım ederken. [ 80 ] adil bir cilt için tercih sonuna kadar önde kaldı Viktorya dönemi , ancak değer ve güzellik konusunda ırksal basmakalıp 20. yüzyılın son yarısında hala kalıcı ve günümüzde devam etmektedir. Afrika kökenli Amerikalı gazeteci Jill Nelson “güzel hem olması ve siyah imkansız” olduğunu yazdı [ 81 ] ve özenli:
    Biz değeri kadın gibi, ince ve açık, kişisel hem de siyasi yönden büyük ölçüde biz bakmak nasıl belirlendiğini kız olarak öğrenmek … … Siyah kadınlar için, kadınların tanımı ve değer güzellik fiziksel yönlerini tahakküm çoğumuz Batı güzellik önemli tılsım eksikliği beri kısmen, bir ömür boyu, bazen silinmiş, ya da takıntılı, bizi görünmez kılıyor. Siyah kadınlar kendilerini hiçbir olumlu yansımasını sunan bir kültür kendini tanımlamak. Için bir ömür boyu çaba yer bulmak [ 81 ]

    Bir Vietnam motosikletçi tropik sıcağa rağmen, güneş engellemek için uzun eldiven giyer.

    Çoğu aktör ve aktrisler ışığı cilde sahip, [ 82 ] ve beyazlar azınlıkta olan Latin Amerika ülkeleri gibi bazı ülkelerde fuar veya hafif cilt için bir tercih, olacaksa devam ediyor. [ 83 ] Meksika’da, açık tenli, güç ile ilişkili yanı sıra çekiciliğini. [ 84 ] Bir koyu tenli kişi Brezilya’da ayrımcılığa uğraması olasılığı daha yüksektir. [ 85 ] Latin Amerika ve İspanyol ABD’de Birçok aktör ve aktrisler özellikleri-Avrupa var sarı saçları , mavi gözleri ve soluk cilt . [ 86 ] [ 87 ] [ 88 ] [ 89 ] [ 90 ] [ 91 ] [ 92 ] [ 93 ]Bir ışık tenli kişi daha ayrıcalıklı olması ve daha yüksek sosyal statüye sahip kabul edilir; açık tenli bir kişi olarak kabul edilir daha güzel ve o kişi daha fazla zenginlik var demektir. Cilt rengi belirli kelimeleri “farklı cilt tonları tanımlamak bazı ülkelerde böyle bir saplantı jincha “,” ile “bardak süt” için Porto Rikolu argo morena anlamıyla “kahverengi”, “. [ 93 ]
    Cilt beyazlatma ürünleri genellikle tarihsel inançları ve adil cilt ile ilgili algılamalar nedeniyle, zaman içinde önemli kalmıştır. Dünya çapında Cilt beyazlatma ürünleri satışları 2008 40 $ için 43 $ milyar büyüdü. [ 94 ] olarak Güney ve Doğu Asya ülkeleri, açık tenli geleneksel daha çekici olarak görülmektedir ve hafif bir cilt için bir tercih halen yaygındır. Antik Çin ve Japonya, örneğin, soluk cilt adil cilt tonları ile kadınlar ve tanrıçaları tasvir antik çizimler geri izlenebilmektedir.Antik Çin, Japonya ve Güneydoğu Asya’da, soluk cilt zenginlik işareti olarak görüldü. Böylece, kozmetik ürünleri beyazlatma cilt. Doğu Asya’da popüler olan [ 95 ] incelenen her 10 kadından 4’ü Hong Kong , Malezya , Filipinler ve Güney Kore bir cilt beyazlatma krem kullanılabilir ve 60’dan fazla şirket küresel Asya’nın tahmin 18 $ için yarışacak milyar piyasa. [ 96 ] kozmetik sektöründe yönetmeliklerde değişiklikler zarar ücretsiz cilt lighteners tanıtan cilt bakım şirketleri yol açmıştır. Bu da Güney Asya ülkelerinde ortaya çıkar, ve Hindistan , soluk cilt daha cazip kabul edilir. Hindistan’da, koyu cilt bazen bir alt sınıf durumu ile ilişkilidir ve bazı insanlar daha sosyal gereklilikten düşünün bir cilt rengi elde etmek için beyazlatma cilt için çare. [ 97 ] yılında Japonya , geyşa de kendi beyaz boyalı yüzler için bilinen ve itiraz bihaku ( 美白? ) , ya da “güzel beyaz”, ideal bronzlaşma herhangi bir şekilde kaçınmak için birçok Japon kadınları neden olmaktadır. [ 98 ] Bu istisnalar vardır, örneğin Japon moda trendleri ile Ganguro neredeyse siyah deri vurgulayarak. Cilt beyazlatma da nadir değildir yılında Afrika , [ 99 ] [ 100 ] ve çeşitli araştırma projeleri Afro-Amerikan toplumda hafif cilt için genel bir tercih ettiler. [ 101 ] Buna karşılık, Bikosso kabilesinin erkekler üzerinde yapılan bir çalışmada Kamerun hafif cilt rengi göre kadınların çekiciliği için hiçbir tercih, soru içine münhasıran Afrika nüfus arasındaki deri rengi tercihleri ​​üzerinde duruldu vardı önceki çalışmaların evrenselliğini getiren bulundu. [ 102 ]
    Bu ortalama, belirli bir kökenli kadınların aynı soy erkeklerden daha hafif bir cilt tonu var olduğu tespit edilmiştir [ 3 ] Dünya çapında birçok kültürde erkeklerin kadın ve karanlıkta solukluk için bir cinsel tercihi var olduğunu ve. Yazdığı önsözde Peter Frost’un 2005 Fuarı Kadın, Koyu Erkekler , [ 103 ]University of Washington Hemen hemen bütün kültürlerde bile adil bayan cilt için belirgin bir tercih, çok az veya hiç maruz kalma ile bu ifade de sosyolog Pierre L. van den Berghe “belirterek, Avrupa emperyalizmi ve hatta üyeleri yoğun pigmentli olan bu, birçok erkek pigmentasyon kayıtsız, hatta erkeklerin koyu olmasını tercih vardır. ” [ 104 ] O, Batı dünyasında popüler medya arda ile siyahlar ilişkili olduğunu ayrıntılarıyla “avantajlı basmakalıp” olarak çok gibi “birçok diğer şeyler arasında, atletik yetenek övgü mitler ve genellikle üstün genetik kalıtımın erkek olarak tasvir” gibi negatif olanlar gibi. [ 103 ]
    Hafif cilt için bir tercih Önemli istisnalar Batı kültüründe 20. yüzyılın ortalarında ortaya çıkmaya başladı. [ 105 ] rağmen alt sınıfın güneşe maruz kalan el emeği ile ilişkili olarak kullanılan güneş tabaklanmış deri, dernekler sırasında dramatik tersine oldu Bu sefer – genellikle trend Fransız kadın yatırılacaktır bir değişiklik Coco Chanel tabaklanmış deri yapma, şık sağlıklı ve lüks görünüyor. [ 106 ] Bugün, hafif cilt için bir tercih ülke açısından tabaklanmış deri içinde birçok, Amerika Birleşik Devletleri halen yaygındır olsa soluk cilt daha çekici ve daha sağlıklı hem de. [ 107 ] [ 108 ] [ 109 ] [ 110 ] Batılı medya ve popüler kültürün koyu cilt hakkında olumsuz kalıplaşmış, güçlendirmeye devam etmiştir [ 111 ] , ancak soluk cilt kapalı ofis işleri ile ilişkili olmuştur tabaklanmış deri artan boş zaman, sportiflik ve zenginlik ve yüksek sosyal statü ile birlikte iyi bir sağlık ile ilişkilidir. olurken [ 75 ] bronzlaşma derecesi doğrudan genç bir kadın da ortaya çıkmıştır nasıl çekici ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar. [ 112 ] [ 113 ] Ayrıca, koyu tenli kadınlar algılanan çekiciliği bir artış olmuştur.[ 114 ]

    düzenle ]Ayrıca bakınız

    Diğer:

    değiştir ]Referanslar

    1. ^ Walters ve Roberts 2008 , s. 61.
    2. ^ Relethford, JH (2000). “İnsan ten rengi çeşitliliği Sahra-altı Afrika toplumlarında yüksek” dedi.İnsan biyolojisi; araştırma uluslararası bir rekor 72(5): 773-80. PMID  11126724 .
    3. d Jablonski, Nina G.; Jablonski, George; Chaplin (2000). “insan cilt renklenmesi evrimi”. İnsanın Evrimi Dergisi 39 (1): 57-106. doi :10.1006/jhev.2000.0403 . PMID  10896812 .
    4. b Jablonski, NG, Chaplin, G. (2010).“Kolokyumu Kağıt: UV radyasyon için bir adaptasyon olarak İnsan deri pigmentasyonu” .Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları 107 : 8962-8. Bibcode 2010PNAS .. 107.8962J . doi :10.1073/pnas.0914628107 . PMC  3.024.016 .PMID  20445093 .
    5. b Juzeniene, Asta; Setlow, Richard; porojnicu, Alina; Steindal, Arnfinn Hykkerud; Moan, Johan (2009). “Farklı insan cilt rengi Gelişimi: fotobiyolojik ve photobiophysical yönlerini vurgulayarak bir yorum”. Fotokimya ve Fotobiyoloji B Dergisi: Biyoloji 96 (2): 93-100. doi :10.1016/j.jphotobiol.2009.04.009 . PMID 19481954 .
    6. ^ Wehrle-Haller, Bernhard (2003). “Melanosit Geliştirme ve Epidermal Homeostazı Kit-Ligand Rolü”. Pigment Hücre Araştırma 16 (3): 287-96.doi : 10.1034/j.1600-0749.2003.00055.x . PMID 12753403 .
    7. ^ Referans SNP (refSNP) Küme Raporu: rs642742 ** klinik ilişkili ** . Ncbi.nlm.nih.gov (2008-12-30). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    8. ^ Miller, Craig T.; Beleza, Sandra, Polen, Alex A.; Schlüter, Dolph; Kittles, Rick A.; Shriver, Mark D.;. Kingsley, David M. (2007) Kit ligand olarak “cis-Düzenleyici Değişiklikler İfade ve Sticklebacks ve İnsanlar “in Pigmentasyon Paralel Evrimi .Hücre 131 (6): 1179-1189. doi :10.1016/j.cell.2007.10.055 . PMC  2.900.316 .PMID  18083106 .
    9. ^ HapMap: rs642742 için SNP raporu .Hapmap.ncbi.nlm.nih.gov (2009-10-19). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    10. ^ Referans SNP (refSNP) Küme Raporu: rs2424984 . Ncbi.nlm.nih.gov (2008-12-30).2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    11. c Valenzuela, Robert K.; Henderson, Miquia S.; Walsh, Monica H.; Garnizon, Nanibaa ‘A.; Kelch, Jessica T.; Cohen-Barak, Orit; Erickson, Drew T.; John Meaney F. ve diğ. . (2010) : “Normal Pigmentasyon Genotip Fenotip mesafede tahmin” . Adli Bilimler Dergisi 55 (2): 315-22. doi10.1111/j.1556-4029.2009.01317.x . PMID 20158590 .
    12. ^ HapMap: rs2424984 için SNP raporu .Hapmap.ncbi.nlm.nih.gov (2009-10-19). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    13. ^ Referans SNP (refSNP) Küme Raporu: rs4911414 ** klinik ilişkili ** . Ncbi.nlm.nih.gov (2008-12-30). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    14. ^ Referans SNP (refSNP) Küme Raporu: rs1015362 ** klinik ilişkili ** . Ncbi.nlm.nih.gov (2008-12-30). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    15. b Nan, Hongmei; Kraft, Peter, Hunter, David J.,. Han, Jiali (2009) “pigmentasyon genler, pigmenter fenotipleri ve Kafkasyalıların cilt kanseri riskinin genetik varyantlar” . Kanser International Journal 125 (4 ):. 909-17 DOI :10.1002/ijc.24327 . PMC  2.700.213 . PMID 19384953 .
    16. ^ HapMap: rs1015362 için SNP raporu .Hapmap.ncbi.nlm.nih.gov (2009-10-19). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    17. ^ Referans SNP (refSNP) Küme Raporu: rs1426654 ** klinik ilişkili ** . Ncbi.nlm.nih.gov (2008-12-30). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    18. ^ Zencefil, RS; Askew, SE; Ogborne, RM, Wilson, S.; Ferdinando, D.; Dadd, T.; Smith, AM; Kazi, S. ve ark. (2007). “SLC24A5 insan epidermal melanogenez düzenler, potasyum-bağımlı sodyum-kalsiyum Değişim aktivite ile bir trans-Golgi ağ proteini kodlar.” Journal of Biological Chemistry283 (9):. 5486-95 DOI : 10.1074/jbc.M707521200Sayfalar  18166528 .
    19. c Stokowski, R; Pantolon, P; Dadd, T; Fereday, A; Hinds, D; Jarman, C; Filsell, W; Zencefil, R ve ark. (2007). “Bir Güney Asya Nüfus Cilt Pigmentasyon bir Genomda Derneği Çalışması” . Genetik İnsan Dergisi 81 (6): 1119-1132. doi : 10.1086/522235 . PMC  2.276.347 .PMID  17999355 .
    20. b Soejima, Mikiko; Koda, Yoshiro (2006).”Pigmentasyon ilişkili genlerin SLC24A5 ve SLC45A2 iki kodlama SNP’lerin Nüfus farklılıkları”. Adli Tıp Dergisi 121 (1): 36-9. doi :10.1007/s00414-006-0112-z . PMID  16847698.
    21. ^ HapMap: rs1426654 için SNP raporu .Hapmap.ncbi.nlm.nih.gov (2009-10-19). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    22. ^ Lamason, RL; Mahideen, MA; Mest, JR; Wong, AC; Norton, HL; Aros, MC; Jurynec, MJ, Mao, X ve ark. (2005). “SLC24A5, varsayılan bir Katyon Değiştirici, Zebra balığı ve İnsanlardaki Pigmentasyon Etkileri”. Science 310 (5755):. 1782-6 DOI : 10.1126/science.1116238 . PMID 16357253 .
    23. b Gibbons, A. (2007). “FİZİKSEL İNSANBİLİMCİLER TOPLANTISI AMERİKAN DERNEĞİ: European Skin Sadece son Soluk Torna, Gen Önerdi”. Science 316 (5823):. 364aDOI : 10.1126/science.316.5823.364a . PMID 17446367 .
    24. ^ Referans SNP (refSNP) Küme Raporu: rs16891982 ** klinik ilişkili ** .Ncbi.nlm.nih.gov (2008-12-30). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    25. d Norton, HL; Kittles, RA; Parra, E.; McKeigue, P.; Mao, X.; Cheng, K.; Canfield, VA, Bradley, DG ve ark. (2006). “Avrupalılar ve Doğu Asyalılar Işık Cilt Yakınsak Evrim Genetik Kanıt”.Molecular Biology and Evolution 24 (3): 710-22.doi : 10.1093/molbev/msl203 . PMID  17182896.
    26. ^ Referans SNP (refSNP) Küme Raporu: rs1042602 ** klinik ilişkili ** . Ncbi.nlm.nih.gov (2008-12-30). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    27. ^ HapMap: rs1042602 için SNP raporu .Hapmap.ncbi.nlm.nih.gov (2009-10-19). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    28. b Shriver MD, Parra EJ, Dios S, ve ark. (Nisan 2003). “Cilt pigmentasyon, biyocoğrafik soy ve katk haritalama” . İnsan Genetiği 112 (4):. 387-399 DOI : 10.1007/s00439-002- 0896-y . PMID 12579416 .
    29. ^ Referans SNP (refSNP) Küme Raporu: rs1800414 . Ncbi.nlm.nih.gov (2008-12-30).2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    30. ^ Edwards, Melissa; BIGHAM, Abigail; Tan, Jinze; Li, Shilin; Gozdzik, Agnes; Ross, Kendra; Jin, Li; Parra, Esteban J. (2010). McVean, Gil. . ed “Doğu Asya Populasyonlarının Melanin İçeriği OCA2 Polimorfizm His615Arg Derneği: Cilt Pigmentasyon Yakınsak Evrim Ek Delil” . PLoS Genetik 6 (3):. e1000867 DOI :10.1371/journal.pgen.1000867 . PMC 2.832.666 . Sayfalar  20221248 .
    31. ^ HapMap: rs1800414 için SNP raporu .Hapmap.ncbi.nlm.nih.gov (2009-10-19). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    32. ^ Referans SNP (refSNP) Küme Raporu: rs2031526 . Ncbi.nlm.nih.gov (2008-12-30).2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    33. ^ Myles, ve ark. (2006), insan nüfusu arasında cilt pigmentasyon görülme sıklıklarını belirleme genler
    34. ^ Referans SNP (refSNP) Küme Raporu: rs885479 . Ncbi.nlm.nih.gov (2008-12-30). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    35. ^ Shi Peng; Lu, Xue Mei, Luo, Huai Rong; Xiang-Yu, Jin-Gong, Zhang, Ya Ping (2001). . “Melanokortin-1 dört Çinli etnik popülasyonlarda reseptör gen varyantının” Hücre Araştırma 11 (1): 81-4. doi : 10.1038/sj.cr.7290070 . PMID 11305330 .
    36. ^ albinizm, okülokutanöz, TİP IA; OCA1A , Johns Hopkins Üniversitesi
    37. ^ Referans SNP (refSNP) Küme Raporu: rs1805007 ** klinik ilişkili ** . Ncbi.nlm.nih.gov (2008-12-30). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    38. ^ Referans SNP (refSNP) Küme Raporu: rs1805008 ** klinik ilişkili ** . Ncbi.nlm.nih.gov (2008-12-30). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    39. ^ Referans SNP (refSNP) Küme Raporu: rs1805009 ** klinik ilişkili ** . Ncbi.nlm.nih.gov (2008-12-30). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    40. ^ Referans SNP (refSNP) Küme Raporu: rs1805005 ** klinik ilişkili ** . Ncbi.nlm.nih.gov (2008-12-30). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    41. ^ Referans SNP (refSNP) Küme Raporu: rs2228479 ** klinik ilişkili ** . Ncbi.nlm.nih.gov (2008-12-30). 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    42. ^ Valverde, Paloma; Healy, Eugene, Jackson, Ian; Rees, Jonathan L.; Thody, Anthony J. (1995).”Melanosit uyarıcı hormon reseptör gen varyantları insanlarda kırmızı saçlı ve tenli ile ilişkilidir”. Nature Genetics 11 (3):. 328-30 DOI :10.1038/ng1195-328 . Sayfalar  7.581.459 .
    43. b Elias, Peter M; Menon, Gapinathan; Wetzel, Bruce J;. Williams, John (Jack) W (2010)“İnsanlardaki Epidermal Pigmentasyon” Sürücü “Evrimsel olarak Bariyer Gereksinimleri” . İnsan Biyolojisi American Journal 22 (4):. 526-537 DOI :10.1002/ajhb.21043 . PMC  3.071.612 . PMID 20209486 .
    44. b Rogers, Iltis & Wooding 2004 , s. 107.
    45. ^ Han, R.; Han, BS Razib (2010). “İnsanlarda Diyet, Hastalık ve pigment değişimi”. Medikal Hipotez 75 (4): 363-7. doi :10.1016/j.mehy.2010.03.033 . PMID  20409647.
    46. ^ Frank W Sweet İnsan Skin Tone Paleo-Etyolojikendini yayınlanan kaynak? ]
    47. ^ Tellier, Luc-Normand (2009). Kentsel dünya tarihi: ekonomik ve coğrafi açıdan . p. 26. ISBN 2-7605-1588-5 .
    48. ^ . Elias, PM; G. Menon, BK Wetzel, JW Williams (2010) “insan epidermal pigmentasyon” sürücü “evrimsel olarak Bariyer gereksinimleri” . İnsan Biyoloji Dergisi 22 .: 526-537 DOI : 10.1002/ajhb 0,21043 . PMC  3.071.612 . PMID  20209486.
    49. ^ Cutis, Ağustos 2005, s 19-23
    50. ^ Agar, Nita; Genç, Antony R. (2005).”Melanogenez: DNA hasarı bir fotokoruyucu yanıtı”. Mutasyon Araştırma / Mutagenezi Temel ve Moleküler Mekanizmalar 571 (1-2): 121-132. doi10.1016/j.mrfmmm.2004.11.016 . PMID 15748643 .
    51. ^ Weller et al, 2008
    52. ^ SunSmart Anasayfa: Birleşik Krallık Kanser Araştırma . Info.cancerresearchuk.org. 2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    53. “hautzone.ch” . hautzone.ch. 2007-05-13 .2012-08-18 alındı ​​.
    54. ^ Vorobey, P; Steindal, AE; Kapalı, MK; Vorobey, A,, J (2006) Moan. . “Çözüm folik asit fotodegradasyon üzerine albümin insan serum Etkisi” Fotokimya ve fotobiyolojisi 82 (3):. 817-22DOI : 10.1562/2005-11-23-RA-739 . PMID 16454580 .
    55. ^ Frost, P. (2005). Fuar Kadınlar, Koyu Erkekler.Renk Önyargı Unutulan Kökler . Christchurch (Yeni Zelanda): Cybereditions. pp 60-2.
    56. ^ Genç Afrikalı-Amerikalılar ‘Düşük D vitamini Düzeyleri Reported .
    57. ^ Hall, LM; Kimlin, MG; Aronov, PA; Hamak, BD; Slusser, JR; Woodhouse, LR,. Stephensen, CB (2010) “D vitamini alımı düşük olan Katılımcılar Hedef serum 25-hidroksi D konsantrasyonları sürdürmek için gerekli Güneş Pozlama ve Koyu Cilt Pigmentasyon “Şu ÖNERİLERİ çok daha yüksektir . Beslenme Dergisi 140 (3):. 542-50DOI : 10.3945/jn.109.115253 . PMC  2.821.886PMID  20053937 .
    58. ^ Azmina Govindji RD (1 Temmuz 2010). “Sizin D vitamini kontör, güneşli” . TheIsmaili.org 2010-07-01 alındı ​​.
    59. ^ Ford, Loretta, Graham, Valerie; Duvar, Alan; Berg, Jonathan (2006). “Bir İngiliz kent kültürlü poliklinik örnekleminde D vitamini konsantrasyonları”. Klinik Biyokimya Annals of 43(Pt 6): 468-73. doi :10.1258/000456306778904614 . PMID 17132277 .
    60. ^ Fact sheet: D vitamini , Ulusal Sağlık Enstitüleri, Diyet takviyeleri Ofisi
    61. ^ Signorello, LB, Williams, SM, Zheng, W; Smith, JR, Uzun, J; Cai, Q; Hargreaves, MK, Hollis, BW ve ark. . (2010) “Afrika kökenli genetik tahminine göre kan D vitamini düzeyleri” . Kanser Epidemiyolojisi, Biyomarkörler ve Önleme 19 (9): 2325-31. doi : 10.1158/1055-9965.EPI-10-0482 .PMC  2938736 . PMID  20647395 .
    62. ^ . Aloia, JF; Chen, DG, Chen, H (2010) “siyah kadınlarda 25 (OH) D / PTH eşiği” . Klinik Endokrinoloji ve Metabolizma Dergisi 95 . (11): 5069-73 DOI : 10,1210 / jc.2010-0610 . PMC 2.968.726 . PMID  20685862 .
    63. ^ Wang, TJ; Zhang, F; Richards, JB; Kestenbaum, B; Van Meurs, JB, Berry, D; Kiel, DP; Streeten, EA ve ark. (2010). “D vitamini yetersizliği Ortak genetik belirleyicileri: Bir genom çapında dernek çalışması” . Lancet 376 (9736):. 180-8 doi :10.1016/S0140-6736 (10) 60588-0 . PMC 3.086.761 . PMID  20541252 .
    64. ^ Bouillon, R (2010). “D vitamini durumu Genetik ve çevresel belirleyiciler”. Lancet 376 (9736): 148-9. doi : 10.1016/S0140-6736 (10) 60635-6 . PMID 20541253 .
    65. ^ MF Luxwolda, RS Kuipers, IP Kema, DAJ Dijck-Brouwer ve FAJ Muskiet, Doğu Afrika Geleneksel yaşayan nüfusun ortalama serum 25-hidroksi 115 D konsantrasyonu nmol / l olması , Beslenme Dergisi, 1 (2012)
    66. ^ Anthony King (2012-02-13) tarafından.“toplumun D vitamini takviyesi gerekebilir Wired” . COSMOS dergisi 2012-08-18 alındı ​​.
    67. ^ Relethford 2002.
    68. ^ Parra et al 2004.
    69. ^ Parra et al 2003.
    70. ^ Guthrie 1996.
    71. ^ Lahr 1996.
    72. ^ Roseman 2004.
    73. ^ Snowden 1970 .
    74. ^ Afrika: Albinizm hakkında dağıttılar Mitleri , Pambazuka Haber, 10 Eylül 2009
    75. b Kruszelnicki, Karl, Bilim Haberleri: Deri Renk 1
    76. ^ . Agredano, YZ, Chan, JL, Kimball, RC, Kimball, AB (Şubat 2006) “hava yolculuğu için Erişilebilirlik artan melanom insidansı ile kuvvetle ilişkilidir” .Melanom Araştırma 16 (1): 77-81. doi : 10.1097/01 . cmr.0000195696.50390.23 . PMID  16432460.
    77. ^ Hall, Ron, Renk Tabanlı Irkçılık Psychogenesis: Koyu tenli Puertorriquenos için Projeksiyon Etkileri
    78. Good Looks “nelerdir” “?” . Kenyon College .09-08-2010 alındı ​​.
    79. “Kağıt Poşet Testi” . St Petersburg Times.2003/08/31 09-08-2010 alındı ​​.
    80. “Işık cidarlı İçindir?” . 2007-08-16 09-08-2010 alındı ​​.
    81. b Jill Nelson (1997). “Düz, No Chaser-Nasıl Grown Up Siyah Kadın-ONLARI dünyadaki en güzel VAR? Oldu” . New York Times 2009-11-06 alındı ​​. “Bir kız ve genç kadın, saç, vücut ve renk gibi kadın güzelliği ve kimliğinin belirlenmesinde toplumun trinity vardı … Biz değeri kadın gibi, ince ve açık, kişisel hem de siyasi yönden büyük ölçüde belirlendiğini kız olarak öğrenmek nasıl bakmak. “
    82. “Blackout” . Newsweek. 07-03-2008 09-08-2010 alındı ​​.
    83. “Belgesel, Etütler Cilt Rengi adlı Etkisi Hakkında Tartışma Renew” . Pittsburg Mesaj Gazetesi.2006-12-26 09-08-2010 alındı ​​.
    84. “Işık Cilt Still Dark Tercih mi?” . Chicago Tribune. 2010-02-26 09-08-2010 alındı ​​.
    85. “Irkçılık Birçok Hues Alır” . Miami Herald.2007-08-24 09-08-2010 alındı ​​.
    86. ^ Quiñónez, Ernesto (2003-06-19). “Y Tu Mama Tambien Siyah” . 2008-05-02 alındı ​​.
    87. ^ Fletcher, Michael A. (2000/08/03). “İspanyol TV Sarışın, Mavi Gözlü Face” . Washingtonpost.com2012-08-18 alındı ​​.
    88. “İspanyol TV’de Sarışın, Mavi Gözlü Euro-Sevimli Latinler” . Latinola.com. 2010-10-24 2012-08-18 alındı ​​.
    89. “Latinos İspanyol TV’de Yansıyan değil” .Vidadeoro.com. 2010-10-25 2012-08-18 alındı ​​.
    90. “Telenovelas nelerdir -? Hispanik Kültürü” .Bellaonline.com 2012-08-18 alındı ​​.
    91. ^ 6 Ağustos 2000 (2000/08/06). “Irksal Önyargı İspanyolca-Dil TV’de Charged” . Articles.sun-sentinel.com 2012-08-18 alındı ​​.
    92. “Siyah Seçmenler” . Siyah Seçmenler 2012-08-18 alındı ​​.
    93. b Jones, Vanessa E. (2004-08-19). “Pride veya Önyargı?” . Boston.com 09-08-2010 alındı ​​.
    94. “Kremler Beyazlatma: Güzel Fade to?” .Northwestern Üniversitesi. 03-10-2010 09-08-2010 alındı ​​.
    95. “Skin Deep: Beyaz olmak Dying” . CNN.2002/05/15 09-08-2010 alındı ​​.
    96. ^ Cilt Asya’da büyük iş beyazlatma . Pri.Org.2011-02-27 tarihinde erişilmiştir.
    97. ^ Sidner, Sara (9 Eylül 2009). “Cilt beyazlatıcı reklamlar ırkçı etiketli” . CNN.com / asia (CNN) .11 Eylül 2009 alındı ​​. “” Biz her zaman yabancı deri veya yabancı saç doğru beyaz bir cilde doğru bir kompleks var, “Jawed Habib diyor. Habib bilmeli. O Hindistan ve dünya genelinde bulunan 140 salonları zinciri sahibi.” Biz Hint insanlar, biz Asya insanların daha koyu, bu yüzden daha adil bakmak istiyorum. “… bir pazarlama çalışması cilt beyazlatma kremleri satış kırsal Hindistan’da yüzde 100’den fazla arttı ve erkek bakım ürünleri için satış yılda yüzde 20 artıyor bulundu.”
    98. ^ Mowbray, Nicole (4 Nisan 2004). “Japon kız solgun beyaz gölge seçin” . Londra: Guardian Unlimited 24 Mayıs 2010 alındı ​​.